Pazartesi, Ekim 04, 2010

"Müziği işitmedim, ama dans ediliyordu."

İnsan, her gün uzandığı yatağın, serin, rahatlatıcı temasını duyamayınca, yatağının sanki uzaklaşmak istercesine altından kaydığını hissedince ne yapar? Yatağına yetişmek için koşturup duran bir adam olmak istemedim. Ya da yatağa emirler yağdıran bir adam: "Gel buraya, daha göreceğim çok düş var." "Peşinden koşturma beni, yeter artık, yoruldum." Ya da "Yarın intihar ediyorum" gibi cümlelerin tekdüzeliğiyle kendinden geçen bir adam...
Feux'una taptığım Marguerite Yourcenar'ı dilimize çeviren Hür Yumer, öykülerden oluşan kitabı Ahdımvar'ın henüz üçüncü öyküsü olan Ha-Ah-Bakıh-Zukrum'da tanımlayamadığım bir mizahî tatla kucakladı beni. Onunla üniversitede aynı bölümü okumuşum; galiba ikimiz de okuduğumuzu pek sevememişiz. Sevilmeyen bir bölüm, sevilmeyen bir işi ve sevilmeyen bir hayatı getirir tahmin ederim. Bundandır ki kendimle dışarı arasına çektiğim seti inceltip gözlerimle yeryüzünü daha çok tarar oldum. Ilımlı mı, anlayışlı mı bilmiyorum; hepsi sanki kendini dev aynasında gören bir faninin yakıştırmaları gibi geliyor. Bana tahammül eden insanlar için tahammül etmem gerekenler olduğunu biliyor ve açıyorum gözümü. "Bak, bütün gözlerinle bak" diyen Jules Verne ile hatırlıyorum: Sadece güzel bir insan olmak istiyorum.

4 yorum:

mEta dedi ki...

Alıntı bölüm mükemmel

Mockingbird dedi ki...

yazıya hayran kaldım, şahane.

y. dedi ki...

acaba alıntıladığınız bölümü paylaşabilir miyim, kitabı okumadım henüz ama yazdığınız bölüme çarpılmış haldeyim.

sevgiyle

Wereyda dedi ki...

Elbette. Umarım okursunuz da.