Pazartesi, Ağustos 01, 2011

Boutès..

XIV

Müzik bizi güçlerimizin üzerindeki bir iğvayla baştan çıkarır. (En azından, onun karşısına çıkarmayı akıl etseydik, dilsel ruhumuza özgü tartımlardan devşirebileceğimiz güçlerin.)
Ağlayarak, acıdan kıvranarak, kendimizi bizi kuran şeyin içine batırıyoruz.
Müzik ilk yaşamsal koşulu olarak bedeni çeker.
Nasıl ki somon balıkları zıplarlar, yetişkin hayatlarının tüm süresi boyunca ırmakların tartımlarının ve akışlarının tersi yönde ve denizin dalgalarının devrilişine karşı doğdukları kaynakla buluşmak üzere hep yukarıya doğru çıkarlar; nasıl ki orada doğdukları için orada zevklenirler ve bıraktıkları yumurtalar (aphros) onları yeniden üretirken hemen anında da onları ölümleri içinde bitirir.
Aynı şekilde bir insan da yaşamının başladığı, varlığının geliştiği, bedeninin cinselleştiği, dünyada yeğleyeceği şeyin başlıca tatlarının hiç değişmeyecek seçiminin yapıldığı ortam olduğu halde, eğer yeniden ana rahmine dönseydi yaşayamazdı.

* * *
Kendini yineleyen, ayaklandıran, kendine dönen ve ilerleyen ve ilerlemek için kendine geri dönen denizin karşısında sessiz kalmayan var mıdır? Onca müthiş bir şekilde dalgalar boyunca, ayaklar son dalgacıkların, ayaklar deniz kabuklularının, bir çırpıda ayak parmaklarının arasına giren ve geri çekilirken onları emen su kanalcıklarının içindeyken, türlü deniz salyangozunun ölü kabukları, beyazımsı köpüğün (aphros) arda kalanları, sübyenin kırık kemiği, dağılan kum tanecikleri, terleyen ıslak izler, ölü denizyıldızının kolları, esmer yosun parçaları arasındayken, suskunlaşacağına şaşırmayan, kendinden geçeceğine kendine gelmeyen var mıdır?

Sesli yinelemenin zamanın içinde içeren işlevini yerine getirdiğini ileri sürüyorum.

Müzik işte böylece fışkıran zamanın ve durmadan tekrarlayan Tarih'in ortasındaki patetik zamansal adacık olur.
Olivier Messiaen şöyle demiş vaktinde:

Bach = .
Beethoven = ;
Brahms = ?
Berlioz = !
Boulez = ...

Bu incelikli ve sırlı tavrın/tanımlamanın bir benzerini, her şeyin müzikle başladığı ve yine müzikle bittiği bu lirik mit'te hissedebiliyoruz: Orpheus'un kitarasından, ölümü öncesi Scelsi'nin Haydn'ın mezarında yaptığı saygı duruşuna, oradan Schubert'e ve Sappho'nun mağrur intiharına değen gerçekten keskin bir cam bu. Üstelik,  finaline gizlediği “Her müzik kaybetmiş olduğumuz biriyle ortak bir şeye sahiptir” cümlesiyle aklımı alan Quignard'ın, bizi müziğin, müziğin o dönüşsüz, sıradışı ölümcül çağrısının kaynağına götürdüğü nefis bir kısa roman olarak da arzedilebilir Boutès. Villa Amalia'dan sonra okuduğum bu ikinci kitabından hafif bir 'Feux' tadı almak olası iken, Homeros'un Ege'sine, Antik Yunan'ın kimi unutulmuş kimi baştacı edilmiş isimlerine belki sıkılarak bakacaksınız ama pişman olmayacağınızı söyleyebilirim.

Evet, şimdi lütfen, müziğe suyun içinden bakınız.

Hiç yorum yok: