Cumartesi, Mayıs 15, 2010

"gönlümü put sanıp da kıran kim"

Urvaşi şöyle cevap verdi: "Seninle konuşabileceğim ne olabilir ki? Şafak sökerken benim işim bitti: Evine geri dön, ben rüzgar gibiyim, beni yakalamak zor; size söylediğim şeyi yapmadınız. Beni yakalamak sizin için çok zor, evinize geri dönün!"
O, orada değil. Baktığın ya da bakmayı ıskaladığın bir yerde değil. İndiğin tramvayda ya da kustuğun takside. Üzüldüğün şiirde, korktuğun filmde, kaçtığın şarkıda. Onun için kimse bir şey diyemez, lâl olunur: alıntılayamazsın. Hakkında yazabildiğin o, O değildir. Kutsal kitaplarda yahut az izleyicili piyeslerde esamesi okunmaz. Diyorsan ki ipini çeşmeme bağladığım uçurtma onu bulacak, diyorsan ki ipler benim elimde, diyorsan ki siyaset ve sanat ve irade ve Schopenhauer; değil. Zaten o da demiş de yine O'na erişememiş: "Herkes düş görürken Shakespeare'dir". Cem Akaş bastırırdı: "Solipsizme yatkı. Kişiye özel dil tasarımları. İletişimin çatladığı nokta. Aracısız konuşamama: kendi hakkında söz alamayan kişinin değneği." Şimdi anlayamıyor olsan da korkma, herhangi biri de şu zamana kadar anlayamadı. Çünkü O, anlaşılmaktan münezzeh, O, o değildir. Cinsellik, devrim ya da hiyeroglif değil. Hakkında ne kadar çok konuşursan uzaklaşacağındır o. Bir yandan da bahsetmediğinde bilemeyeceğin. Yanılgı bilgeleşme arzusundan ve ani tekilleşme kaygısından doğar. Öksüz ve yetimdir. Şimdi yalınlık, yalnızlık, kimsesizlik, akıl sağlığı diyeceksin. İzm'ler eklenecek, zoraki aydınlanmalara teğet kalacaksın. Varsan fazla, varmasan az; bunların O'nunla bir ilgisi yok. Unutamadığın değil ki O. O denen, öpemediğin, soramadığın değil. Yetersizlik kipleriyle açıklama yeterliliğine haizim desen, O, buna sadece gülecektir. Soyut mu somut mu saçma mı düşünmemelisin. Bu senin tek gereklilik kipin. Düşünenin kafası karışır. Kendine bir halı yıkama makinesi al. İhtiyacın olmasa da bigudilerden bahset. Maalesef, farkındalık da bir çözüm değil. Aslolan eksiklik. İpucun şu: Sadece değmek var. Bu dokunmaya benzer. Ânlık bir mutluluk hissi. Geveleyebiliyor olmanın tadını çıkar. Bu tadın farkında ol. Bu tat somut. Bu tat bir -izm. Bu tat devrim. Alnında hissiz bir ideogram, yaşanmışlıklardan iğrenç çıkarımsamalar, pastel bir acemilik, edebî olma korkusuna eşlik eden saflık anksiyetesi. Kafan karışık, bu çok güzel; zaten net olan ne var ki? Hayâl meyâl görünüyor, eksik ve böyle muhteşem. Bunun adı yol. Ayrılacağınız. Sıyrılınacak. Kimse mutsuz olmayacak. Votka şişesi kırılacak. Bunu kimse buraya kadar okumayacak. Bari sen sen ol, yani, evet, sadece bu kadar: sen, sen ol: O saçlarını taradığın, adı kolaj, bir salgı bezinden sebep. Bence daha fazla uğraşma.. .

4 yorum:

Aylak Kedi dedi ki...

bunu oraya kadar birisi okudu.
ve bayıldı. hatta hayret etti nasıl da dizmiş ince ince bağlantıları olan farklılıkları peşpeşe ve ufacık bir duraksama yaşamadan nasıl aktı bu yazı.
gerçekten çok güzel.

irep dedi ki...

ve adam üzüntüyle dedi ki: 'o halde ben çok uzaklara, dönülmez diyarlara gideceğim; ya ölüm tanrıçasının kucağında yatacak ya da vahşi kurtlar tarafından yok edileceğim. ya da kendimi asacağım.'

-...

Orfoz dedi ki...

Klişe ama gerçek ; "bütün kadınların kafası karışıktır."

eskiz... dedi ki...

"Sadece değmek var. Bu dokunmaya benzer. Ânlık bir mutluluk hissi."
... aynı akvaryumda birbirine değmeden yaşayan balıklarız... biraz önce sonraki blog dedim ve bu yazıyı okudum, yani sana değdim ve değdiğimi bil istedim, bu kadar...