Cumartesi, Kasım 20, 2010

Cioran!


Onunla durakları paylaşıyoruz. 55T'nin kimi zaman yorgun kimi zamansa enerjik yolcularıyız. Kalabalıkta, tıkış tepiş. Farklı yönlere gidiyoruz. Gözleri görmediği için ona yer veriyorlar. Sevimli samimiyetiyle Ayakapı'dan Ömer Hayyam'a kadar konuşuyor. İnsanlar ona bakıyor; kuyruğa girmesine, otobüse binmesine, sonra muavinle selamlaşıp şoförden helâllik istemesine. Bakıyorum, durakları sayıyor. Artık ben de sayıyorum.

Bak yok yere insanı üzen o tarafın Cioran. "Bende tehlikeli bir şeyler var" diyen Hamlet'e dönmek iş değil, işten hiç değil. Yaşamın kurtarılması gerektiğini vahyettikten sonra o yaşamdan sağ çıkılamayacağını söyleyip çekip gitmenin erdemi nerede? Tüm tutarsızlığınla saldırıp, kayıtlara geçmiş, unutulmaya çalışılan ne varsa su yüzüne çıkarman? O mu kör ben mi? Hangimiz daha az görüyoruz? Hep kalabalık, daima durakları saymak. Yol sürer mi?

Cevabını hiçbir zaman söyleyemeyeceksin.

Hiç yorum yok: