Cumartesi, Aralık 31, 2011

"Sular insanlar gibi geçiyor aklımdan."


U2Springhill Mining Disaster
Maximilian HeckerGrandiosity
Koria Kitten RiotI've Seen It All
The Blue NileTomorrow Morning
John MausDe Torrente In Via Bibet
The Third Eye FoundationAnhedonia
Debate TeamNobody Learned This Song
Eric Margan & The Red LionsOld Man River
A Winged Victory for the SullenSteep Hills of Vicodin Tears
CastanetsNo Light to Be Found (Fare Thee Faith, the Path Is Yours)

.

Perşembe, Eylül 22, 2011

"Her şeyi bir yana bırakıyoruz söylene söylene."

  
“Fakat insanlar hiçbir şey bilmeyecekler.”
Max Ernst
 
ArrosaThank You
SophiaDirectionless
Last HarbourSerpents
Fosdyk WellArchover
Wayne HarrissAnymore

*
ClogsThom's Night Out
Troy von BalthazarDogs
Bluetile LoungeAmbered
JontAnother Door Closes
Matt ElliottThe Guilty Party

*
Pat Metheny GroupAu Lait 
RadiomanilaStrange Carousels
The String and ReturnPicture Ends
Dream City Film ClubPorno Paradiso
The Gentle WavesFalling From Grace

*
DeYarmond EdisonJackson and David
Grand ArchivesTorn Blue Foam Couch
Taro IwashiroRecollection Of Homicide
Low & Dirty ThreeDown By The River
Au Revoir BorealisAfter the Snowstorm

*
Two BicyclesI'm Not Afraid To Wait For You
Clint Eastwood & Jamie CullumGran Torino
TramNow We Can Get On With Our Own Lives
The AntlersEvery Night My Teeth Are Falling Out
Grace Cathedral ParkLatter Day Love Affairs and Everything Else You Would Hope To Forget

Pazartesi, Ağustos 01, 2011

Boutès..

XIV

Müzik bizi güçlerimizin üzerindeki bir iğvayla baştan çıkarır. (En azından, onun karşısına çıkarmayı akıl etseydik, dilsel ruhumuza özgü tartımlardan devşirebileceğimiz güçlerin.)
Ağlayarak, acıdan kıvranarak, kendimizi bizi kuran şeyin içine batırıyoruz.
Müzik ilk yaşamsal koşulu olarak bedeni çeker.
Nasıl ki somon balıkları zıplarlar, yetişkin hayatlarının tüm süresi boyunca ırmakların tartımlarının ve akışlarının tersi yönde ve denizin dalgalarının devrilişine karşı doğdukları kaynakla buluşmak üzere hep yukarıya doğru çıkarlar; nasıl ki orada doğdukları için orada zevklenirler ve bıraktıkları yumurtalar (aphros) onları yeniden üretirken hemen anında da onları ölümleri içinde bitirir.
Aynı şekilde bir insan da yaşamının başladığı, varlığının geliştiği, bedeninin cinselleştiği, dünyada yeğleyeceği şeyin başlıca tatlarının hiç değişmeyecek seçiminin yapıldığı ortam olduğu halde, eğer yeniden ana rahmine dönseydi yaşayamazdı.

* * *
Kendini yineleyen, ayaklandıran, kendine dönen ve ilerleyen ve ilerlemek için kendine geri dönen denizin karşısında sessiz kalmayan var mıdır? Onca müthiş bir şekilde dalgalar boyunca, ayaklar son dalgacıkların, ayaklar deniz kabuklularının, bir çırpıda ayak parmaklarının arasına giren ve geri çekilirken onları emen su kanalcıklarının içindeyken, türlü deniz salyangozunun ölü kabukları, beyazımsı köpüğün (aphros) arda kalanları, sübyenin kırık kemiği, dağılan kum tanecikleri, terleyen ıslak izler, ölü denizyıldızının kolları, esmer yosun parçaları arasındayken, suskunlaşacağına şaşırmayan, kendinden geçeceğine kendine gelmeyen var mıdır?

Sesli yinelemenin zamanın içinde içeren işlevini yerine getirdiğini ileri sürüyorum.

Müzik işte böylece fışkıran zamanın ve durmadan tekrarlayan Tarih'in ortasındaki patetik zamansal adacık olur.
Olivier Messiaen şöyle demiş vaktinde:

Bach = .
Beethoven = ;
Brahms = ?
Berlioz = !
Boulez = ...

Bu incelikli ve sırlı tavrın/tanımlamanın bir benzerini, her şeyin müzikle başladığı ve yine müzikle bittiği bu lirik mit'te hissedebiliyoruz: Orpheus'un kitarasından, ölümü öncesi Scelsi'nin Haydn'ın mezarında yaptığı saygı duruşuna, oradan Schubert'e ve Sappho'nun mağrur intiharına değen gerçekten keskin bir cam bu. Üstelik,  finaline gizlediği “Her müzik kaybetmiş olduğumuz biriyle ortak bir şeye sahiptir” cümlesiyle aklımı alan Quignard'ın, bizi müziğin, müziğin o dönüşsüz, sıradışı ölümcül çağrısının kaynağına götürdüğü nefis bir kısa roman olarak da arzedilebilir Boutès. Villa Amalia'dan sonra okuduğum bu ikinci kitabından hafif bir 'Feux' tadı almak olası iken, Homeros'un Ege'sine, Antik Yunan'ın kimi unutulmuş kimi baştacı edilmiş isimlerine belki sıkılarak bakacaksınız ama pişman olmayacağınızı söyleyebilirim.

Evet, şimdi lütfen, müziğe suyun içinden bakınız.

Cuma, Temmuz 01, 2011

Bûf-i Kûr..

Gerçi evvelce, sağlığım yerindeyken, birkaç kere ister istemez yolum düştü camiye, ve kalbimi camideki diğer insanların kalpleriyle birleştirmeye çalıştım, fakat gözlerim duvarlardaki çinilerde, nakışlardaydı, onlara bakarak tatlı hayallere daldım ve elimde olmadan, böylece bir kaçış yolu buldum kendime. Dua sırasında gözlerimi yumdum, ellerimi yüzüme kapadım, bir gece yarattım kendime, bu gecenin karanlığında, bir rüyada gibi sorumsuz, kendi duamı okudum. Fakat sözcükleri huşu içinde söylenmedi bu duanın. Çünkü ben Tanrı'yla, Yüce Varlık'la değil, sevdiğim tanıdığım birisiyle konuşmaktan hoşlanıyordum! Çünkü benim çok yükseğimdeydi Tanrı.

Sıcak, nemli yatağımda yatarken bütün bu sorunlar önemini kaybediyordu. Tanrı gerçekten var mı, yoksa kutsal imtiyazlarının korunmasını gözeten bu yeryüzü güçlüleri tarafından, vatandaşlarını daha da rahat sömürebilmek için, kendi tasarılarına göre mi yaratılmıştır; yeryüzünün gökyüzüne bir yansıması mıdır; bu gibi şeyleri artık umursamıyor, ben yalnız sabaha çıkıp çıkmayacağımı bilmek istiyordum. Ölümün karşısında mezhebin, imanın, itikadın ne kadar gevşek ve çocukça olduğunu hissediyordum. Sağlığı yerinde ve mutlu olanlar için, eğlencelik şeylerdi bunlar. Ölümün ve çektiklerimin korkunç gerçeği karşısında, kıyamet günü üzerine, ruhun ahretteki mükâfatları üzerine bana telkin ettikleri şeyler, tatsız bir aldatmaca oluyordu. Bana öğrettikleri dualar, ölüm korkusu karşısında etkisizdiler.
Philippe Soupault, André Breton gibi dadaist, sürrealist, tuhaf adamları bile etkilemiş, ilk modern Farsça roman olma özelliği taşıyan Necatigil çevirili ve Bozorg Alevî sonsözlü kusursuz eserinde böyle diyor "Vejetaryen Acem Kafka'sı".

Yazmasam duramazdım, duramadım yazdım. Okumasam yazamazdım, okudum yazdım. Okuyun duramayacaksınız.

Pazar, Haziran 12, 2011

Büyük Saat..


sayılar

Nasıl çoktuk - iyiydik, nasıl kalabalıktık - bolduk
Bir tuz ve bir sakal.
Durakta...

Yaşayan bir kediye ağıt. Sonuç.

Sevinçli şapkalara, tüylü kumaşlara, bir adamın son
evine bir çalgıdır bıraktığımız. Sonuç.
Ey - ey, siz, bütün gemilerin kocaman kaptanları. Sonuç.
ey en güzel ölügemici,
Sinemalar, defterler, yollar doldu bizimle.

Gelişen bir ağıt.

Askerler ve mızıkacılar için. Sonuç.
Kimbilir aşk nerde oteller nerde..
Artık ellerimiz kimbilir hangi güvertede, karanlık
geceyi bir suyla açıklamaya çalışıyor. Sonuç.

Gelişen bir ağıt.

Ben 11'le gideceğim sen 17'yle mi?..
Sen beni seversin
atlar öldüğünde ve
şapkam başka olsa bile...

İşte. Bölündük belli olduk.
Durakta.
 Ahd-i Atik, III. Kısım, Her Pazartesi

Çarşamba, Mayıs 11, 2011

Çok Bilmiş Özne..


Adama sormuşlar: "Sizin evde kararları kim verir?" Adam, "Büyük kararları ben veririm, küçük kararları karım verir," demiş. "Karınız hangi tür kararları verir?" diye sormuşlar, adam "Mesela," demiş, "hangi evde oturacağız, hangi yemek odası takımını alacağız, kaç çocuk yapacağız, işte bu gibi kararları karım verir." "E, peki," demişler "sizin verdiğiniz büyük kararlar hangileri?" "Vallahi," demiş adam, "İsrail-Filistin meselesi nasıl çözülecek, İran'a nükleer araştırma izni verilsin mi, ABD Irak'tan ne zaman çıksın, işte bu tür kararları da ben veririm."

Söz konusu adamın George W. Bush olmadığını varsayarsak, bu fıkra 1960'lardan beri Türkiye'de "sosyalist", "komünist" ya da "Marksist" dediğimiz kesimlerin serencamını anlatmada eşsizdir. Aslında 1960'lar sınırını koymak bile gereksiz: (Eski) TKP'nin kuruluşundan beri Türkiye'de sosyalist ve komünistler "küçük", gündelik işleri CHP'ye ve 12 Eylül 1980'den sonra da onun yerine aday olan çeşitli Kemalist/"sol"/sosyal demokrat partilere havale edip, kendileri "büyük", küresel meselelerle uğraşmayı tercih ettiler. Politikanın önemini ısrarla vurguladılar, ama kendileri asla ve asla politika yapmadılar. Bunun (sınırlı) bir istisnası TİP'in 1965-69 döneminde TBMM içindeki çalışmasıdır. O dönemde bile TİP tarihi kopuşlar tarihi oldu: Gündelik, sıradan politikayla uğraşmayı bir türlü kabullenmeyen, içine sindiremeyen "radikal" gruplar birbiri ardına TİP'ten koptu, marjinalleşti. Gündelik, sıradan politika içinde kendine yer beğenmeyen sosyalist ve komünistler, insan hakları ve düşünce özgürlüğü, Türkiye'nin ekonomik ve politik (yeniden) yapılanması ve dış politika gibi "küçük" konuları doğrudan doğruya CHP'ye ihale ettiler. CHP'yi beğenmemekten asla vazgeçmediler, ama pratik politik gündemlerini de onun pratik politik gündemiyle sınırladılar.

"Sol" Sona Ererken, syf. 127-128

Son zamanlarda blogdaki alıntılardan da anlaşılacağı üzre, "En çok kimi okuyorsun?" diye sorulsa Bülent Somay yanıtını veririm. Seçimlere 1 aydan az bir süre kaldı, gurbetçiler için havaalanlarına kabinler ve sandıklar tahsis edildi. Calvino'nun "Sandık Gözlemcisinin Uzun Günü" adlı kitabı yakın zamanda Burak tarafından bana önerilmişti, ben de bu seçimlerde sandık gözlemcisi olacak bir komşuma önerdim (kısa ama etkili bir kitap). Bu alıntıyı aktarırken aklıma önceki seçimlerde plaj havlusunu, şemsiyesini, şezlongunu terk edemeyen ve millî iradeye zerre katkısı olmayan "aydın" kesim geldi. Pis pis sırıttım. Somay'ın kitabında "Garp Mukallidi Züppe" ile "Kemalist Özne" diye tanımladığı iki tip arası bir yerde seyreden şu elitistler ordusu yani; neyse.

Seçim sonuçları üzerine babamla iki kasa birasına iddiaya girdik: Artık ya kederden ya zevkten. Tek yol alkol!

Cumartesi, Nisan 16, 2011

"Sanki ilk gözyaşının tarihini buldum, üstünü çizdim."


BardellaLiza
CoilTattooed Man
Brittle StarsSouvenir
RexAudrey La' Mort
mon insomniekeep love

*
Sports For Kingreen line
BélMezNavas de Tolosa
Peril HillVapours in August
CoboltWild Indian Summers
Acetate ZeroImperial Climb

*
marché la voidthem as pyros
Tren BrothersGold Star Berlin
The Gentleman LosersLaureline
Lift to ExperienceWaiting To Hit
SkywatchersKeep Watching The Sky

*
Alamooga EsinlenmelerRast Saz Semaisi
Pinetop SevenBorn Among the Born Again
Mystic Chords of MemoryBerry Creek Falls
PortisheadTheme From 'To Kill a Dead Man'
Lo FineMy Favorite Illusion (Not For Us Two)

*
Marianne FaithfullWho will take my dreams away
The Real Tuesday WeldThe Day Before You Came
The Dream AcademyPlease Please Please Let Me Get What I Want
Godspeed You! Black Emperor & LowDo You Know How To Waltz?
Appendix Outsecond perthshire house song + round reel of eight + twelve of them + hay bale blues

Bréviaire du Chaos..


Cuma, Mart 11, 2011

Tarihin Bilinçdışı..

Türkiye'de 1980'ler ve '90'lar boyunca işlenen faili meçhul cinayetleri de toptan bir açıklamaya tabi tutabiliriz (ve bu da gene belirli bir analiz düzeyinde bir anlam taşır), ama derin devlet, öldürme yetkisi verilmiş özel timler, öldürme yetkisi verilmiş gayri resmi timler, bunların kendi adına çalışan kesimi, vs gibi unsurlar da işin içine katılınca o toptan açıklamanın özel durumlar için bir anlamı kalmaz. Belki de bir özel tim polisi, 'teröre karşı mücadele' genel planından bağımsız bir biçimde, o gece canı sıkkın olduğu için, arkadaşına bozulduğu için, ya da yalnızca keyif için işlemiştir bir cinayeti. Ya da savaş durumundaki er (ki sizin benim gibi biridir o da), karşı dağdaki 'düşmanı' öldürecektir öldürmesine, ya da en azından o yöne doğru ateş edecektir; ama hangi 'devlet politikası' öldürdüğü adamın cesedinin üzerine ayağını basıp aslan avcısı gibi poz vermesini gerekli kılabilir ki? Burada da iktisadi/politik nedenselliklerin açıklamakta yetersiz kaldıkları bir fazla vardır, o da 'keyif' kelimesiyle karşılamaya çalıştığım jouissance'dır.
Kendi deyimiyle bir nanosaniye öncesini de geçmiş olarak kabul ederek, bilimkurgu, gotik, polisiye, bilim, Lem, Žižek, Lacan diyor ve tarihe Freud'un gözünden, Sherlock Holmes'un pertavsızından bakıyor Somay. Kalemi susmasın dilediğim üstad, popüler kültür üzerine düşünür ve yazarken, okura bir geziyazısının rahatlığını ve zenginliğini sunuyor. Okunsun derim.

Salı, Mart 08, 2011

"History is his story."


1911 - Dünya Kadınlar Günü ilk kez kutlandı.

2003 - Recep Tayyip Erdoğan, Siirt'te yapılan yenileme seçimlerinde milletvekili seçilerek TBMM'ye girdi.

2011 - Dünya Kadınlar Günü yine de kutlu olsun.

Pazartesi, Şubat 07, 2011

"İnsan sevdi miydi buna bir çare düşünmeli."


Furniturelove me
Little AnnieLullaby
P:anoAnimal Friends
TvärvägenSeptember
ChinawomanParty Girl

*
SmogI Was a Stranger
Tom FreundTrondheim
David SylvianNostalgia
Daníel ÁgústSparks Fly
Grand SalvoSnow Falls

*
Grizzly BearReady, Able
Richard GallianoOblivion
Charles AtlasNeither/Nor
Ben Weaverwings as knives
Boy in StaticCandy Cigarette

*
Margo GuryanSunday Morning
Scars on 45Beauty's Running Wild
Element of CrimeKaffee und Karin
John Alexander EricsonRadioactivity
M. CraftI Got Nobody Waiting For Me

*
The Soft HillsHills Like White Elephants
Lanterns On The LakeI will lay you down
The Mural and the MintThe Part I Hate Most
It's ImmaterialDriving Away From Home (Jim's Tune)
We Were Promised JetpacksIt's Thunder And It's Lightning

Cumartesi, Ocak 22, 2011

Şarkı Okuma Kitabı..


"Erkek için iktidarı kurmanın ve korumanın çeşitli yolları var dünyada: Milletvekili olursunuz, başbakan olursunuz, sanayici olursunuz, polis olursunuz, ne bileyim, general ya da işkenceci olursunuz. Bunların hepsini kadınlar da yapabilir, ama bu yollarla 'iktidar sahibi' olamaz büyük çoğunluğu. Güç edinirler belki, ama iktidar edinemezler. Politik, psikolojik ve biyolojik çağrışımları bünyesinde toplayan bir kavram olarak 'iktidar' erkeğe özgüdür. Kuşkusuz kadınların da bu 'iktidar'la ilişki kurma yolları var, ama daha dolaylı; dolaylı olduğu için de hem şiddet daha sıkı bir kontrol altında bu ilişkide, hem de mekanizmaları daha iyi gözlenebilir, daha iyi anlaşılabilir.

Erkekler için 'iktidar' daha bebeklikten çıkar çıkmaz devreye giren, psikolojik kuruluşlarında çok daha köklü bir yer tutan bir kavram. Temelinde de elastik, büyüyüp küçülebilen bir et parçası var. Ya da en azından erkeklerin büyük çoğunluğu buna inandırılmışlar iki-üç yaşlarından beri. Herkesin bu kadar şiddetle inandığı bir şeye de gerçek olmaktan başka çare kalmıyor tabii."

Bülent Somay, hayatını etkileyen şarkılardan biri olan Famous Blue Raincoat üzerinde düşünürken derinlere iniyor/indiriyor. Mozaik'teki yıllarını da hesaba katarak, şarkı sadece şarkı değildir, diyor bir kez daha. Manifiesto, Suzanne, Fragile, Here Comes the Flood ve diğerleri. Okuyun isterim bu kitabı.