Cumartesi, Ekim 10, 2009

"ellerini el olarak tutmak istiyor ellerim"

günlerin sürprizlerinde, örneğin Kasım'da ıslak, gri cam buğuları beklerken güneşle karşılaştığında: bilemezsin. ben bir ânı düşlüyorum. bir taş merdiven. üzerinde iki kişi. çok uzaklar. bilmem ki o ânı düşlüyorum işte. kapakları dibi boylayan pet su şişelerinin denizin otopsisine girmesi gibi salak şeyler; bilmiyorum. çok eski şarkılar ve çok yeni insanlar ve hava muhalefeti ve vurularak düşürülen aşklar.. of saçma, bilemiyorum. bir şey çalıyor, gözlerimi kapatıyorum, merdivenlerdeyim ('Nası tak diye burdayım? Saniyede!'). sonra o'nu yaratıyorum. sonra onu dudaklarından öpüyorum. sonra sarhoş ve elele, sonra kitaplara, müzik cd'lerine, kalabalığa karışarak esrikçe.. günlerin sürprizlerinde, örneğin Ekim'de apansız bir sabah uyanışında.. geçici iteklemeler, ruhun direnç ölçümü, trafik. yaşam devam ediyor ve saçların çok güzel, diyorum-ayaklarına galoş takmış dinozorlar gibi giriyorsun kapıdan ve merdiven? yo yo! fakat? tutun! düşme?! antrede?.. Haziran'da kar yağar gibi sürekli ve hayranlık bilmemektendir diye sokuşturuyor bana bir lostracı: duyuyorum ve seni seviyorum -diyor muyum?

2 yorum:

bir adım olsa, burada yazılı olurdu. dedi ki...

of.

ligeia dedi ki...

...
de ki bunun kaburgamdaki kiliseyle ilgisi yok değildir
zaten en az on iki kişiden biri haindir
ama gözlerini öyle yırtma aanem ilkokul öğretmeniydi benim!

ben de ezberledim artık : )