Pazartesi, Mayıs 03, 2010

"Ben aşıktım, o da kumral."

'korkma baban seni hala seviyor
dünya da artık sana benziyor zaten'
İzzet Yasar, İstikbal Marşı

Uyku düzeni. Uyku düzenini bozmak. İyi de benim düzen'le ilgili ciddi bir sıkıntım oldu hep. Thomas Hobbes'tan önce. Kendimi bildiğim bileli dağınığım. Beslenme düzeni, hobiler, alışkanlık şemaları, "ah bugün 5 mekik eksik çekmişim" tipi günaşırı özenle ticklendirilen altın kurallar bana çok uzak. Çoğu saçmalık gibi, çoğu kısıtlayıcı bir tını taşıyor. Yaşam felsefesi dendiğinde midem kalkıyor. Nazi miyim ben? Böyle kendisine biat edebileceği kaideler bina eden irade insanlarından olmadığım için bir şeyim.. şanslı gibi. Diyet hapları, kusur ve hastalıkların artık pazarlanabilir düzeyde olması. Önce McDonalds, ardından perhiz. Jean Baudrillard'ın doğum kontrol hapı hakkında düşünceleri. Post-modern insan, post-modern tanımla tam bir gerzo. Elbet ben de, düzensizliği bir düzen olarak sunmuyorum kendime, yalnızca zaman zaman ego'nun nasıl katil ve nasıl sinsi olduğunu hatırlayınca gülümsüyorum. Ân'ın gerektirdikleri içerisinden kendim için en iyiyi bulmak ve yapmak. Ve bundan utanmadan, pişmanlık duymadan yola devam etmek. Tabii ki bira göbeğimden şikayet ediyorum. Sorumluluklarımın hafiflediğini hissettiğim zamanlar kendimi daha suçlu ama daha özgür buluyorum. Yorganımı ayağıma göre kısaltmayı seçtim. 'Arada sırada' yaptıklarımın beni çok daha iyi yansıtıyor olması, örneğin çok içilen bir gecenin ertesinde -kesinlikle zorunluluk değil- kendimi dinlendirmeye bırakmam bunlardan biri. İzlenecek filmler diye bir listemin olmaması, gidilecek ülkeler, görülecek dağlar: Poyrazsa kapüşonumu çekerim, lodosta balığa çıkarsam şifa kapacağımı bilirim. İyi ama bilmek, yapmamak olmuyor. "Aa onu izlemedim lan, dur varsa çakayım hemen" dediğim filmler gibi. Tertipsizim. Hem, düzensizlik düzenden önce gelir, diyenler ekmeğime yağ sürüyor. Bu=budur, şu ancak şöyle olur totolojilerinden ayrılan katî 'oluş' denklemlerine ve beynimi yağlayan "Doğru nedir ki, kimin hizmetinde?"lere kulak tıkayamıyorum. İki artı ikinin dört olması çok sıkıcı bir şey. Zamanla buraya gelir ve doğru anahtar kelimelerle anılarımı tarihe not düşerim. Sonra bakarım. Benim gibi bakan ama tesadüfen yolu düşen biri post-ergen sendromu'nun nadide örneklerinden biri derse (çok olmuyor), yorumlar'a magazin dergisi köşeyazarı edasıyla "HAHAHA!!!" yı bırakır ve giderse darılmam. Ünlemlere belki. İçimden: E ne anladın da mı yabaladın şimdi beni ("Senin ananın bacının bloguna hahahalasalar hoşuna gider mi?" HAHA.) desem de çok üzerinde durmam. Göktaşlarının dövdüğü bir gezegende benzer durumlara benzer reaksiyonlar hepsi o.

Fakat hüzünperestliğimle sarf ettiğim birkaç cümleyi, yani işte oradakini sadece ben, biraz alenileştirirsem de 'muhatabı' anlıyor. Çıkarım yapmaya çalışmaya, üzerinde kafa patlatmaya bile gerek yok. Zaten hayatta bu kadar başarılı insanlar olsaydık blog tutmazdık. Günlük bile değil. Mektup hiç değil. Yazdığımın matahlığından mahremliğinden değil de, şahsî olduğundan diyorum. Onun bile sırası yok. Ders programı yok işte. Bir'inde babam bayramlıklarıyla bahçe sularken, bir yaş daha artmış ve bir yaş daha kızmışken. 'Arada sırada' oluyor. Arada sırada zırtapozum, arada sırada isyankârım, arada sırada sarhoşum. Sonra kitap alıntıları, sonra beğenilen filmlerin nükteli quote'larına italiklik kazandırmalar. Sürekli bir değişim, ben bile takip edemiyorum bana ne olduğunu. Bahçemizde çilekler ve fidelikten çıkmış bir portakal ağacı var. Bu yüzden içilecekse eğer bu gece olmalı, şimdinin yaz tatili plânları tutmuyor. Her gün sulanmak portakala has çünkü. Kaçırmam dediğim konserin gününü ıskalamam da bundan. Size de oluyor da belli etmiyorsunuz. Ayva da var, erik de, vişne de, filbahri de. Bazılarınızın sabah yürüyüşleri var. Yeşil çayları, egzersizleri, operetleri baleleri. Bazılarınız haftasonu müze geziyor. Bazılarınız vejetaryen restaurantlarında brunchta, bazılarınızsa sinema salonlarında, stadyumlarda, "e abi konuşmuştuk ya!"larına sadık. Günah çıkarma kabini konuşuyor: randevularıma geç kaldıysam, bu yine geç kalacağım anlamına gelmiyor. Doğumgününüzü unuttuysam, telafisi mümkün basit bir göz dalgınlığından. Öyle maksatlı tafralarım, burun büyütmelerim, çıkıntılıklarım yok. Ego konuşuyor: bazen. Sen sus, düzenli bile değilim ki ben.

Mesela burada paylaşmak istediğim 25 şarkı için, olası "Oğlum yine mi şarkılar lan? Yeter lan! Yeminlen yeter lan!"ları savuşturmak için yazının gidişatına lirik mayınlar bıraktığım doğrudur. Çözüm'ü yazmadan serim'e geçememe huyum kurusun. Suç şairlerin ve romancıların ve oyun yazarlarınındır. "İlişki mi? Ha o mu? Ya yakında biter, kasmayalım!" demekten, bu yerin dibine batası şartlanmalar ve gelecek okumaları yüzünden adam gibi hissedemez olduğum, zaman zaman şüphe etmekten bütünü gözden kaçırdığım konusunda dürüstüm.

Bazen.

- Ya Kibar Feyzo'daki Maho, Mao değil mi?
- Alla alla, öyle mi?
- Lan hani diyor ya "zaten 141, 142 başsınız" diye..
- Ee,?
- İşte 141 1982 Anayasası'na, 142 de Düşünce Suçu'na gönderme değil mi?
- Yok yav..
- ?
- Abi her haltta gönderme arama be. Yok Stalker'da aslında şuna, Lost Highway'de buna, öf!

*Fırk*

- Şarkılarını al ve beni yalnız bırak.
- OKEY, bardayım.



MidlakeActs of Man
Sumner McKaneDogsled
Branford Marsalis QuartetHope
Fionn ReganBe Good or Be Gone
Slow SixThe Night You Left New York
*
Moonlit SailorNew Zealand
EimogMay Tries to Be June
Cecilia::EyesFour lost soldiers
The End Of The OceanSiren Sound
A Silver Mt. Zion13 Angels Standing Guard 'round the Side of Your Bed
*
L'Altraways out
SpainEasy Lover
Neil HalsteadMartha's Mantra (For The Pain)
The Abbasi BrothersDreams of a Graffiti Artist
New Century ClassicsChildren of an Uncertain Future
*
MoriartyFireday
Molina & Johnson34 Blues
GrandaddyShangri-La (outro)
The Unwinding HoursAnnie Jane
Ghastly City SleepShake The Somber Away
*
Pierre Lapointe25-1-14-14
Rachel'sWater From the Same Source
Safehouses On FireI lost you at goodbye
I Hear SirensThis Is the Last Time I'll Say Goodbye
The Guggenheim GrottoA Tear Isn't Such A Bad Thing

5 yorum:

lobelia dedi ki...

kumrallar için kumral olmak bir artı olmadığı gibi bir eksi de değil ama ben kumrallara aşık olurum demek biraz nadir bir durum ve kesinlikle bir artı. bunu kumral biri olarak değil, şimdiye kadar hep kumrallara aşık olmuş biri olarak söyleyiverdim.

Wereyda dedi ki...

Hakan Günday demiş zaten.

lobelia dedi ki...

duymamışım.

cüzzamlı melek dedi ki...

hepimiz hakan günday'ız bu durumda...

Adsız dedi ki...

Il semble que vous soyez un expert dans ce domaine, vos remarques sont tres interessantes, merci.

- Daniel