Cumartesi, Nisan 13, 2013

Benim Adım Meleklerin Hizasına Yazılıdır..


MİRAÇ

Dalgalanıyor. Hafifçe. Tekdüze. Birbirine sürtünen nesnelerin, atomların, şeylerinin hepsinin entipüften sesleri ve gürültü. Kendi gizemli ezgisini üretiyor. Kendi seslerinin yankısını, kendi çıtırtısını, kendi kuruluşunun bozuluşunun ritmiyle. Seriliyor. Sere serpe. Alıngan ve yalnızlığına düşkün. Patlayarak saçılıyor. Meraklı ve sokulgan. Durmadan bir araya gelme eğilimi gösteriyor.

Sokulganlığı ona hafif bir köpeksilik veriyor. Köpeği böyle bulmuş olmalı. Yavaşlama eğilimi taşıyor. Tembel hayvanı böyle bulmuş olmalı. Durmadan fikir değiştiriyor. Rüzgârı böyle, denizi kararsızlıkla. Salınmayı denerken ağacı buluyor. Serilerek su, dikilerek dağ. Kendinde sertlik buluyor. Taş. Üşüyor, saltık boşluk olarak. Tatlılıkla meyve. Dolgunlukla ekin. Yırtıcılıkla kurt. Bozulmakla, çürümekle yok olmak ve yeniden kurulmak üzere ortadan çekilmekle, içine göçmekle... içi yanıyor. Güneşler patlatıyor, parlıyor. Püskürüyor. Isırıcı dişlerini hayvan ağzına diziyor. Yarasa oluyor, insanın yarasa olası geliyor. Perde kanat, karanlıkta süzülen. Ve kaplan. Ve hep yeniden. Sokucu yılan ve akrep.

Sun-Tzu'yu düşündüm. Büyük usta “düşmanına sarıl” demişti. Elbette. Ama diyorum, insan akrebe yılana ve köpek balığına nasıl sarılır? Düşmanına benze. Bu, olabilir. Belki kastettiği budur. Yerde sürünmek, tıkır tıkır eden takır tukur bir bedeni insanlar ezmesin diye gizlemek, kuyruğunun ucundaki zehirli iğneyi nereye koyacağını bilememek ya da boş denizleri arşınlayıp durmak, uyumamak...

Bunlar üzerine düşünmek, bunları bilmek anlamak için doğa bendenizi geliştirdi (İnsan sensorlarla donatılmış bir ölçüm aletidir fakat bir rivayete göre de insan bir cümledir; bu ikinci ihtimali elediğimi düşünüyorum). Düşünecek, ad verecek bir aracı seçiyor kendine. Gözlerim, doğa adına doğaya bakıyorum. Akıl olarak doğa benim aracılığımla düşünüyor. Doğa, kendini anlamak için beni icat etti.

Anladım. Efendi bendim. Kendimle görüşecektim. Bu, doğayla görüşmenin diğer adı oluyordu. Doğa, kendini bende gömülü tutuyordu. İçimde çeşit çeşit hayvanın yankısını bunun için buluyordum, onlarla kardeştim. Koyun kadar yumuşak, timsah kadar sinsi, erkek aslan kadar boş ve işe yaramaz (kendisi sırf üreme organı olarak yaratılsaydı yeriydi), dirençli bir manda, emici bir yarasa, ağır ve kindar bir fil. Bu kadar kolay öfkelenebilmek, beni lav püskürten yanardağların kardeşliğine bağlıyor. Ölü gibi sessiz bekleyebilmem, beni deniz yapıyor ve değişkenliğimle nehir oluyordum...

Ve peki, ben kendime ne diyecektim...

Hiç yorum yok: