Pazar, Ağustos 22, 2010

...

ah hayat
kendim diye terkibinde bulunduğum poz
bir kapı tarafından görüldüğüm gibisin!

Perşembe, Ağustos 05, 2010

Yaz Geçer !


Kunek
Good Day
Fantasy BarStones
Buddy Holly Everyday
Moto BoyEarly Grave
The Verlaines Bird Dog

*
Adrian Klumpes
Exhale
AqueductFive Star Day
Sleeping at LastQuicksand
HalvesTake Exact Revenge
The Guillemots - Train to Brazil

*
Ken BootheEverything I Own
Indigo Treeiloveyoubabysweet
Los KjarkasSon tantas noches
GnacExamples of Bad Driving
Boa MorteDarkened Doorway

*

The Music Tapes
Cumulonimbus
She, SirIt's My Way of Staying Connected
The OrchidsAn Ill Wind That Blows (Caff 7'')
Richard HawleyTonight The Streets Are Ours
Sparrow HouseFoxes (Sighing Like a Furnace)

*
The Sun and the Moon
A Matter of Conscience
The Ladybug TransistorSong for the Ending Day
Fury in the SlaughterhouseTrapped Today, Trapped Tomorrow
The Foundry Field RecordingsClones Were Made For Them But Not For Us
The Scotland Yard Gospel ChoirI Never Thought I Could Feel This Way For A Boy

Pazar, Ağustos 01, 2010

"olgun bir meyva gibi güleceksin zamanla"

sigara ve kahveyi saymazsak evde yalnızım
günlerdir söylüyorum;
sigara ve kahveyi saysak da evde yalnızım

Seyyidhan Kömürcü, Siyah


m., insan doğru mudur? biz doğru muyuz örneğin? çepeçevre miyiz yoksa sereserpe mi? bilmiyoruz. "geçecek," derlerken onlar da bilmezler; bazen geçmez. çünkü kadınlar ve erkekler eşittir ama bazıları daha eşittir. mesela bazı geceler katrandır, bazı günler pazartesi sabahı. bazı saatlerde yelkovan yoktur m., bazı yazıların amacı yoktur. dur söyleme: ek fiillendirilmiş tüm cümleler bilgiç, dünden bahseden bugünler hep bilgiç evet. yanlış atalarımızın uçucu sözleriyle çizilen tasasız evrende caniyiz, gramofondan damlayan tanrıda mütebessim.ben üzerinde oturduğum duvardan ufku göremeyip de duvarıma sığındığımda, kendime kendimden kalan toplama makul bir gözle baktığımda yahut - kediler kadar bile özgür değiliz m., insan bir bilinç midir?

yalnızlık insanın epic fail'i m., sırsız bir ayna mı taşıyoruz öte dağımıza? doğduk büyüdük ölüyor muyuz? insan ölürken yanında nefes açıcı bir şeyler götürmeli. bir woody allen filmi örneğin -tercihen, annie hall-, radiohead'den birkaç şey ve keşkesizlik. keşke düşünmeseydim ama: birinin keşkelerinde bir başkası susuyor. sanki her keşkede biraz fazla konuşuyor diğeri. öbürünü meğerleştiriyor. meğerlerde anılar var m., anılar hep bağırır mı?


uzun bir suskunluktu yorulmuştum. sana seni havaya uçuracak şarkılar seçmiştim. şarkılar senden önce düştüler. çok düşünüyordum az anlatıyordum samandandım sarıydım sıradandım. elsa şirin bir kızdı rüyamda allah'ı görmüştüm. küçük ama yeni bir şeyle yetiniyordum arkadaşsızdım. dağımdaki kar başkasına suydu. paçoz parasız politikasızdım saçlarım gürlüyordu. her şarkıda bir başkent geziyordum ayaksızdım. köprülere gidiyordum damlardan düşüyordum plüton gezegendi. adalarda martı kokluyordum çığlıkları andante, flashbacksiz banklara seğirtiyordum dedem aklıma gelmiyordu. her şişede bir tay öpüyordum dünya güzel bir yermiş. doğusuzdum atatürk'ü seviyordum da asmin asmin kokuyordum kalemlerim varlar. sana seni hatırlatacak terimlerim vardı kimdin ki. suyun ağzına değen zarif yaprak, m., belki bıkmıştır çamlar da taşımaktan kendilerini. buluta sızan et beni kadar bir güneş. insan güncellenen bir virüs müdür?

benim söyleyecek çok sözüm var: hiçbirinin bir anlamı yok. anlam şart mıdır, toplum benimle uyuşsa olmaz mı m.? havva'ya ödünç bir iveği kemiği gibi duruyor aramızda yol. önce yaratmak değil aldanmak vardı diyen bir isviçre'li bilimadamı ya da. anketlenemeyecek düşler var mıdır, ıskalanan harmonik hazlar? pencereyi kapamadan, hani yelkovansız saatler gibi, bazen rüzgâra değmekten geçiyor anlamak. benim istiridyelerim incisiz, midyelerim tutundukları kayalarla mutlu, değişimler hüzünle mi büyütülmüştür m.?

anlamışım hümanizm zaman ayarlı bomba. ben hep kırmızı kabloyu kesermişim, ayırdındaymışım pimi çektikten sonra beklemek alışkanlığının. krematoryum görmemişim morg ziyaretim olmamış kabristan öpmemişim. uyuyamam kilitte bırakıp anahtarı; serseriliğim birden çok geçirilen bir çocukluk hastalığıymış hep. fark etmek, hemen yelesinde atın: ben çark edeceksem vapurlara binemiyorum m. kaşkollara ve mavi minibüslere bakakalıyorum. insan ayraçlara ağlar mı? yoksa senin de mi gözüne bir şey kaçtı? dirseğimi yaladım: girip kiliselere isa için "he's not coming back!" diye bağırdım. kovulacağımız derneklere üye olsak? ya zerremize dönsek tozlanmak pahasına mesela sende fazladan puset var mı, bana biberonunu verir misin, barış manço öldü mü ıssız dağlar kaldı mı gülsene be gülpembe.. ne diyordum.. sahi, bana tipitip alır mısın m.?

hayır öyle somurtmak yok. hayır küllüğü kimsenin kafasına fırlatamazsın. evet molotof kokteyli içmek de yok bu gece. sana bileklerini dikey kesmenin yakışmadığını söylediğimi sanıyorum hem. hayır otomatik kapı çarpana kadar gülmek de ikinci bir emre kadar yasaklandı. aşırılık gemici düğümü gibidir m., sen aşırıya kaçmayacaksın. banliyölerde makasa girme örneğin. hız yapma, yönetmeliğe uy, hayır her gün lobotomi de olmaz, o neşteri de aldığın yere koy. sinagog kundaklamak ve kelebek ölüsü koklamak da nesi: şimdi seninle bir oyun oynayacağız m., konsolu kemirmeyi kes.

yağmur mazgallarından atlayacağız seninle. kapağını sevdiğimiz kitapları alıp okumayacağız. salıncaklarda kümeleneceğiz kısa filmlerin yarısında çıkacağız. ezber bozacağız balmumundan ay yapacağız. sigara dumanından deltoid yapacağız karanfil üfleyeceğiz. erken yatıp erken kalkacağız dişlerimiz parlayacak. BÜYÜKLÜ küçüklü yazacağız poz vereceğiz fotoğraflarda. gecenin köz misali ışıdığı yer diyorum, m., biz asansörleri çağırıp kapı zillerine basacağız. olduğunu unut, olduğun senin bir kısmın, olacağını düşün. unut önceyi ve unuttuğunu hatırla: hayat bir gündür o da dündü. hey, o kelepçelerle bir polisi tutuklayamazsın. hem sen utanınca saçların kızarıyor mu m.?

diyorum ki lisedeyken belediye otobüslerine binen öğrencileri kıskanır ve dal sigara içerdim. buğulara kuğu çizmek, O'na yazılanları ona iletmemekle iletkenleştirilen ılık beklentinin çıkmazında: kravatı çekiştiren rüzgâr. biraz sonra sınıfa gireceğim ve hiçkimse beni fark etmeyecek. tahtayı ıslatacağım, tebeşirleri küstürüp pantolon ceplerimi deleceğim. törenlere katılmayacağım m. eğitim sistemi yalnızlığımı düzeltmeyecek. hep bir bayırı çıkmak ve hep bir kolaj, örneğin pink floyd'dan, ya da david bowie. jeff buckley de olur. the age of stupid'in panoptik gözlüğünden bakacağım, sevdiğim herkes ölecek. geriye sadece müzik kalacak.

o nasıl kahkahadır m., sen ölme e mi?

"geçecek," derlerken dinlediğimi dinlemiyorlar. ben dinlerken, sadece hikaye düzlemine oturtulabilecek bir üçüncü dünya ülkesi vatandaşı tasarlamak istiyorum. "3000li yıllarda dünya nasıl bir yer olacak? şimdiden isabetli bir öngörü, karavanasız, bir şey diyebilir miyiz?" diye düşünecek, global sera, kirlilik, nükleer silahlar diye diye bıkacak. çünkü büyük yanlış onu oluşturan yanlışlardan çok sonra ortaya çıkıyor; örneğin kanser. beraber olmadan "ayrılırsak ne yaparsın?" diye soran barmaid bungunluğu. çöp kamyonlarında gözlerim doluyor, merdivenlerinde şargoz içtiğim bir cihangir'e üzülüyorum. ben arkadaşlarımı iş ve işçi bulma kurumu'ndan seçtim m., dodo birinin adı, ve bu yüzden işgüzar değiller (yük gemisinin tonajı gülümsemeni kaldıramadı, haydi şimdi biraz uzaklara bak.).

fade in
mobiüs şerididir: m., insan doğru mudur? ben bir kavak olarak doğdum, kırık bir çizgi olarak ölecek olmaktan gurur duyuyorum. ya sen? ellerin lebiderya, ellerin glayöl, ellerin ennop, ellerin illâ nafika. yamuk parmaklarınla resmimi yap. everybody lies and everbody dies. şş, senin ellerin lupus m.

fade out
ben de herkes kadar herkes miyim m.?