Pazartesi, Nisan 22, 2013

Ectectbeh Pomah..



37 

Zen zendost...

İnsan; herhâlde kendi başlangıcını hatırlayamayacak şekilde ayarlandı. Kendi doğumumla ilgili hatıralarım yok. Hafıza çalışmıyor, beynimizdeki o bölge hâlâ hazır değil. Başlangıç belirsiz ve şekilsiz. Mecburiyetler zincirine yol açan birkaç tesadüfün toplamı. Yine de başlangıca giden kapı; her zaman sımsıkı kapalı değildir. Her zaman bir aralık vardır, oradan geçemeyeceğimiz kadar dar ve arasından yumuşak, pembe, bizi sürekli cezbeden bir ışığın süzülmesine izin verecek kadar da geniş bir aralık.

Çocukluğumuzda sevildiğimiz kadar asla sevilmeyeceğiz. Bu nedenle de çocukluk zalim bir dönemdir. Zalimliği gelecekte gizlidir. Bir süre sonra bu sevgi nereye kayboluyor? Neden daha sonra; hayatımız boyunca, insanları bizi çocukluğumuzda olduğu gibi nedensiz, sırf var olduğumuz gerçeğinden dolayı sevmelerini bekleriz? Son günlerde çocukluğumda gittikçe daha fazla ve daha uzun kalıyorum. Her şeyi o kadar canlı yaşıyorum ki —psikiyatra göre bu eidetik bir olguymuş— bazen dizlerim yara bere içinde, bir kez de kafamda şişlikle dönüyorum. Bunları doktora söylemiyorum, anlamı yok. Çocukluğuma döndüğümde çoğunlukla kiraz ağacının üstünde oluyorum. Özel bir şey yaptığım da söylenemez, bir dalın üzerinde oturuyorum, kiraz çekirdeklerini yiyip tükürüyorum.

Buda; bir ağacın altında bu şekilde tam 7 yıl geçirmiş. Ne ağacıydı acaba? Ne fark eder ki? Ben kiraz ağacının üzerinde 7 yıl kalacağım... Yedi yıl; beyazın yeşile, yeşilin ise kırmızıya dönüşümünü seyredeceğim. Yedi kez! Beyaz, yeşil ve kırmızıdan oluşan yedi uzun yıl... Kiraz, kiraz olacak... Bulgar Buda'nın ağacı! Ama Bulgarlığın hiç önemi yok. Çocukların vatanı yoktur. Onların vatanı çocukluktur. Ama babaları var. Ya, hem de çok. Babalar işe gider, onlar ortada olmaz. Bir baba; sekiz saat boyunca memur, müdür yardımcısı, veznedar veya dolandırıcı olup geride kalan zamanda, kaç saat kalıyorsa artık geriye, baba olabilir mi? Olamaaaz! diye geveliyorum, şimdi kiraz ağacından, çünkü ağzım çekirdekle dolu, dilinin altında taşlarla konuşma sanatını öğrenen bir Demosthenes gibiyim. Tamam, çekirdeği tüküreceğim. Vahiy olayını sadece çocukluğumuzda yaşayabiliriz, sadece kendi kendimize emanet edildiğimiz bu yedi yıl boyunca. Toplum dışında geçen yedi yıl. Yedi yıl devletsizlik. Yedi anarşi yılı. Her gün tümüyle sana ait. Her günün yegâne amacı dünyayı oyun sahasına dönüştürmek. Aaaa, şuradaki karıncalar, kiraza bak, peki ya şu sinek, onu yakalayıp bir kanadını koparsam, baksana masanın üstünde nasıl dolanıyor, ikisini de koparsam...

Babalar basit şeylerle ilgilenir; mesela; yürümeye ne zaman başlamışsın, bu türden şeyler... Hiç kimse ne zaman düşünmeye başladığını sormuyor. İlk düşünceler, adım adım, keşke onlara bir somutluk kazandırabilsem. Çocukluğun yedi canlı yılı.

Hiç yorum yok: