Pazar, Kasım 07, 2010

Yahu delirme!


Çok sevdiğim adamlardan birinin kısa bir süre sonra askere gideceğini düşündükçe hatırlıyorum: Ben devlet fikriyle uyuşamıyorum. Bir süre sonra diğeri gidecek, sonra diğeri, sonra ben, sonra diğerleri. Bilmedikleri kentlerin bilmedikleri dağlarında bilmedikleri silahlarla bilmedikleri yerlere yollanacaklar. Olayın sevmekle ilgisi yok, olayın herhangi bir şeyle ilgisi zaten yok. O güzel insanlar o güzel mayınlara basıp ölecekler de, sefere mi çıkıyorduk be Türkiye? En verimli çağ diskuruna kaydırmadan retorik soramayınca sonra, bu gırtlağımı balgam gibi tıkayan total absürditeni gıdısından öpüp gadasını almayınca olmuyor; "Saçmalık!" diye bağırmadan kös kös oturunca olmuyor.

  • Bil isterim ki bize hiçbir şey vermedin, vermiyorsun ve vermeyeceksin Türkiye, mutlu musun? 4 darbe 81 şehirsin, gururlu musun Türkiye?
  • Toplu taşıma araçlarına geriliyorum. Metrobüsünle minibüsünle, fünikülerinle otobüsünle insan taşıyorsun Türkiye. İnsan gibi taşı.
  • Politikacıların mizahçıların, kuşe yazarların köşe yazarların hep kötü. Ne filozofun ne peygamberin, ne sinemacın ne bilimadamın var. Hem nasılsa çizerlerin de yanlı, sen de yancı ol ve kıraathanelerde sabahla Türkiye.
  • Türkiye gastrit, reflü, alkolizm derken ben fena oldum (küçük İskender'e de özendim sana mektup yazıyorum). Sağlık sektörümün ebesine hallenildi. Sabahların cırcır - akşamların sistit - gecelerin basur. Yollarında çalışma var başkentini sel basıyor. Sen teğet deyince ferahlıyorum, çift dipli resesyon umrum olmuyor, sana güvenim hep tam Türkiye.
  • Başımı örttüm. Kocaman bir buffalonun kıç derisini geçirdim başıma. Ne o olmadı mı, sen benim dinî inancıma nasıl karışırsın Türkiye? Babam beni okula gönderir gerisi onu ırgalamaz da, seni ne diye burgalar sevgili Türkiye?
  • Beni denizfenerlerinden ve insanî yardımlardan, beni organ bağışlarından ve ithal uskumrudan da sen, bizzat sen soğuttun Türkiye. Kurultayların soğuttu, hastanelerin, banka kuyrukların, kalabalığın suçun kirliliğin soğuttu. Halkı askerlikten soğuttun: Freon gazı gibisin, serinledik Türkiye.
  • Sen rakıya zam yaptıkça daha çok içer oldum. Binalarımı Veli'ler Göçer'tince pıstım da sustum. Düşünce parklarında uyudum, düşününce nezaretinle duruldum. İlk elektriği çükünde tanımış çocuklarına, hüviyetinde doğum yeri 'mağara' yazan çocuklarına, yani ona, şuna, bana, yahu 4 deniz 7 iklim sundun gönlümüzü aldın da, coğrafyanı bi' tam'layamadın be Türkiye.
  • Sınıflar yarattın çalışkanlar sınıfına konser bileti dağıttın; savaşlar yarattın beynimizi dağıttın. Kerhanelerini aç da birbirimizi dürtmeyelim Türkiye.
  • Beni ikiye üçe gürcüye böldün: Trenlere binemiyorum. Kafamı kaldırsam doğu: adres soramıyorum. Sarayların var paşaların var, hepiniz koca koca adamlarsınız; enter'ım kaybolunca yazı yazamıyorum Türkiye.

  • Nöbet tutulacak, sen iyi uyu.

  • Sen sisli, biz şiirsiz; umarım görüşürüz Türkiye.

10 yorum:

Aylak Kedi dedi ki...

katip, arzuhalim yaz yare böyle.

Hono Lulu dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
as.iz dedi ki...

firat bey be$ bucuk aylik kesinlemi$ hapis cezaniz bulunmaktadir. elleri goreyim.

dükay dedi ki...

"Birey, topluma entegre olmuş insandır" önermesi, hakimiyetini gök tengriye borçlu olmayan ama 'inanmıyoruz'desek dahi varlığını skinner faresi deneyselliğiyle münasip yerlerimize elektrik şoku yollu yediren bir gücün -Devlet'in- "kıt" inancının ayet-i kerimesi sayılabilecek bir önermedir. Bu önermede de düz mantıksal olarak p, q'nun üstüne oturmuştur ki tek prototip kesretten vahdet üretmeye de uygundur ve çok ekonomiktir. Çok temiz iş yani.
İşte bu devlet dediğimiz tek tip ürün fabrikası, insan denilen biyolojik vakayı prosedürler, kanunlar, betonarme binalar, normlar vs ile süslediği toplumuna itinayla ürer. Bu çekilen hat ve çizilen yol haricinin, tabiatına uygun ya da dilediğince yaşama özgürlüğü 'ancak ve ancak' meczup olup turizm değeri taşımayan bir dağa çetrini kurmasıyla mümkündür ki toplum ona dış dışı çoktan çekmiştir zaten. Dış dış çekilmeyenler ise oturup aşşaa eline verilen sınavlara çalışır, sonra onları kısmetse geçer. Geçemezse atılacak kapak elde ağırlaştıkça ağırlaşır, azimle soğuk betonları deler ve devletin işini bilen memuru olur. Sonra bu memurlardan er kişiler asker olurlar. Analar, babalar "taarruzda mıyız, nedir bu ergen sürülerine er ve erbaş demeler?" diye -soramaz-. Bu geçilsin, 65 bin askerin garsonluk ihtisasını asker ocağında yapıp usta birer barmen olması da yine devleti koruma kodamanlamanın olmazsa olmazı sayılır. Demişsiniz, "güzel insanlar güzel mayınlara basıp ölecekler" diye, o güzel insanlar mayınlara basmadan, alnına kurşun yemeden de ölebiliyor. "En verimli çağımdı oysa halbuki ama yani off" demek de yasak onlara.
Bir de sıraladığınız maddelerin cuk oturmuşluğu hatırına parmağıma seçim mürekkebi dahi damlatabilirim hani okudum-inandım yoluna ama şu peygambersiz Türkiye'de az aklım kaldı. Derler ki bilirler, peygamber gönderilecek kavimler her türlü aşırılığın, düzensizliğin, kötülüğün, yalan-dolan-zırva emsallerinin ve insan
ve tanrı tanımazlığın merkezi olmuş yerlerdir. Bilirler pek bu yollu demez bilirim ama sonuç itibariyle şu bir-iki yüzyıl haricinde Türkiye olarak tanımlanan toprakların peygamber çağırır topraklar olduğuna ben inanmıyorum. Ha yeni bir adet geleceğini bilseydik yazılıyı geçip mülakatlara hayli hayli kalırdık şu halle.

Wereyda dedi ki...

Öldürülmenin şık ve göze batmayan şekillerini öğreniyoruz. Boşa denmemiş, insan kendini ancak insanda tanır, onun gibi.

Bir de şu bir-iki yüzyıl öncesi benim bildiğim Türkiye diye bir yer yoktu, kendisini peygamber zanneden adamlar tarafından yönetilen farklı bir devlet vardı.

dükay dedi ki...

Aslında cümlenin Türkiyesinden çok topraklarına vurgu yapayım demiştim, hazır yükleme de yakındı ama becerememişim anlaşılan. "Dört nala gelip uzak asyadan, akdenize bir kısrak başı gibi uzanan şu memleket" tasviri üzerine vadedilmiş toprak ve kazanılmış hak işgüzarlığına büyük imparatorluk goygoyu yapasım yok ama en asgarisi, o dönemde Martin Luther yontması reforma ihtiyacı olmayan bir devletin olduğunu iddia edebilirim. Yönetilen zümrenin şeriat kaideleri tandanslı asık-kesiklerini klasik peygamber sıfatlarıyla karşılaştıramayız hem. Olsa olsa müspet karşılanacak hal ve hareketlerinin ismine "sünnet" denilen genel davranış kalıpları olduğunu söyleyebiliriz ki zaten yüneten berisinde reaya kısmısı da bu kalıplara uygun yaşayanlardır. Bunların tekmili birden 'lanetlenecek kavim' ve 'gelmesi beklenen peygamber' düşüncesi oluşturmuyor. Bence.

Bir de, bildirilen 571 tarihli doğumdan sonra yeni bir peygamber beklenmesinin öküzden rahim sahibi olmasının beklenmesine benzemesinden kelli, Türkiye'deki peygambersizlik sorunsalı ya da ne olacak şu semavî dinlerdeki peygamber kısırlığı gibi sorular da sormuyor 'belâ!' diyenler.

Ama duurr.. Hakkı var, Hasan Mezarcı gibi bir '24 ayar altın' uhrevi nebîyi es geçiyoruz, ayıp ediyoruz şanına.

Ben şu an yukarıya tükürdüklerimin hepsini yalıyorum o zaman.

Wereyda dedi ki...

Dükay,

"Padişah=Peygamber"e katılmıyor, Hasan Mezarcı gibi spot peygamberlere de kıymet vermiyorsun anladığım kadarıyla. Oysa ben bir yönetim biçimi olarak padişahlıktan bahsediyorum. Birincisinden sonuncusuna tüm padişahlar terdifen 'God: Mode on' yaşamış, Lsd kafasında adamlar; varoluş nedenlerinden ölüm nedenlerine kadar orijinal insanlar. Bence. Peygamber sözcüğünü düşündüğün anlamda söylemediğim yazı içerisinde belli değilse, asılı kalmışsa, tashihi de bu olsun.

flekz dedi ki...

Olm "Negzel yazmissin lan." diye maksimum yuzeysel yorumumu yapip kacacagdim, bir de ne goreyim, tuhaf yorumlasmalar olmus. Olsun, onlar da guzel olmus.

Lan saat 6 oldu ya off. :/

spitneybears dedi ki...

yahu bu adam askere mi gitti ?

Wereyda dedi ki...

Askere giden 'Müslüm'. Niğde'de şu an, Bor madeni çıkarıyor.