Perşembe, Mart 07, 2013

Black Spring..

Yaşamımın dev gibi parçaları, yitip gitti dönmemesiye. Patladılar, rüzgarda savruldular ve un ufak oldular konuşmada, eylemde, anımsamada, düşte. Hiçbir dönemde, ben, istersem bir koca olayım, istersem bir aşık ya da arkadaş olayım, tek bir yaşam sürmedim. Nerede bulunursam bulunayım, ne yaparsam yapayım, çoklu yaşantılar sürdüm hep. Böylece, benim kendi tarihim olarak görmek istediğim her şey, gitti, yitti, battı; başkalarının yaşamlarına, trajedilerine karıştı ayrılmamasıya.
Ben, eski dünyanın adamıyım, rüzgarın taşıdığı bir tohum; Amerika'nın küflü toprağında yeşeremeyen bir tohum. Geçmişin ağır ağacından geliyorum ben. Bedenimle ve ruhumla, Avrupa'nın insanlarına bağlıyım; bazan Frank, bazan Galyalı, bazan Viking, bazan Hun, bazan Tatar ve daha bilmem kim olmuş o insanlara! Bedenimin ve ruhumun ortamı orası; yaşamın ve çürümenin yeşerdiği o yer. Bu yüzyılın adamı olmamaktan gurur duyuyorum.

Belirtileri görmeyi beceremeyen astrologlar için, açıklayıcı fırça darbeleri vuruyorum Ölüm Evreni'nin kıyısına.

Ben Ur'um; bir yengeç, yan yan yürüyen, ileriye geriye, dilediğimce. Acayip dönencelerin altında deviniyorum; güçlü patlayıcılar, kokulu sıvılar, akik, mürrüsafi, zümrüt, sümük, kirpi parmağı alıp satıyorum. Boylamımdan geçen Uranus suçludur benim seks düşkünü oluşumdan, sıcak sucukları ve yatak ısıtıcılarını sevişimden. Beni Neptün yönetiyor. Bu yüzden ben, su gibi akıcıyım, uçar gezerim, Don Kişot gibiyim, bir yerde duramam, bağımsızım. Kavgacıyım da. Kıçım tutuştuğunda yiğitlik taslarım ya da duruma göre, şaklabanlık yaparım. İşte, yetersizliklerle dolu bir portre — bir gemi çapası, bir yemek çanı, sakal kalıntıları, bir inek sağrısı. Kısacası, ben, zamanını boşa harcayan bir tembelim. Sıkıntılarım için göstereceğim bir neden yok, dehamdan başka. Ama tembel bir dahinin yaşamında bile, öyle bir an gelir ki, taşıtın kapısına gitmek ve bavuldaki fazlalığı kusmak gerekir. Eğer bir dahiyseniz bunu yapmak zorundasınız; çünkü en azından, sevebileceğiniz küçük bir dünya kurmak isteyeceksiniz kendinize, duvar saati gibi sonunda durmayacak bir dünya. Bordadan denize ne kadar çok safra atarsanız komşularınızın anlayış düzeyinden o kadar yükselirsiniz. Sonunda kendinizi gökte yapayalnız bulursunuz. Orada boynunuza bir taş bağlayıp aşağı atlarsınız. Böylece düşlerin benzetmeli yorumu yerle bir olur; merhemin dudakta cıvalı bir yara bırakması gibi. Size, gece düşü, gündüz düşü kalır, ve zincirinden boşanmış bir gülme.

Hiç yorum yok: