Pazartesi, Nisan 26, 2010

Poteaux D'angle..

Takribi 20 dk içerisinde bitirilebilecek bir kitap okudum geçenlerde. Adı: Aforizmalar. Kafka'dan aforizmalar, Sartre'dan denemeler, şundan özlü sözler, bundan güzel sözler. Ben bunlardan çok sıkılıyorum. Çünkü sanmıyorum ki Kafka çıkıp "heheh bu söz iyi oldu lan, cillop gibi de oldu heheh" demiş olsun. Saçmalığın dik alâsı. Birbiriyle çelişen anlamları, yine birbirleriyle çelişen cümle yapılarında, emeksiz-desteksiz-öngörüsüz bir şekilde, en kötüsü fiyakalı bir düşünmemişlikle uygun hâle getirmek veyahut edebiyatın, mezkur dilin esnekliğinin el verdiği ölçüde onunla oynamak muhakkak ki zevkli, üstelik işin bir de "beklenmeyen anlam" avantası var. Random walk. Şöyle oluyor o da. Aslında hiç de öyle bir şey demek istemedin, ve fakat, o 'oldu'. Eh tamam o da senin gözümüz yok, ama ben daralıyorum, ama ben kızıyorum, ama ben duramıyorum. İnsan "Aforizmalar" diye kitap çıkarır mı arkadaş? Reçete mi yazıyorsun? Bu ne şişmiş göğüs, ne uçuk özgüven, ne tribini yadırgayası 'god: mode on'dur? 'Fuck the system'ı her dillendiren filozof; ne güzel ya. Neyse.

Belçika asıllı Fransız yazar ve ressam Henri Michaux'un, tercümesi Engin Soysal elinden çıkma Açı Direkleri, bu ilk bahsettiğim 'fast-food aforizmalar'dan değil. Okumadan evvel Ek$i Sözlük'te yorumlardan birine gerilmiştim, şimdi kitap bitti ve o sinirlendiğim şeyi ben de, hem de hiç istemememe rağmen, yaptım: Kitabın her yanına işaret çaktım. Michaux'un Türkiye'de doğmuş pek ünlü Plume karakteri ile önceden tanışmıştım. Okuruna hitap ederken, aforizma tadındaki öğütlerini, kelâmlarını, isteklerini aslında en çok kendisine söyleyen bir fikir adamı buldum karşımda.

Diyebilirim ki mistiklere özgü o dağınık zekâsı Michaux'un okunurluğunu zora sokmayan çetrefilli bir tezat yaratıyor. Önce 'ak' dediğine, biraz sonra 'kara' diyor yazar. Her türlü insan durumunu, insan portresini muhatap alan bu pırıl pırıl cümlelerden gerek buraya bakanları gerekse de kendimi daha fazla mahrum etmek işime gelmiyor. Ama en çok kendimi. Çünkü pek çoklarının dediği gibi, insanın yazdıklarının ve biriktirdiklerinin en sadık takipçisi yine kendisi oluyor.


"Kendisinden nefret edilmemiş olanda hep bir eksiklik kalır, din adamlarında, rahiplerde ve bu türden insanlarda sıkça görülür bu özürlü durum. Onlar bize danaları anımsatır. Antikorları eksiktir." Syf. 13

"Başına her ne gelirse gelsin, öyle bir ân havaya girip de -en vahim hatadır- kendini üstad sanma, hatta kötü bir akıl hocası bile oldun sanma. Önünde daha yapacak çok şey var, yığınla iş var, neredeyse işin tamamı. Ölüm henüz olgunlaşmamış bir meyveyi koparacaktır." Syf. 15

"...Çok erken akıllı oldukları için aptallar. Sen ise uyum göstermek için acele etme.
Yedekte hep bir uyumsuzluk sakla." Syf. 16

"Başını gerilmiş bir ip üzerine dayayarak dinlenmesini bilen bir insan, yatağa ihtiyaç duyan bir filozofun öğretilerini ne yapsın?" Syf. 18

"Bir şey yakaladıysan, ister istemez daha fazlasına sahip olmuşsun demektir. Bu fazlalıktan hiç şüphe duymuyorsun ve hakkında hiçbir şey bilmiyorsun, aradan uzun bir zaman geçmeden de bilmeyeceksin. Belki tüm bir dönem geçtikten sonra da bilmeyeceksin. O zaman çok geç olacak. Evet, çok geç." Syf. 22

"N. Onu öldüreceklerdi.
Kendisine doğrultulmuş uzun bıçağın parlayan ağzı üzerine iniyordu.
Demek ki bağırma vakti gelmişti ve bu an bir daha da gelmeyecekti.
Ama, bu olağanüstü, yaşamı boyunca tanık olduğu durumlarla hiç mukayese edilmeyecek karşılaşma sırasında, öylesine süratle, alışık olunmadığı ölçüde ve istisnai şekilde hızlı hareket etmesi gerekli oldu ki, N. az da olsa ses tellerini hiç kıpırdatamadı ya da içinde bulunduğu inanılmaz durum karşısında düşüncelere daldı ve ses tellerini bulamadı.
O, artık böyle ânlar yaşamayacaktı. Katile gelince, vakit kaybetmeden zamanı kullanabilmişti.
Hız, bu tür insanlar için yaşamsal öneme sahiptir.
N., anlaşılan düşünceye dalma eğilimi nedeniyle öldü. Oysa bunun hiç de sırası değildi." Syf. 31

"Eğer bir karakurbağası İtalyanca konuşuyorsa... zamanla neden Fransızca konuşmasın?" Syf. 34

" 'Onların' desteği olmadan idare etmeye çalış. Yardım çağrısında bulunduğun ândan itibaren, elindeki imkânları yitiriyorsun, yedek gücün kayboluyor, artık varolamıyorsun. Batıyorsun." Syf. 37

"Sokakta, kendi sokağında, temsillerinin, ânlık düşüncelerinin sokağında (düşünceler: içini boşaltmak), sokakta, içinden çıkamadan; durduğunu, oturduğunu, ya da uzandığını, hareketsiz olduğunu sanarak, bir evin içinde olduğunu sanarak, başını sokacak bir yerde olduğunu ama gerçekte sokakta, yeni doğan bir bebek iken ilk çığlığın ile birlikte içinde bulunduğun sokakta, şunu ya da bunu keşfettiğin, havayı, ülkeleri, dilleri ve insanları, her şeyden pay alarak, ne olursa olsun öğüterek, gereksizin peşinde koşarak, büyük düşünerek, sınırlı davranarak, olan biteni aceleye getirerek, yanlış kavrayarak; durduğunu, dinlendiğini, yere kapandığını sanarak, ama sürekli ileri doğru itilerek, Tarih ile, onların öyküleriyle, onlarınkini kesen sokakta, çok sayıdaki sokağı kesen sokakta, hep sokağında. Öf! İşte bitti: sokağın daha uzağa gitmiyor." Syf. 38

"Sen sen ol hiçbir zaman düş göreni rahatsız etme. O senden nasıl nefret etmez ki sonra?" Syf. 43

"Bir örümcek, her sabah, doğada ve müsait her yerde fevkalade düzenli bir ağ örmektedir. Örümcek, farkına varmadan kendisine verilen uyuşturucu etkisi bulunan mantardan az bir parça hazmettiğinde, ördüğü ağın sarmalları da muntazam olmaktan çıkmaya başlar ve ağ her tarafa doğru saçılır. Örümcek ne kadar çok mantar yuttuysa, ağ da o kadar karışır ve tam bir deli ağı hâline gelir. Ağın bazı bölümleri çöker, ağ birbirine dolanır. Zygiella notata... Bu, örümceğin adıdır. Zygiella notata her zamanki ağ boyutunu tutturmadan durmaz, ancak kendi planını takip etme yeteneğinden mahrum kaldığı için -aslında bu plan da dün bulunmuş değildir, onlarca veya yüzlerce yüzyılın mirasıdır ve kendisine, anneden kıza, olduğu gibi, mükemmelliğiyle geçmiştir- hatalar yapmaktadır, aynı yerden iki kere geçmektedir, başka yerlerde boşluklar bırakmaktadır, o ki öylesine titizdir, bu duruma boşvermektedir. Son sarmallar ise gevelemedir, başdönmesidir, örümceğin sanki gözleri kamaşmıştır. Harap, başarısız, insani eser. Sana ne kadar da yakın şimdi örümcek. Uyuşturucu hakkında hiçkimse karmaşanın rahatsızlığını bu kadar doğru şekilde ve doğrudan ifade edememiştir. Kardeş gözüyle bak harabe hâlindeki bu ağın iplerine. Ama ne gördü acaba Zygiella?" Syf. 46-47

"Git, gidebildiğin kadar, yenilgilerinin sonuna kadar git, gına gelinceye kadar. O zaman, sihir de ortadan kalkınca, kalıntılar -mutlaka kalıntı vardır- seni artık yıpratmayacaktır. Çıkmak istiyorsan, işte bunun yolu. Bunu gerçekten istiyorsan. Doyum noktası. Daha önce nihai hiçbir şey yapamazsın, ne seyir ne de eleştiri yoluyla. Ve sonra, neredeyse hiç sorun kalmaz." Syf. 57

"Kimileri, yalnızca çekingenliklerinden hayatta kalırlar. Soluğa, kalbin bitmez tükenmez atışına, insanın kendisinde sürmek için direnen bir şeye son vermek için gerekli çaba öyle büyük ve karar öyle kesin olurdu ki onu sanki başkası vermiş olurdu: tam da hayat ve onun işleri için ve hayatta en uzun süre kalmak için yapılmış biri. Bu en sonunda kişilik değiştirmek, onu ve kendini yıkmak olurdu." Syf. 61

"İnsanın da kendi içinde titreyebilen bir teli bulunmaktaydı, hatta çifte teli.
İnsan bunu daha ziyade konuşmak için kullanıyor; ya da çocukken bağırmak için." Syf. 76

"Savaşlar oldu; ve her yerde ve çok kez de yıkımlar. Ama sözlük hep kalınlaşıyor. İnsanı ilgilendirmeyi bırakmıyor. İnsan hepsini topluyor -Stok büyüyor, ansiklopedi de." Syf. 81

"Silinmeye geri dönüş
belirsizliğe

Artık hedef yok
adlandırma yok

Hareket etmeksizin
seçmeksizin
saniyelere tekrar dönmek
gürültüsüz çağlayan
batan adacıklar
sıkışık kalabalık
ayrı duran çevrelerin kalabalığında

Saniyeler içinde yaşamak, başka dünya
kendine
kalbe
soluğa öylesine yakın

Sürekli durmayan sürekli olmayan
yokoluşa doğru aynı hız

Gelip geçen kadınlar
düzenli olarak geçilen
düzenli olarak değiştirilen
geri dönmeden geçmişler
birleştirmeden geçen
Yalın
Arı
Tek tek yaşamı tüketiyorlar
geçerek..." Syf. 85

5 yorum:

Oliver James dedi ki...

Alıntıları okumadım :) Sadece yazdıklarını okudum.

flekz dedi ki...

alinti candir lol

Burçe dedi ki...

ne zamandır hep reader'dan takip ediyordum, nefis olmuş yeni theme, fotoğraf. kıskandım. :)

Wereyda dedi ki...

Teşekkür ederim, Burak Bey'in emeği büyük.

cemil turgut dedi ki...

"Eğer bir karakurbağası İtalyanca konuşuyorsa... zamanla neden Fransızca konuşmasın"
Çok düşündürücü eheheh....


O değil de genelde çevirilerde ve türkçede bir sakatlık var...