Pazartesi, Ekim 12, 2009

Cztery noce z Anna..

2008 yapımı, yaklaşık 1,5 saatlik bir Polonya filmi "Anna ile 4 Gece".. Polonya'nın usta yönetmenlerinden sayılan Jerzy Skolimowski'yi 17 sene sonra tekrar sinemaya kavuşturan, az diyaloglu, çok müzikli bir film. Ve kısadan söylemem gerekirse, etkilendiğim bir film..

Polonyanın kuzeyinde küçük, garip bir kasabada yaşayan adamımız Leon Okrasa, bir tecavüz olayına şahit oluyor fakat asosyal, obsesif biri olduğu için polise bir türlü durumu bildiremiyor. Daha sonra o kadına, yani Anna'ya ilgi duymaya başlıyor.. Gayrımeşru bir çocuk olan ve büyük annesi ile yaşayan Okrasa'ya çalıştığı hastanenin krematoryumunun kapatılacağı söyleniyor ve işinden nazikçe uzaklaştırılıyor.. Büyükannesinin ölmesi ve giderek büyüyen hastalıklı tutkusu durumu daha da karmaşık bir hâle getiriyor.. İşte Cztery noce z Anna, Okrasa'nın Anna'nın evinde onun haberi olmadan geçirdiği 4 gecenin öyküsü. Muhteşem müzikleri, alışılmışın dışında güzel kareleriyle son zamanlarda izlediğim en farklı, en sürüden ayrılan film. Aşkın enteresan, soğuk, anlaşılması güç tezahürü. Bir başka Yumurta, bir başka Zebercet vak'ası. Barındırdığı klişelere rağmen izlenmesi gerektiğini düşündüğüm bir İKSV filmi.

1 yorum:

serdümen kuzu dedi ki...

okrasa için anna ile birlikte olmak, bunda tanık olduğu tecavüzün de etkisi var, anna'ya bedenen sahip olmaya değil de, daha çok bir çatı altındaki birlikteliğe hasredilmiş. bedenen sahip olmak istemiyordu anlamına gelmese de anna ile birlikte olmanın bir koşuluydu bu, okrasa'ya göre.

ya da şöyle diyelim başka bir açıdan: okrasa anna'nın evinde anna ile 4 gece geçiriyor. ama -bilişe çıkması açısından- aynı şeyi anna için söyleyemeyiz. sanki fenomenolojik bir şey var burda... okrasa anna'nın evinde, anna'ya ait olan özel bir mekanda anna'dan habersiz kendi özel alanını(hayallerini) tesis ediyor. tecavüz de diyemeyiz buna. zira tecavüz, şiddete ve rızasızlığa dayansa da daha çok eylemin yarattığı, fiziksel-psikolojik tahribat ile ön plandadır. aşkta da bir şiddet hali vardır. yani aşktaki o ilk hamle, söz-dokunuş-mimik, bir şeydir o; açığa çıkan, ortada duran ve önceki hareketlerden bağımsız farklı bir nedenselliğe eklenmiş ani, keskin bir olaydır. "seni seviyorum" demek gibi, öpmek gibi. okrasa'nın anna'nın evine girmesinde de böyle bir şiddet(tecavüz değil) hali var. bunun deşifre edilmesi, ifşası da mahkemede tam bir netlikle okrasa'nın ağzından ortaya koyuluyor. ve okrasa reddediliyor ama okrasa bundan pek rahatsız değil gibi; ta ki kendi tesis ettiği özel alanın imkansızlaştığı ana kadar. araya bir duvar çekiliyor ve okrasa kendi özelinden, hayallerinin nesnesinden de mahrum bırakılıyor; âmâ bir kalebent gibi yaşamaya mahkum ediliyor.