Cumartesi, Mart 17, 2012

La leggenda del pianista sull'oceano..


Bütün Tim Roth filmleri gibi bir film. Biraz Youth Without Youth, bir parça The Curious Case of Benjamin Button, ama onlara da benzemiyor. Danny Boodmann T.D. Lemon Nineteen Hundred '1900', trompetçi dostu Max'in deyimiyle, tüm zamanların en büyük piyanisti ve onun karmaşık hüznü sonunda eski bir trompetten daha değerli bir öykü olarak karşımıza çıkıyor. Aşk, caz, okyanus. Hans Zimmer ve John Williams gibi 'ticarî' adamların arz/talep kafalarını sevebilmenin mümkün olamayacağını Ennio Morricone'nin katkısıyla bir kez daha anlıyor, Oscar'la taçlandırılmış Cinema Paradiso'nun büyük yönetmeni Giuseppe Tornatore'ye sevgilerimi sunuyorum. 

Okyanustan  hiç ayrılmamış ama okyanusun sesini de hiç duyamamış 1900, caz'ı icat ettiğini iddia eden Jelly Roll Morton'a verdiği ders ile uzun süre aklımdan çıkmayacak. Bir görsel şölen, bir başyapıt diye adlandıramayacağım bu harikulade film ise, 'aidiyet' üzerine şu diyalogla her daim eyvallah'ımı alacak.

MAX: Benimle gel 1900, büyük patlamayı rıhtımdan izleyelim ve sonra sıfırdan başlayalım, bazen en geriye, başa dönmen gerekebilir 1900; iyi bir öykün ve onu anlatacak bir kimsen oldukça gerçekten işin bitmemiştir, unuttun mu bunu bana sen söylemiştin. Şimdi anlatacak ne çok öykün vardır senin düşünsene. Dünya senin her sözünü can kulağıyla dinleyecek. Müziğine deli olacaklar inan bana, tüm şehir..

1900: Tüm bu şehir.. Sonunu göremiyorsun. Son, lütfen, lütfen bana onun sonu nerde gösterir misin? Şu geminin iskelesinde her şey güzeldi, ve paltomun içinde ben de muhteşemdim, çok yakışıklıydım, ve harika görünüyordum, ve gemiyi terk etmek konusunda hiç tereddütüm yoktu. Sorun yoktu. Beni durduran gördüklerim değildi Max, beni durduran görmediklerimdi. Bunu anlayabiliyor musun? Görmediklerim. Bu koca şehirde sondan başka her şey vardı, ama bir sonu yoktu. Görmediğim şeyse, bütün her şeyin nerde son bulduğuydu. Dünyanın sonu. Piyanoyu ele alalım. Tuşlar başlar.. Tuşlar biter.. Bilirsin ki onlardan seksensekiz tane vardır, hiçbiri sana farklı bir şey söylemez. Onlar sınırsız değildir. Sınırsız olan sensindir. Ve bu seksensekiz tuş üzerinde yapabildiğin müzik sınırsızdır. Ben bundan hoşlanıyorum. Bununla yaşayabilirim. Beni geminin iskelesine getiriyorsun ve önüme milyonlarca tuşu olan bir piyanoyu itiyorsun. Bu piyanonun tuşları sınırsız. Eğer sınırsız sayıda tuşu varsa o piyanoda çalabileceğin hiçbir müzik yoktur. Bu tanrının piyanosu. Tanrının caddeleri, görmüyor musun, orada binlerce cadde vardı. Nasıl yapıyorsunuz, yalnızca birini nasıl seçiyorsunuz? Bir tek kadın. Bir tek ev. Kendinin diyebileceğin bir toprak parçası ve seyredebileceğin bir tek manzara. Ölmek için bir tek yol. Bütün bu dünya nerede biteceğini bilmeden üstüne yükleniyor. Nerede sona erebileceğini bile bilmiyorsun. Yalnızca bunu düşünerek parçalanacağından hiç korkmadın mı? Onun içinde yaşamanın muazzamlığını.. Ben bu gemide doğdum ve dünya benim yanımdan gelip geçti. Ama her seferinde ikibin kişi. Ve burda arzular vardı. Ama asla geminin pruvasıyla kıçı arasına sığdırabileceğinden daha fazlası değil. Mutluluğunu sınırsız olmayan bir piyano çalarak yaşarsın. Ben bu şekilde yaşamayı öğrendim. Kara.. kara benim için fazla büyük bir gemi. Çok güzel bir kadın. Çok uzun bir yolculuk. Çok yoğun bir parfüm. Onun müziğini nasıl yapacağımı bilmiyorum. Bu gemiden ayrılamam ben. En iyisi yaşamıma burda nokta koymak. Hem ben hiçkimse için var olmadım. Sen bir istisnasın Max. Sen burda olduğumu bilen tek kişisin. Sen azınlıksın. Ve buna alışsan iyi edersin.  Affet beni dostum. Ama burdan ayrılmıyorum.

1 yorum:

Adsız dedi ki...

Bence diğer site mülk sahipleri, içeriği şöyle dursun, çok temiz ve mükemmel kullanıcı dostu bir stil ve tasarım, bir model olarak bu web sitesi almalıdır. Bu konuda bir uzman!