Pazar, Mart 31, 2013

"Ve insansız anı yoktur."



Keaton HensonSweetheart, What Have You Done To Us
Yo La TengoMy Little Corner of the World
City and ColourAs Much As I Ever Could
AntonymesA Light From The Heavens
DovesThe Man Who Told Everything

*
James TaylorIn The Bleak Midwinter
Modern EonThe Grass Still Grows
The IrrepressiblesForget The Past
Camera ObscuraYou Told a Lie
Scud Mountain BoysGlass Jaw

*
Paul WellerBlack Is the Colour
The Brothers FourGreenfields
Ingram MarshallNow Canons
Guy ChadwickSoft and Slow
DonovanThe Lullaby Of Spring

*
TimoriaVincent Gallo Blues
Philippe SardeLa Rochelle  
The Mary OnettesHenry
Greg WeeksAftermath
Slut If I Had A Heart

*
David HickenFaylinn
ElbowSwitching Off
Tyler ButlerPlover
Jake BuggBroken
ÚlpaDok

Cumartesi, Mart 30, 2013

Alcools..



AUTOMNE

Sisler içinde eğri bacaklı bir köylü ile öküzü
Gidiyorlar ağır ağır sisinde sonbaharın
Görünmez olmuş fakir ve utangaç köyler

Ve bir türkü tutturuyor köylü oraya giderken
Aşk ve vefâsızlık türküsüdür bu
Bir yüzük ve kırılan bir kalp üzerine

Ah! sonbahar sonbahar yazı katleden mevsim
Siste gidiyor işte kül rengi iki gölge


(Varlık Şiir, I. Baskı, Çev. Gertrude Durusoy / Ahmet Necdet)

Salı, Mart 26, 2013

karanlıkta, ...haykırarak



1


dillerini bildiğim insanlar
bana berrak bir hayat yaşatmadılar
sanmıştım ki gövdem günü delip geçer
ama meğer, günler görgülü zırhlarla kaplıdır
uyku duygum, öpücük köpeğim
herkesinkine benzer

ben sana güvenirim yitik şey
izlerini derin yüzümde bulduğum
dünya bensiz de olurmuş, anladım
bunu sabahlar su diye yüzüme çarparım diri
geçtim geçilecek bütün çizgileri
koruları bekleyen kırmızı köpekler
yalarken gecenin çengelini
ışıktan korunma yağları sürenler
ge-ril-la'yı heceler

ey gergin tel
ben bu seslerimi sana borçluyum
burçlarımı sürçlerimi efendilerin dilini
sus içinde sürüklenen güney
beni benimser
şimdi keşkeleri ısırmasa aklım
deniz... nehirleri kendine çeker
ruhlar... bazıları mıknatıslıdır
irkildikçe kırılır içimdeki heykel
engerek yuvası, çiçek taşı
kara tenimde gergin motifler
karanlığa gülümser


2


o karanlık bana doğru gövdeleşti
havluya peşkir denen günlere döndüm
yürüdü gitti içimin leylakları
yürüdü gitti mayalanmış kayalık
—ben ona kımıltısızlığından yaslanırım
nice cinayetler gördü parmaklarım
kesik başımda bile kaynaşır öfkeler
ben nerede sabahlarım

nerede sabahlarsam sabahlarım
çöl geçen güneşler beni geçemez
ceset dişleri arasında kaldım sarı
onlar bağlanır bu sebepten çeneleri
benden bu denli neden korkmaktır

onları çağırmak gerek, gelsinler
belki eksik kalmışlardır
kırık oklarını, kollarını
bakır taslarını getirsinler
ben hayat, onları buyur etmektedir
onlar adlarını mahyalara yazarım
bilinsinler
ben hayat, neden özlemişler ve nasıl
söylesinler

ya da yatırlara çaput bağlarım
mendiller yakamozlar sevda sözleri
öldürücü tozlar çatlak tonozlar çakılar
çocuk bağırtısı aklımın
huylanmışlığı simlesinler


3

ben hayat, hayata uymadım
kılavuzsuzluk içindeyim
şarkılarım kanırtkan ve neşeli
benimle konuşur
sandukalarda dinlenen huzur
halatların gözü bendedir
ben bunu sizlerle bölüşmem

sizi köpüklü küfürlerle andım
ben o küfürlerle yürüdüm cisimlerin üstüne
taşkın hacamatlar kav kuşları
geceyi bana lehimlediler

yanılgı benim güzel evim
kollarım uzun namlulardır
uzaklara bakmaktan ben böyle yoruldum
hayata harflerle bundan dokundum
baykuşların kanat vuruşları
kuşkusuz lehime işler
önümde beş taş
dördünü size verdim
hamaratım
mağrurum
kanserledim
dize gelmeyen nehirlerin böğrünü deldim

sineğim... ince dutluk arıyor
ona varşova verin
eroin güzeli şehir
ona gülümsesin
ekin biçen gelinler
tay bacaklı bir keçi
kurumuş ellerimde gizlensin
vietnamımı sivrilttim
gölgemi bıçaklamak istediler
görmezden geldim


4


bilirim bunlar ilgilendirmez sizi
sizin pancurlarınızı var sıkışmış
esaslı pergelleriniz, açılara hükmeden
birağızdan şarkılar anlamazsınız
geceleri et bölüşmek sizdedir
size her yer akdeniz

o mor deniz morluklarla morarmış
borazan seversiniz
urlarınız kabarmış, kabuğunuz atmış
gürzlü bitkilerle süslenmiş bahçeniz
hayvan dinlendiğiniz

sizi anlamamak elde değil umursuzum
bana kentte dağları dağlamak düştü
dağlar, yeryüzünün urları
siz birincisiniz

peki size bunları hediye etsem
bu kestiğim surat, az önce
bu jilet, çeliğini etimde erittim
bu kopan bacağım, ölçülmüştür
bu bakışım, batıcı ve sabit
eldivensizim


5


menfur niyetlerim var, bükemezsiniz
ekinler bana değmemiştir
buhurları azdırdım
hacatsız kaldım
haykırır makina parkım

ben hayata hatalarla başladım
çerçevelere sığmam
kuraklık nedir bilirim
yeşermiş ermiş kemikleri
değsin teninize
onları bağrımda saklarım

günlerin trapezi beni sıçratamaz
geyiğim giyinik
mahzenim meşe dolu
kırım hanlığı benden sorulur
kuşların uçuşlarına ortağım
bütün biley taşlarını ben biledim
kararsa da gümüşüm
bilimsel yaşadım

denizleri yırtan benim
kırmadığım yol kalmadı
soluğum rüzgârlara yarar
tarlalara tuz serpildi sayemde
meraları asitle yıkadım
debelenen geceyi bağlarım

...

köpük banyosunda kımıldanan gün
seğiren ten aşkına
çiftleşen köpekler
akrep yumurtası
kurbağa şeridi aşkına
havuzları dolduran koli basili aşkına
hayatı size bağışladım

..yaşayın

Salı, Mart 12, 2013

Zavist..


..beni affedin, gördüğünüz gibi biraz renkli konuşuyorum: Size cafcaflı geliyor mu söylediklerim? Güçlük çekiyor musunuz? Tebrik ederim. Su mu? Hayır, su istemem... Renkli konuşmayı severim...

...intihar etmiş bir komsomolun mezarının, ara sıra çelenklerle ve ayrıca, mücadele arkadaşlarının lanetleriyle süslendiğini biliyoruz. Yeni dünyanın insanı şöyle diyor: İntihar dekadan bir eylemdir. Eski dünyanın insanıysa şöyle derdi: Onurunu kurtarmak için hayatına son vermesi gerekir. Böylece, yeni insanın kendini şairlerin ve tarihin ilham perisinin ta kendisinin övdüğü, eski duyguları hor görmeye zorladığını görüyoruz. İşte görüyorsunuz efendim. Bu duyguların son bir geçit törenini yapmak istiyorum...”

“Bu sizin duygu komplosu olarak adlandırdığınız şey mi?”
“Evet. Bu duygu komplosu, başında da ben varım.”
“Evet. Çevremde bir topluluk oluşturmak istedim... Beni anlıyor musunuz?

...siz de biliyorsunuz ki, eski duyguların harika şeyler olduğu kabul edilebilir. Bir kadına ya da vatana duyulan büyük aşklar örneğin. Az şey mi! Kabul edin ki, bu hatıralardan bazısı bugüne dek hep heyecan vermiştir. Doğru değil mi? İşte benim istediğim de...
...bilirsiniz, elektrik lambasının beklenmedik bir biçimde karardığı olur. Söndü, dersiniz. Ve bu sönen lamba sarsılırsa, tekrar parıldar ve bir süre daha yandığı olur. Lambanın içinde bir kaza olmuştur. Tungsten telleri kırılmıştır ve kırık yerlerin temas etmesiyle lamba hayata döner. Kısa, yapay, açıkça sönmeye mahkûm bir yaşam — hummalı, aşırı gergin bir parıltı. Ardından karanlık basar, hayat geri gelmez ve karanlıkta sadece ölü, yanıp bitmiş teller sarsılır. Beni anlıyor musunuz? Ama kısa bir ışıltı muhteşem bir şey!

...sarsmak istiyorum...

...sönen çağın kalbini sarsmak istiyorum. Kırık yerler temas etsin diye kalp lambasını sarsmak...

...ve bir anlık muhteşem bir ışıltı yaratmak...

...oradan, sizin eski dünya dediğiniz yerden temsilciler bulmak istiyorum. Şu duygular var aklımda: Kıskançlık, kadınlara, onura yönelik sevgi. Size kanıtlamak için böyle bir aptal bulmak istiyorum. İşte, yoldaşlar, 'aptallık' denen insanî halin temsilcisi budur.

...birçok karakter eski dünyanın komedisini sergilediler. Perde kapandı. Oyuncuların sahne önüne koşması ve son kupleleri şakıması gerekiyor. Onlarla seyirci salonu arasında aracı olmak istiyorum. Koroyu yönetmek ve sahneden çıkan son insan olmak istiyorum.

...eski insanî tutkuların son geçit törenini tertipleme onuru bana düştü (...) maskelerin göz yarıklarından tarih ışıl ışıl bir bakışla bizi izliyor. Ve ben ona şunu göstermek istiyorum: İşte seven, işte onur düşkünü, işte hain, işte gözü kara bir yiğit, işte sadık dost, işte zina yapan oğul — işte onlar, büyük duyguların sahipleri, bugün değersiz ve bayağı sayılanlar. Yok olup gitmeden, alay edilmeden önce son bir kez olsun, kendilerini en yoğun halleriyle sergilesinler.

...tuhaf bir konuşma duyuyorum. Usturadan bahsediyorlar. Gırtlağını kesen akılsız bir adamdan. O sırada bir kadının adı geçiyor. Adam ölmemiş, beceriksiz, boğazını dikmişler —  ve o da tekrar aynı yeri kesmiş. Kim bu? Gösterin onu, o bana lazım, onu arıyorum. Ve kadını arıyorum. Kadın, şeytanî bir kadın ve adam, trajik sevgili. Ama nerede aramalı adamı? Sklifosovski Hastanesi'nde mi? Ya kadını? Kim o? Bir tezgâhtar mı? NEP spekülatörü olan kadın mı?

...kahramanları bulmakta zorlanıyorum...

...kahramanlar yok...

...başkalarının pencerelerine bakıyor, başkalarının merdivenlerini tırmanıyorum. Ara sıra yabancı gülüşlerin peşinden, bir kelebeğin peşinden koşan doğabilimci gibi hoplaya zıplaya koşuyorum! Haykırmak istiyorum: 'Durun! O fundalık nasıl renkleniyor, gülüşünüzün dayanıksız ve düşüncesiz pervanesi nereden uçup geldi? Bu fundalık hangi duygudan? Hüznünüzün pembe yabangülü mü yoksa sığ hırsınızın frenküzümü mü? Durun! Bana lazımsınız...'

...çevremde bir sürü kişi toplamak istiyorum. Seçim yapabilmek ve aralarından en iyisini, en parlak olanını seçmek için, ikna etmek için olacak bu grup... bir duygu grubu.

...evet, bu komplo, dünya ölçeğinde barışçıl bir ayaklanma. Dünya Duygu Gösterisi.

...diyelim, kanlı canlı, yüzde yüz ikbal düşkünü birini buldum. Ona şöyle diyeceğim: 'Ortaya çık! Seni yıpratan şeyi göster onlara, onlara ikbal düşkünlüğünün ne olduğunu göster. Öyle şeyler yap ki şöyle desinler: 'Ey, alçak ikbal düşkünü! Ey, güçlü ikbal düşkünü!' Ya da, diyelim, şans eseri ideal bir düşüncesiz buldum. Ona da rica edeceğim: 'Ortaya çık, düşüncesizliğin gücünü göster, göster ki seyirciler somut bir şekilde görebilsin.'

...duyguların dehası ruhları ele geçirecek. Gururun dehası bir ruhu idare ediyor, bir başkasını merhamet dehası. Onları, bu cinleri serbest bırakmak ve arenaya çıkarmak istiyorum.”

Sorgu yargıcı:  “Peki herhangi birini bulmayı başardınız mı?”
Ivan:  “Uzun zaman seslendim, uzun zaman aradım. Bu çok güç bir şey. Belki de beni anlamıyorlar. Ama birini buldum.”
Sorgu yargıcı:  “Kim bu?”
Ivan:  “Siz onun sahibi olduğu duyguyla mı, yoksa adıyla mı ilgileniyorsunuz?”
Sorgu yargıcı:  “Her ikisiyle de.”
Ivan:  “Nikolay Kavalyerov. Kıskanç.”

Perşembe, Mart 07, 2013

Black Spring..

Yaşamımın dev gibi parçaları, yitip gitti dönmemesiye. Patladılar, rüzgarda savruldular ve un ufak oldular konuşmada, eylemde, anımsamada, düşte. Hiçbir dönemde, ben, istersem bir koca olayım, istersem bir aşık ya da arkadaş olayım, tek bir yaşam sürmedim. Nerede bulunursam bulunayım, ne yaparsam yapayım, çoklu yaşantılar sürdüm hep. Böylece, benim kendi tarihim olarak görmek istediğim her şey, gitti, yitti, battı; başkalarının yaşamlarına, trajedilerine karıştı ayrılmamasıya.
Ben, eski dünyanın adamıyım, rüzgarın taşıdığı bir tohum; Amerika'nın küflü toprağında yeşeremeyen bir tohum. Geçmişin ağır ağacından geliyorum ben. Bedenimle ve ruhumla, Avrupa'nın insanlarına bağlıyım; bazan Frank, bazan Galyalı, bazan Viking, bazan Hun, bazan Tatar ve daha bilmem kim olmuş o insanlara! Bedenimin ve ruhumun ortamı orası; yaşamın ve çürümenin yeşerdiği o yer. Bu yüzyılın adamı olmamaktan gurur duyuyorum.

Belirtileri görmeyi beceremeyen astrologlar için, açıklayıcı fırça darbeleri vuruyorum Ölüm Evreni'nin kıyısına.

Ben Ur'um; bir yengeç, yan yan yürüyen, ileriye geriye, dilediğimce. Acayip dönencelerin altında deviniyorum; güçlü patlayıcılar, kokulu sıvılar, akik, mürrüsafi, zümrüt, sümük, kirpi parmağı alıp satıyorum. Boylamımdan geçen Uranus suçludur benim seks düşkünü oluşumdan, sıcak sucukları ve yatak ısıtıcılarını sevişimden. Beni Neptün yönetiyor. Bu yüzden ben, su gibi akıcıyım, uçar gezerim, Don Kişot gibiyim, bir yerde duramam, bağımsızım. Kavgacıyım da. Kıçım tutuştuğunda yiğitlik taslarım ya da duruma göre, şaklabanlık yaparım. İşte, yetersizliklerle dolu bir portre — bir gemi çapası, bir yemek çanı, sakal kalıntıları, bir inek sağrısı. Kısacası, ben, zamanını boşa harcayan bir tembelim. Sıkıntılarım için göstereceğim bir neden yok, dehamdan başka. Ama tembel bir dahinin yaşamında bile, öyle bir an gelir ki, taşıtın kapısına gitmek ve bavuldaki fazlalığı kusmak gerekir. Eğer bir dahiyseniz bunu yapmak zorundasınız; çünkü en azından, sevebileceğiniz küçük bir dünya kurmak isteyeceksiniz kendinize, duvar saati gibi sonunda durmayacak bir dünya. Bordadan denize ne kadar çok safra atarsanız komşularınızın anlayış düzeyinden o kadar yükselirsiniz. Sonunda kendinizi gökte yapayalnız bulursunuz. Orada boynunuza bir taş bağlayıp aşağı atlarsınız. Böylece düşlerin benzetmeli yorumu yerle bir olur; merhemin dudakta cıvalı bir yara bırakması gibi. Size, gece düşü, gündüz düşü kalır, ve zincirinden boşanmış bir gülme.