Perşembe, Mayıs 13, 2010

Alice in Wonderland..

Masal dinlemenin değil de, masal sevmenin yaşı olmaz diye düşünüyorum ben. Ortaokuldayken öğrendiğim Eflatun Cem Güney ismi aklımdan hiç çıkmamıştır. 81 yaşındaki babaannem de en az onun kadar iyidir, yani 7 yaşındaki ben, öyle hatırlıyor. Şimdi adına büyümek dediğim sürecin içerisinde masalları, hikâyeleri es geçmiş, unutmuş gibiyim. Masal yaşı diye bir şey var çünkü, sonra büyüklere masallar var, bana masal anlatma var, Bana bir masal anlat baba var, Onur Caymaz'ın Solgun Bir Masal'ı var, sonra Mevlana İdris Zengin'in Çınçınlı Masal Sokağı var, pek tabii ki merhum Aziz Nesin'den şu güzel didaktik eser var. Kısaca hemfikirsek ne mutlu; demek masal bir şekilde var. Masal hayatımızın içinde. Biz masalın içinde oluyoruz yani. Hayatla masal içiçe. Böyle.

Şimdi ben, eğer Edward Scissorhands ve Big Fish'i korunaklı bir yere ayırırsam, Tim Burton'dan bıktım, bunu söylemek zorundayım. Yazım tarzıma eklenen bu sevimsiz Alpay Erdem tınısı da ondan, onun yüzünden, şahsen ben, Tim Burton bir masal anlatıcısı olarak hayâller inşâ ediyor dendiğinde, ki kimse böyle cümle kurmaz, buna yakın bir görüş bildirildiğinde geriliyor, geriliyor, kendimi tuttuğum için öfkemle oturuyor ve zararsız kalkıyorum. Sanırım Tim Burton, masal dinlemeyi değil de, masal sevmeyi bırakmış. Masal yaşı geçmiş onun. Bunalmış. Öhöm.


Lewis Carroll'un Alice'ini okuyalı ne kadar oldu bilmiyorum. Fakat ne olursa olsun, kariyer peşinde bir şiddet, sömürge, tahakküm yanlısı Alice değildi hatırımda kalan. Sevimsiz Mia Wasikowska'dan ne Alice'i arkadaşım, Anne Hathaway'den ne The White Queen'i? Ulan Humpty Dumpty bile yok be, hangi Wonderland, hangi rüya, hangi tavşan?

Bir kere kafa kesmeli, göz oymalı 'çocuk filmi' olmaz, bu konuda anlaşalım. Fantastik edebiyatın solmayan gülü Alice kafasını kaldırıp da "Hacı evlilik filan yalan, paraya bakalım, istikamet Çin!" buyurmaz, bunda da anlaşalım. Ben bıkmışım kâr maksimizasyonunu duymaktan, tiksinmişim kıt kaynakların verimli kullanımından, usanmışım vahşi kapitalizm dediğimde en liberalinden iktidar şakşakçısı doçentinin profesörünün sözümü bölmesinden. Sen şimdi çağının adamı mı oldun Tim Burton? Sana çok pis gerildim, aha:

  • "Sen şu gözü al, benim yaramı iyi et": Faydacılığın, fırsatçılığın, işbirlikçi haramiliğin bu kadarı olur. İşimizi görenin işini görelim he mi Tim? Rüşvetse verelim, yolsuzluksa yapalım, yardım ve yataklıksa geri kalmayalım öyle mi? Yani cepheye mermi taşıyalım, savaşın bitmesi de neymiş, biz de mayın döşeyelim, biz de çanak tutalım, biz de 'taraf' olalım he mi?
  • "Mecbursan, gebert gitsin": Ya Timmy, bu son Oscar töreninde bir hatun vardı orta yaşlı, The Hurt Locker filmiyle 6 heykelciği alıp kocasına nispet yaptıydı hani? Bilirsin ya, Bigelow'lardan Kathryn. Sen sanki hani biraz ona özenmişlik tsısısı seni seni! Siz dünyayı Core, Gap, Seam diye üç parçaya ayıran çok zeki iktidar insanları, yani Timmy şey diyorum, abi siz hasta mısınız? Kardeş kardeş yaşansa olmuyor mu?

    Biz şükür ki Ilha das Flores izledik, biliyoruz. Siz elinizi bir şeye bir şekilde atıyorsanız, ondan 'insanî' bir şey beklemek masalcılık olur. Biliyoruz ki batırırsınız siz. Sömürürsünüz. Fakat Alice? Kaçma cevap ver: oğlum Alice nasıl böyle bir şey yapar lan? Elde bir kılıç, tüm kafaları sıradan geçir. Oldu! Şu Alice'in yaptığını Uzunbacaklı Edward yapmadı lan! Oğlum Hitler diyorum, Mussolini yapmadı. Misyon/vizyon adamı Mao yapmadı diyorum, Pol Pot yapmadı bunu diyorum?
  • "Kariyer iyidir, kariyer iyidir, kariyer iyidir": Yüksel, büyü, kalkın, başın göğe ersin. Sömür, kullan, at, içinin yağları erisin. Of! Ya ben lan neyse bir şey demiyorum.

Abarttığımı, dravdan mizahi asabiyet yaptığımı düşünenler için bir kez daha ekleyeyim: Hayır. İçerisinde Avril Lavigne'in olduğu bir masal dinlemek, duymak, izlemek istemiyorum. İçerisinde kahramanlarının birer maşa olduğu, birer misyoner olduğu, birer piyon olduğu masallar ve aynı tanım üzerinden, oyuncularının birer propaganda figürü olduğu filmler istemiyorum. Benim istememem bir halta yaramıyor elbette, bunlar oluyor, insanlar izliyor, görüyor ve inanır mısınız ki inanmalısınız -inanın be!- kafalarını taktıkları noktalar en önemsiz detaylar oluyor: Film 3d'ydi, yok dublaj kötüydü, altyazı eksikti, müzikler yavandı, makyaj abartılıydı, süresi kısaydı, vs. Sırf Tim Burton sevgisinden, Alice sevgisinden ötürü sevenler oluyor, kucaklayabilenler oluyor. O berbat resimdeki birkaç güzel fırça darbesiyle avunanlar çıkıyor. Hayır adamın boyası varmış; gitmiş Cehennem'i çizmiş. Adam ödünç aldığı malzemeyi kendisi için kullanmış. Kendisi gibi düşünebilenler, kendisinin arzuladığı dünyayı arzulayanlar için kullanmış. Şimdi kimse bana kalkıp kişisel yorumdur, o kadar kusur kadı kızında da olur demesin, gücenir ve dahası gücendiririm.

The Chronicles of Narnia saçmasına benzemiş 2010 model, el değmemiş, halis muhlis Tim Burton Alice'ini, Geniş Aile'deki Abaküs'ün şerefli isyanıyla zihnimden kovalıyor, filmden bir kare bile görmek istemediğimden, o temiz, tertemiz masalımdan kışkışlıyorum. Hazır Ulvi Alacakaptan aradan çıktı, sen de çık:

"Vay arkadaş ya!"

2 yorum:

Aylak Kedi dedi ki...

çok güzel bi yazı olmuş yine.

alice'in bendeki yeri de tartışılmazdır, çok severim her bir cümlesini.

tim burtondan bıkmadım ben daha ama, istiridye çocuğun hüzünlü ölümü'nü okumuştum en son, hoşuma da gitmişti, çok okumadım ama ondan da olabilir.

isimleri de not aldım, rastlayınca alıcam..

görüşürüz wereyda'cım, arayı açma..

Orfoz dedi ki...

4 ay hevesle bekleyip,izledikten sonra beklentilerimin içine eden bir film. Belki de ilerde bu kitabın teelif hakkını çok param olursa satın almalıyım,ki önüne gelen film yapıp piç edemesin güzelim masalı.