Pazartesi, Mayıs 10, 2010

Kick-Ass..

Kendisine daha şimdiden ciddi bir hayran kitlesi edinmiş 2010 yılının flaş filmlerinden biri Kick-Ass. Imdb puanıyla mâlum sitenin ilk 250'sine sıçramış. Adını, kendisini bu isimle çağıran kıytırık süper kahramanından alan eğlenceli fakat biraz sıkıntılı bir yapım bence. 500 Days of Summer'ın çok bilmiş ufaklığı Chloe Moretz ise kuşku yok ki filmin en çok akılda kalan karakteri.

Sosyal hayatta silik bir karakter olan Dave'in çözümü süper kahramanlıkta bulması ile tüm süper kahraman filmlerinin tiye alınabilirliğine şahit oldum ben. The Dark Knight'ı yüzlerce sebepten ötürü ayrı bir yere koyarsam, ben bu super-hero'ları hiçbir zaman sevmedim, hiçbir zaman da sevebileceğimi sanmıyorum. Kahramanlar Ölü Doğar diyor ya artık okumadığım bir şair, öyle. İdol arayışı-benlik arayışı karakter aşınması'na hatta paradigma kayması'na yol açmadan beğeniyi dizginlemeli, ilgiyi azaltmalı diye düşündüm hep. Hatta pek çok filmde nam-ı diğer kötüler'in kazanmalarını, ileri gidiyorum, kazanmaları gerektiğini düşündüm. Çünkü iyi'yi kötü'den daha kötü bir hâle getiren tutkulu hiddet bana oldum olası sevimli gelmedi. Şiddeti, intikamı meşrulaştırmak, özgürlük pahasına bile olsa aklıma yatmadı. Yani benim için, sulandırılmış anarşizm ikonu V for Vendetta adamı da çok doğru bir yolda değildi, Superman de, Spider Man de. Adorno'nun dediğine paralel: Dünyayı tek başına kurtarmak mümkün olsaydı, ütopya olarak belleyip uğruna hayatımızı adayacağımız yüce bir gaye olsaydı, zaten elde ettiğimizde bir distopyaya dönüşecekti. Wittgenstein'ın Ölüm yaşanmaz'ı gibi.

Tahminlerim beni yanıltmıyorsa, vaadettiklerini klişe sonları ile ispatlayan heybetli abileri gibi Kick-Ass de, ileride üzerine bir hayli konuşulacak bir film olacak. Ellerinde silahlarla sokaklarda cirit atan ergen ve hatta 'ergen gerisi' sabiler üzerinden tartışmalar da olacak. Yani olsun. Çünkü henüz 11 yaşında bir ölüm makinesi ile karşılaştığımızda, bizi saran zamana aykırı olmadığını hissedip irkiliyorsak bu konuşmaya değer bir durum. Benim için.

Cidade de Deus'daki gibi bir gerçekçilik ya da o ayarda bir donuk şiddet yoksa da; çizgi roman sokaklar, Gotham'vari caddeler, süslü simli kıyafetler; haksızlığa uğrayan iyi'nin içerisinde büyüttüğü nefret ile 'beklenen muhteşem dönüş'ünü yapması vs. Her şey: kahramanlar, krallar yaratma arzusu ile ilişkilendirilebilir gibi. Mesih?

Bir de,
Nicolas Cage'e ne oldu bilmiyorum. Hani hiçbir zaman çok önemli bir oyuncu olmasa da, ben içerisinde olduğu pek çok işi severek seyretmiş biriyim. Çizgi roman uyarlamasındaki kısıtlı rolünden ötürü mü böyle düşünüyorum yoksa cidden performans açısından bekleneni veremiyor mu kararsızım. İzleyin, izledikten sonra da isterseniz buraya bir uğrayın, konuşalım bu filmi.

1 yorum:

Orfoz dedi ki...

Yeni arayüzün ve yazılarınla burası eskisinden daha güzel.