Cuma, Mart 28, 2014

Courir..

Prag ki, o yıllarda herkes korkuyor, her yerde, her zaman, herkesten ve her şeyden. Parti'nin yüce çıkarı için en önemli iş artık düşman unsurlarını temizlemek, parçalamak, ezmek, bertaraf etmek. Basın ve radyo sadece bundan söz ediyor, polis ve Devlet Güvenlik Güçleri bununla ilgili. Herkes her an hain, casus, komplocu, sabotajcı, terörist ya da provakatör olarak suçlanabilir, duruma göre Troçkist, Titocu, siyonist ya da sosyal demokrat inanca sahip diye suçlanabilir, kulak ya da milliyetçi burjuva olarak görülebilir.

Herhangi biri, herhangi bir zaman, genellikle bilmediği bir nedenden dolayı kendini bir hapishanede ya da bir kampta bulabilir. Çoğunlukla fikirleri yüzünden de değil, daha çok onu oraya gönderecek gücü olan birinin canını sıktığı için. Her gün, ülkenin dört bir yanından Devlet Güvenliğine yüzlerce mektup gelir, bu çok nazik ve yaratıcı mektuplar güvenlik birimlerinin dikkatini rejime karşı tertip içinde diye şu yoldaşa, şu meslektaşa, bu komşuya, aile ferdine çeker.

İşte daha on yıl önce tanımış olduğunuz noktaya biraz farklı bir biçimde yeniden geldik. Kimse kimseyle konuşmaya, kimse kimseyi dinlemeye cesaret edemediğinden, herkes sürekli birbirinden kaçıyor, ailelerinin içinde bile kimse kimseyi tanımıyor. Eskiden yabancı radyoların dinlenmesi nasıl ağır cezalara çarptırılıyorsa, şimdi de basın hiç olmadığı kadar bağlanmış durumda. Bilinçlerde korku bu şekilde iyice yerleşince yapılacak şey basittir: susmak ve rejimin fanatikçe onayladığı gösterilere ve Başkan Gottwald'a tapınmaya razı olmak ya da bunlara katılmak —ayrıca birkaç ayda, doğrusunu söylemek gerekirse, aralarında Emil'in de bulunduğu bir milyondan fazla kişinin üye olduğu Parti'ye kaydolmak da büyük oranda kurtuluşu sağlayabilir.

Emil'in bir fırsatçı olduğu sanılmasın. Sosyalizmin erdemlerine samimiyetiyle inandığı tartışılmaz, ama aynı biçimde tartışılmaz bir şey varsa o da geldiği noktada başka türlü davranamayacağıdır. Göz önünde olduğunu biliyor; iktidarın düşünürleri, halkın sevdiği büyük sporcunun durumunun mantıksal olarak, burjuva bireyciliğini öne çıkarıp çıkarmadığını sorguluyorlar elbette, çünkü bir atlete yönelik sağlıksız hayranlık Stakhanovcu ideale zarar verebilir.

Tedbiren de olsa onu hep saklamak, formu düşük, yorgun ve hatta hasta olduğunu iddia etmeyi seçseler de Emil Nuh deyip peygamber demiyor. Heino derin ormanlarından homurdanarak çıkıp yeniden on bin metre dünya rekorunu eline geçirdiğinde Emil elli iki gün sonra rekoru elinden alıyor, ama bu kez rakiplerini öylesine geride bırakıyor ki ikinci gelen atlet yarışı dört tur gecikmeyle bitirebiliyor. Beş bin ve on bin metrede Emil yine dünyanın en hızlı koşucusu olarak kalıyor.

Birkaç ay sonra Finlandiya'da yeniden kendi on bin metre rekorunu öyle yerle bir ediyor ki izleyiciler ilk sonuçlar açıklandığında inanamıyor ve ağızları açık kalıyor. Rekor derecesi resmen ilan edildiğinde hiç yavaşlamadan yirmi beş dakika süren bir coşku gösterisi kopuyor. Sessizlik sağlandığında Emil sanki hiçbir şey olmamış gibi dört yüz metre koşucusu hızında şeref turu atıyor. Ve her zaman olduğu gibi onu kutladıklarında,  bunun pek büyük bir şey olmadığını söylüyor, zaferini pistin kalitesine, kuzey ülkesi ikliminin ideal sıcaklığına bağlıyor. Ayrıca, diye ekliyor, bireysel başarıların hiç önemi yoktur. Önemli olan emekçi kitleleri stadyumlara çekebilmektir. İşte önemli olan bu. Tabii, Emil, tabii, bu büyük sana yücelik kazandırıyor.

Kısaca neredeyse her zaman kazanmaya devam ediyor, yağmur altında, karda, dondurucu soğukta, her yerde, herkesi arkasında bırakıyor. Hemen hemen her yerde. Çünkü SSCB ile uydu ülkeleri bir araya getiren Doğu Avrupa karşılaşmalarına, Doğu Berlin'deki, Budapeşte'deki, Bükreş'teki, Varşova'daki komünist koşulara ya da Kırım'a antrenman kampına gideceği zaman elbette Prag'ı terk etmesine izin veriyorlar. Buna karşılık dünyanın özgür olarak bilinen, yani büyük sermayeye teslim olmuş başka yerlerine davet edildiğinde, ki bu çok sık oluyor, zira her yerden çağırıyorlar, söz konusu bile değil. Zaten reddettiğini söyleyen o bile değil, federasyonu. Zaten federasyon, soğuk savaşın da yardımıyla, ancak nadiren cevap gönderiyor.

İdeolojik açıdan sağlam teminatlar sunan ve sosyalist bloktan en iyi atletleri getiren Paris'teki L'Humanité krosuna bile katılmasına izin vermiyorlar. Çekiniyorlar, haklı nedenleri var. Örneğin orta mesafede L'Huma koşusuna katılması için izin verilen Bacigal adlı üniversite öğrencisi genç Çek koşucuyu alalım. İşte buyurun, aklına esip Prag'a dönmeme kararı aldı, Paris'te kalıp siyasi mi ne, öyle bir sığınma talep etmeye kalkıştı. Çok sinir bozucu bir örnek. Önce federasyonun sonra da üst makamların büyük memnuniyetsizliği. Neyse işte, yumuşak tepki verdiler kuşkusuz, önlem aldılar ve teknisyenleri işbaşına getirdiler, çünkü ikamet izni alıp Fransa Yarış Kulübüne kaydolan bu Bacigal'in adını bir daha duyan olmadı.

Özellikle bu tür olumsuzlukların Emil'le yaşanmaması gerek, bu nedenle yakından izleniyor, zaman zaman inzivasından alınıyor, sahneye çıkarılıp, rakip olmadan tek başına gösteri yapması sağlanarak sergileniyor. Çekoslovak ordu günü vesilesiyle Strakov askeri stadyumunda elli bin kişinin önünde futbol turnuvasının devre arasında pistte tek başına koşturuluyor. Hemen sonra ortadan kayboluyor.

İşte böyle saklıyorlar onu, susuyor, sonra hiç kimse ondan söz etmiyor. Sessizliğini koruyor ve bu süre boyunca kendi köşesine çekiliyor, sanki koşuyu bırakmış gibi, öyle ki yurtdışında spekülasyonlar birbirini kovalıyor. Ne yapıyor, nerelere kayboldu. Resmi yarışmalar dışında yurtdışına çıkma izni alabilecek mi bir gün. Gizli gizli rekorlara mı hazırlanıyor. Bilmediğimiz nedenlerden dolayı pistlerden mi çekiliyor. Hâlâ hasta mı, işi bitti mi. Sır. Sır hep iyi bir şeydir.

Hiç yorum yok: