Çarşamba, Mayıs 23, 2012

Yann Andréa Steiner..


Ve işte: Bir anda ısınmıştı geceler. Sonra da günler.
Ve yaz kampının küçük çocukları mavili beyazlı çadırlarında öğle uykusuna yattılar.
Ve susan çocuğun gözleri kapalıydı, onu diğer çocuklardan ayıran hiçbir şey yoktu.
Ve genç çalıştırıcı kız onun yanına gelmişti. Gözlerini açmıştı çocuk. Uyuyor muydun? Hep o özür dileyen gülümseme, cevap vermiyor. Ne zaman uyuduğunu bilmiyor musun? Gülümsüyor yine, pek farkında olmadığını söylüyor.
Kaç yaşındasın? Altı buçuk, diyor. Kızın dudakları titriyor. Seni öpebilir miyim? Gülümsüyor, evet. Onu kollarına alıyor kız; saçlarını, gözlerini öpüyor. Kollarını, dudaklarını çekip alıyor çocuğun bedeninden. Gözlerinde yaşlar var, çocuk da görüyor bunu. Çocuk alışkın, zaman zaman ona bakan insanları ağlattığını biliyor. Çocuk alışkın. Derken son günlerden söz ediyor; fırtına, güçlü dalgalar, yağmur olduğunda üzüldüğünü söylüyor.
“Dönecekler mi?”diye sordu.
“Hep dönerler,” dedi kız.
“Her gün mü?” diye soruyor çocuk.
“Belli olmaz, diyor kız.

House M.D., evet, bitti. İyi, kötü, beklenmedik, şaşkınlık verici, hüzünlü vb. diye bir yorum yapmak istemiyorum. Burada, herhangi bir karakterden fırlamış herhangi bir aforizma üzerinden dizinin finaline yönelik herhangi bir şey söylemek de istemiyorum. Elimizde kalan birkaç şeyden birinin daha gidişi diye algılayarak kendimi kitaba gömdüm, diyeyim özetle. Arada film izledim, bitti. Arada bira içtim, bitti. Sonra tabii, kitap da bitti. Marguerite Duras da Marguerite Yourcenar kadar yoğun ancak ağdasız, sessiz fakat neşeli, çaresiz ama küstah, umutsuz lâkin başarılıymış ona kanaat getirdim. Gözlerim sözcükleri acelesiz taradı. Tüy kadar hafif, saydam itirafların altından çıtkırıldım gürzler indi kirpiklerime, oradan dudaklarımı buldu ve ademelmamın bulunduğu yerden olsa olsa bir düğme iliği kadar büyük minicik bir delik açtı. Esra Özdoğan'ın çok başarılı çevirisi ile yarım bir yutkunma işte böyle tamamlandı. Duras da Yourcenar gibi, biseksüel bir ilişkinin taraflarından biri olmuş, onu da yakın tarih dipsomaniden mustarip uçarı bir kadın olarak anımsıyor, ona karşı da tavrımız çok net, ona da basit birkaç anahtar sözcükle yaptığımız basit bir araştırma ile basit bir yoldan erişebiliyoruz. Hem tek benzerlikleri bu da sayılmaz: Yourcenar, Mishima, ou, La vision du vide [Mishima ya da Boşluk Algısı]'de Yukio Mishima'dan söz etmişti uzun ve enfes; Duras ise Alain Resnais tarafından beyazperdeye de aktarılmış Hiroshima mon amour [Hiroşima Sevgilim]'u ile maruf. Alıntıladığım kısım, Yann Andréa Steiner ile yaşadığı tuhaf aşkı büyülü gerçekçilikle bize sunduğu, kendisinden yaklaşık kırk yaş ufak aşkının adını taşıyan son dönem eserinden. Pürdikkat keman konçertosu dinleyen bir martı gibiydim okurken.

Arada çok güldüğüm zamanlar da oldu:
- Bir sigaranı alabilir miyim?
- İki tekila atalım.
House M.D için IMDB 2004 - 2012 diyor, Duras için Wikipedia 1914 - 1996. Andréa son deminde Duras'ya yoldaş, House son deminde Wilson'a yol arkadaşı oldu.

Ben, benzerlikler beni ürküttükleri için onları çok sevemiyorum. Aklım beni aldatıyor, paralellikler kuruyor, ortak paydalar yaratıyor gibi geliyor öyle zamanlarda. Sanki herkes başka değil. Filmlerdeki zarif anlamlar kitaplardaki zarif sözlerle karışıyor. 'İnsanlar birbirlerini severler ve ölürler' komik gelse de profilden mizahî durmuyor. Herkesin ısrarla birbirine benzemeye başladığı bir Mayıs biterken, birbirimize benzeyeceğimiz bir Haziran daha geliyor.

Onbeş senedir evimde cıvıldayan 'Yağmur' yok. Daha yakın zamanda Memo Tembelçizer'in kedisinin vefatı üzerine çizdiği karikatüre korkan gözlerle bakarken, kendimi bilerek içip kendimi bilmeden gündüzüne uyandığım bir pazar günü: şimdi muhabbet eden o kuş yok. Zaman geçecek, geçiyor.

Uzamasın, insan yas tutmamalı:
Evin hiçbir yerinde '1997 - 2012' ibaresi yer almıyor.

2 yorum:

luna sesi dedi ki...

Marguerite Duras' ın o resmini burada görünce bir kez daha 'Ev' dedim.

" Marguerite Duras da Marguerite Yourcenar kadar yoğun ancak ağdasız, sessiz fakat neşeli, çaresiz ama küstah, umutsuz lâkin başarılıymış ona kanaat getirdim. Gözlerim sözcükleri acelesiz taradı. Tüy kadar hafif, saydam itirafların altından çıtkırıldım gürzler indi kirpiklerime, oradan dudaklarımı buldu ve ademelmamın bulunduğu yerden olsa olsa bir düğme iliği kadar büyük minicik bir delik açtı. "

Var ol sen.

Unknown dedi ki...

dün yağmur için bir şarkı çaldım...

her türlü veda doğasından dolayı hüzünlü ve evet "yas" aslında ne kadar çaresiz.

house'a gelince; son sezonu bekletiyorum ;-) demek veda vakti geldi...