Perşembe, Kasım 14, 2013

Grámosinn glóir..

İşte karşında, onun başarıya ulaşamamış yapıtı duruyor. Yıllar ve yıllar sonra, sen, onun bilincindeki birikimi ortaya çıkaracak ve içerdiği simgeleri yorumlayacak olan, tutkulu bir tükenişle yanıp tutuşan, ve yaşamını sürdürebilmek için, anlaşılmak ve huzur bulmak isteyen bir ruhun sırlarını çözecek olan şeyleri yaratmaktasın; ne var ki bunları geçerli biçimde, imgelerle, dile getirmiş değilsin. Ve salonun hayhuyu ayyuka çıkmakta, neşenin şamatalı sesleri yükselmekte ve çağlayanlar gibi köpürerek dalga dalga, tablonun üzerine boşanmakta; ve sen daha da yoğun bir sessizliğe gömülmektesin; işte yeniden duyulan hüzünlü ve pes tuş vuruşları bir ağ örüyor; birbirine dolanıyor ve yeniden duyuluyor ritimler, daha başka ritimler de; renkler canlanıyor, ve camın o parıltısı, örtüsüz masanın üzerinde yakalıyor ışınları.

Koruyanı yok, sırtı çıplak biri.* Sırtını duvara verip, çöküyorsun oturduğun yere. Sana kimse ulaşamaz burada, hiçbir göz seni arkadan dikizleyemez. Karabüyünün kem gözü de değemez sana. İşte arzuyla yanan gözler ve gece hayatı semtinin kadınları, o saatlerde kendilerine ait olan mekânı gözleriyle sarıyorlar; kimileri mavi, sana usulca değip geçiveriyorlar, davetkâr, asla kara değil onlar; dalganın tepesinden aşan bir kanat gibi, parçalanırken aklaşır maviler; ya da karanlık sularda parlayan bir far sanki, yalnızlığı içinde yükseklerde süzülen bir kuşa vurur ışıkları.

Ve boş masadan ona bakan biri vardı hep. Boşalan şişeyi bırakıp, kalktı, gitti adam.

Ilık bir geceydi, gökyüzü zift karası, elini uzatsan değeceksin sanki. Bir tek yıldız bile yoktu.

Bari güzel bir şeyler söyle bana, dedi kadın, simsiyah saçlarının altındaki mavi gözlerinde açmıştı ruhu. Madem ki bırakıp gideceksin. Gitmen şart mı sanki?

Herkesi terk ederim ben. Yalnızca biri hariç, dedi adam, ayak parmaklarıyla onun karnını gıdıklayarak.

Gitme, kal.

Ses çıkarmadı. Gideceğini biliyordu kadın.

Bir şeyler söyle. Yalnızca benim için, özel bir şeyler.

Sonbahar, dedi adam o zaman; ve rüzgâr. Ve yeni renklerinin şaşkınlığı içinde bir sürü yaprak uçar ağaçlardan, havalanır; ama kanatları olmadığından, yere düşerler, bir su birikintisine yığılır, bir kümeye karışırlar; ve her şey bitmiştir orada. Sonra yine bahar gelecektir, ama bu yapraklar geri gelmez artık.

Kadın bunu söylerken, gözlerinde harika bir şeyin oluştuğunu görüyordu adam.

Ama, yeni yapraklar yeşerecek, dedi kadın.

Evet, tabiî yeşerecek, dedi adam, ama aynı şey değil. O ayrı bir yaşamın öyküsü.

Adam bankta oturuyordu, kaldırım bomboştu.

Ama yakınında birinin bulunduğunu, görmekten çok, seziyordu.

Gece, kocaman bir salon gibi, alabildiğine uzanıyordu. Uzaklardaki memleketinin geceleri başkaydı, sonu gelmeyecek gibi gecelerdi onlar. Burada ise, gökyüzü bir evin damını andırıyordu, bir sonsuzluğu değil. Ve uzay, yıldızlar arası bir boşluk muydu?

* Güçlü Grettir adlı sagadan bir özdeyiş: Onu düşmanlarına karşı koruyacak eşi dostu, yakını olmayan kişi güçsüzdür.

Hiç yorum yok: