Pazartesi, Mart 01, 2010

"Bir şey hatırlamak için mi ölünüyordu?"

Kabalcı'nın saman kağıda basılı, birbirine yapışık olduğundan okumak için birkaçını belli yerlerinden yırtmak zorunda kaldığım kitap sayfaları beni çok yoruyor. Blanchot'nun Son İnsan'ı da böyleydi, mektup açacağı gibi bir şeyim olmadığı için parmaklarımı kullandım ve kitap belli yerlerinden yara aldı. "Dil, edebiyatın bir nesnesi olarak gerçeği yıkar" buyurmuş yazarının dil oyunlarıyla, bilinç akışının nadide bir örneğini sunduğu kitapta durup durup aynı yerde takılıp kaldığımı ve o kısmı alıntılamazsam rahat etmeyeceğimi fark ettim.

"Niçin yalnız sana güveniyorum ben? Niçin yalnız sana bağlanmış hissediyorum kendimi ve her ne kadar arkanda, gökyüzü olan bu sivri uç, beni yorulmadan, hissedilemez ve ezeli bir baskıyla zorla geri çekilmeye davet eden bu boş ve hep daha boş işkence, beni iten ve de artık çekmeyen sükûnet gizlense de, sana seslendikçe, soru sordukça, sana 'Sana soru soruyorum, sana sesleniyorum' diyebildikçe, bu hep Biz diyen sarhoşluktan beni koruyan bir sağlamlık hissediyorum. Beni aldatıyorsan, isterim bunu. Eğer bir hiçsen, sadece seninle birlikte hiç olacağım. Benden, seni tüketmemi, ben olan bu boşluğa seni teslim etmemi bekliyorsan, senin yardımınla, eğer bu nihai amaçsa, ulaşacağım ona.

Bir tuzak olabileceğin düşüncesini de dışlamadığımı hatırla. Ben belki ölmedim ve güven duyduğum sen, benden, sabrın ve ihtiyatlılığınla, gelecek olan sükûnet anının özgür fedakârlığını elde etmek için buradasın. Sükûnet verilmiştir, geri alınamaz, verilmemiştir, son emeğin meyvesidir, ölümün kendisinden, ölenden bir an aldığı gelişme ve dengedir. Böyledir. İnkâr etmeyeceksin bunu ve anın, ona ulaşmış olana bırakılsaydı, kendisi için artık başka bir an olmayacağını da inkâr etmeyeceksin. Ama sükûnetin yüreğe hücum etmesi gerekir, gizemli bağışın, özgür yargının gerçekleşmesi gerekir: ah, her zaman evet deme mutluluğu, bu yeni bağların verdiği şaşkınlık ve en eski olan şeyin kesinliği; bana başlangıçtaki hafiflikten gelen ve yeni bir hafifliğe giden çağrı, benim tarafımdan düşünülmemiş, beni çılgınca bir çabuklukla sürükleyerek, tam anlamıyla da sürüklemeyerek yeniden yükseklere doğru çıkaran düşünce." Syf. 104-105.

Çev. İsmail Yerguz

1 yorum:

Aylak Kedi dedi ki...

sayfanızdaki etiket listesi sanırım sayfayı yavaşlatıyor aşağı yukarı gitmek işkence gibi, bilin istedim.