Pazar, Temmuz 04, 2010

"doluyuz, bazıyız, avuntuluyuz"

bir m. fikri var. susunca mevsimleri karıştırıyor yüzü. zararsız, ezber bir ölçüsüzlük. o risk aldıran şarkıların, illâki kedilerin sonrasında aymazlığımla kuleli uçurtmalar, ispinozlar ve şiire yansıyan kâğıt balıklar deyince ben: yani kırılıyor yaz'ın gramofon iğnesi de öyle. kuytudaki biraya damlayan tırnak kadar ay. inandıramıyorum. gitmek fiilinin altını çizen trenlerden ve atlıkarıncalardan arta kaldığınca, yani hakedilmiş hüznüyle, oturuyor işte. yeni söylüyorum: blues gülüyor o. saçtelleri sôl anahtarları. çeneye yaslanan bileğin akabinde rüzgâr; günün peçesi düşüyor böyle.

boş banklardan ve henüz terk edilmiş sandalyelerin yanından geçiyoruz. "the person you have called cannot be reached at the moment. please cry again later." diyorum ani. yani bu dünyada aradığımızı, asla bu dünyada bulamayacağız, diye geveleyesim tutuyor. yani bu şakalar ve komikliklerden kalacak olana dikip gözümü, 'hep bir yaklaşık sonuç' diyorum. kuru buza değen o temkinsiz çıplak parmak, hep yapışır ya önemsemediğin bir müddet boşluğunda, ayrıntılandıramadığımız dokunuşlarımızda kalır ya pası yaralarımızın, dikiş izlerimizi birbirimize gösterip güleriz ya alaycı.. bu da biraz böyle işte. çünkübenhepkonuşuyorumiçimden. konuşmak anlatabilmenin ne kadarıysa o kadar, umursamak katlanmanın hangi pozunu keserse o kadar işte. miktar zarflarım, ilk hedefiniz dudaklarımdır, ileri. o -ebilmek'lere saplı, -abilmek'lere takıntılı gözleriyle kahvedeki kremaya bakıyor. o da bakabildiği kadar işte.

ben çileğin bir renk olduğunu öğreniyorum saçlarıyla. ağlamanın saflık ayarı olduğunu bağırıyor gece, tam da sarının dolmuş anlamına geldiğini öğrendiğim yerde. o adına zaman dediğimiz dolgu malzemesi, o beni bana redif eden aldırışsız yüz maskesi belirdikçe göz göz, ben ölü konser heyecanlarımdan lunaparklar damıtıyorum. jeneriklerinde gözlerim dolmuyor filmlerin. sonunu getirebilip ayaklarımın, durabiliyorum karşısında bakışlarımın. uzanabilmek yıldızlara hiç bakmadan, uyuyabilmek diyorum.. benim de köylerime elektrik geliyor böyle.

- sanırım her şey özlemekle alâkalı..
- hiçbir şey özlemekle alâkalı değildir,

diyor bana bir ressam.

bir terzi saçlarıma gülüp, bir çocuk alnıma fiske vurunca oluyor. bir kasap etlerine küstüğünde, bir balıkçı kuru kılçıklara üzüldüğünde yani.. yani ne oluyorsa anlamaktan oluyor, diyerek yaklaşıyor bana bir deli. aklıma aklım gelince acıyor da aklım, duruyorum ve fısıldıyorum kendime,

iyi ki bir m. fikri var, çoğulluyoruz dünyayı böylece.

2 yorum:

cüzzamlı melek dedi ki...

"ben çileğin bir renk olduğunu öğreniyorum saçlarıyla..."

:) çok sevimli.

Bella. dedi ki...

birisinden bi şeyler. =)