Çarşamba, Mayıs 11, 2011

Çok Bilmiş Özne..


Adama sormuşlar: "Sizin evde kararları kim verir?" Adam, "Büyük kararları ben veririm, küçük kararları karım verir," demiş. "Karınız hangi tür kararları verir?" diye sormuşlar, adam "Mesela," demiş, "hangi evde oturacağız, hangi yemek odası takımını alacağız, kaç çocuk yapacağız, işte bu gibi kararları karım verir." "E, peki," demişler "sizin verdiğiniz büyük kararlar hangileri?" "Vallahi," demiş adam, "İsrail-Filistin meselesi nasıl çözülecek, İran'a nükleer araştırma izni verilsin mi, ABD Irak'tan ne zaman çıksın, işte bu tür kararları da ben veririm."

Söz konusu adamın George W. Bush olmadığını varsayarsak, bu fıkra 1960'lardan beri Türkiye'de "sosyalist", "komünist" ya da "Marksist" dediğimiz kesimlerin serencamını anlatmada eşsizdir. Aslında 1960'lar sınırını koymak bile gereksiz: (Eski) TKP'nin kuruluşundan beri Türkiye'de sosyalist ve komünistler "küçük", gündelik işleri CHP'ye ve 12 Eylül 1980'den sonra da onun yerine aday olan çeşitli Kemalist/"sol"/sosyal demokrat partilere havale edip, kendileri "büyük", küresel meselelerle uğraşmayı tercih ettiler. Politikanın önemini ısrarla vurguladılar, ama kendileri asla ve asla politika yapmadılar. Bunun (sınırlı) bir istisnası TİP'in 1965-69 döneminde TBMM içindeki çalışmasıdır. O dönemde bile TİP tarihi kopuşlar tarihi oldu: Gündelik, sıradan politikayla uğraşmayı bir türlü kabullenmeyen, içine sindiremeyen "radikal" gruplar birbiri ardına TİP'ten koptu, marjinalleşti. Gündelik, sıradan politika içinde kendine yer beğenmeyen sosyalist ve komünistler, insan hakları ve düşünce özgürlüğü, Türkiye'nin ekonomik ve politik (yeniden) yapılanması ve dış politika gibi "küçük" konuları doğrudan doğruya CHP'ye ihale ettiler. CHP'yi beğenmemekten asla vazgeçmediler, ama pratik politik gündemlerini de onun pratik politik gündemiyle sınırladılar.

"Sol" Sona Ererken, syf. 127-128

Son zamanlarda blogdaki alıntılardan da anlaşılacağı üzre, "En çok kimi okuyorsun?" diye sorulsa Bülent Somay yanıtını veririm. Seçimlere 1 aydan az bir süre kaldı, gurbetçiler için havaalanlarına kabinler ve sandıklar tahsis edildi. Calvino'nun "Sandık Gözlemcisinin Uzun Günü" adlı kitabı yakın zamanda Burak tarafından bana önerilmişti, ben de bu seçimlerde sandık gözlemcisi olacak bir komşuma önerdim (kısa ama etkili bir kitap). Bu alıntıyı aktarırken aklıma önceki seçimlerde plaj havlusunu, şemsiyesini, şezlongunu terk edemeyen ve millî iradeye zerre katkısı olmayan "aydın" kesim geldi. Pis pis sırıttım. Somay'ın kitabında "Garp Mukallidi Züppe" ile "Kemalist Özne" diye tanımladığı iki tip arası bir yerde seyreden şu elitistler ordusu yani; neyse.

Seçim sonuçları üzerine babamla iki kasa birasına iddiaya girdik: Artık ya kederden ya zevkten. Tek yol alkol!