Cuma, Nisan 30, 2010

Nutuk!

Kardeşim,

Eleştiri kapasitesi başkalarının ürettikleri üzerinden kontra-"ı ıh öyle değil, hayır hiç alakası yok, banane banane" ile sınırlı olan insanların doğru zaman geldiğinde törpülenmesi gerektiğine inandım. Contrarian mı diyorlardı bu hayatıkritiktenoluşangillere? Başkaları dediğin kalabalığı sıkı bir gözlemliyorsun, eksiği gediği nedir, ne düşünür, ne yer, nerede falsoludur, yumuşak karnı hassas noktası neresidir işaretliyorsun, sonra da boldlanmış bir "HAYIR"la başlayan müstesna sonradan montaj görüşünü sence mukteza hâl ve şartlarda dikte ediyorsun. Yahu sen ne güzel insanmışsın Perihan Abla.

"-Hobilerim arasında Žižek gibi eleştirmek, eheh ya işte eleştirmek var çünkü en doğrusunu ben biliyorum benbenben."

Cv'nde yazan bu ve kusura bakma ama cevabım, "hayır".

Ya fark et ya terk et. Çünkü yoruyorsun; fark etmiyorsun. Çünkü bu es geçtiğinle mukayese lüzumunda ısrarcılığa varan sevimsizliliğinde pot yapıyor. Çünkü insanlara çünkülü cümleler kurduruyorsun. Çünkü ortada bir soru yok, sorun var. İstediğimiz sorundan başlayabiliyor muyuz?

Herkes kırışık da sen mi gıcırsın? Nedir bu onaylanma merakı? Türlü insan manzaraları, profilleri üzerinden kendi loş tribününe selam çakan, yapılan hatalardan ders almış tarifsiz arif hâlleriyle mükemmel bir model yarattığı yanılgısında behemehal yestehleyen ama söz yükleme geldi mi, aslolana geldi mi naiflik bayraktarı pozlarında tahammül sınırlarını zorlayan bir sen gerçeği var. Çünkü kendini öyle seviyor, kendine öyle güveniyor, kendine öyle sarılıyorsun ki zaten ilk hamleyi senin atman, ilk taşı senin fırlatman, ilk yanlışa bir kez olsun senin düşmen ihtimal dahilinde olmuyor. Önce biri düşmeli, sen üzerine basarak karşıya geçmelisin. Çünkü herkes için kulpların, güvensizlikten doğan niyet yargısı paketlerin var. İnandırıcılıktan uzak zorlama nesnelliğinle Rıdvan Dilmen'e, naylon açık görüşlülüğünle İlber Ortaylı'ya yeşil ışık yakan çok katmanlı karakterinden yüzeysel, ama sadece yüzeysel bir samimiyet esamesi okunuyor. Öyle ya, sen bir yaşam sanatçısısın. Şu çiçekler sen bakınca güzel, sen içtiğinde çay daha demli, sen gülümsediğinde güneş parlak öyle mi? İnan değil. Ben bu "yeter ki eleştireyim" paternini lehimlediğin gudik enter'a basan köşe yazarı agresyonunu zaten anlamsız bulurken; kendime baktığımda hatırladıklarım ve hatırlamadıklarımla doğrulu yanlışlı bir hayat yaşamış olduğum fikrine ulaşırken; elinde değnekle kobaylarına kendince labirent tüyosu veren, doğru ve sarsılmaz olanın ancak kendi yolu yordamı olduğunu ispat etme derdinde bir zavallı görüyorum. Ya fark et, ya çark et.

Kimse senin gibi, özellikle de senin arzu ettiğin gibi yaşamıyor ve yaşamayacak. Öyle düşünmeyecek. Öyle gezmeyecek, şöyle içmeyecek, böyle beslenmeyecek. Zaten ortada, senin sözde sahip olduğunun ve sırlı bir içtensizlikle yasalaşmasını istediğinin doğru, harikulade olduğuna dair bir ibare; ha olsa dahi, buna karar verecek toplumsal bir üst kurul yok. Tezkiye kayıtlarımızı alınlarımıza yapıştırıp o zamana kadarki tüm olumlu icraatlarımızı pasta grafikle, pdf ile sunmuyor, böyle "hebele hübele" şebekliklerine angaje olmuyoruz. On'çün bu kıçıkırık mesih tavırları, yaşam koçu kafaları pek sökmüyor. Dünya güzel bir yerdi, biz hepimiz çok iyi insanlar olduğumuz için böyle kötü oldu.

Özeten,
akrep gibisin be kardeşim.

1 yorum:

flekz dedi ki...

korktum lan!
("e illaki")