Çarşamba, Eylül 30, 2009

evet:

gene çok özel olacak fakat; hayat boyu tek insanı sevip, başka tek insana aşık olmak mümkün müdür, diye sormak?

Salı, Eylül 29, 2009

Spokane..

Onların yaptıkları şarkıların dinginliğini seviyorum. Ep'ler de dahil 6 tane albümleri var en sevdiklerimi paylaşayım diyorum.

Abelard & Heloise

If There Is Hope, It Lies in the Proles

Caution

The lean year

Minor Careers

Able Bodies

The Workweek

These Things

American Television

All we ever wanted was everything

*Link*

Pazartesi, Eylül 28, 2009

uuy.

- Saklamayı sevmiyor musun?
- Paylaşmayı seviyorum.

Dead Silence..

Manyaklar gibi korku filmi izleyen genç bir adam olduğum için, hızımı alamadım bari Dead Silence'dan da bahsedeyim.

Bi' kere, 'kukla' olayı beni her türlü geriyor arkadaş. Bir de Saw'un yönetmenleri yapınca, fazladan bir kere daha geriliyorum.. Bunda da böyle oldu ama dur: film, sürpriz finali dışında neredeyse hiçbir şey vaadetmiyor. İzleme demiyorum hobi olarak gene izle ama bundan çok daha iyileri var. O afişteki lanet olası kuklanın da fotoğrafını koymuyorum arkadaş, ne güzel Amber Valletta var, doya doya bak.

İlgilisine ek: Saw'un müziklerini yapan Charlie Clouser bireyinin ellerinden çıkma ost, "benim!" diyeni korkutuyor.

The Uninvited..

Janghwa, Hongryeon'un Holivud remake'i olan The Uninvited, dikkatli izleyicilerin final tahmininde zorlanmayacağı bir seyir izleyen fakat gerilimi sağlamından nakşettiren bir 2009 yapımı.

İşte bir yangın olması, yangın sonrası kafayı çizen kızımızın tedavisinin bitmesi ve yuvaya dönmesi akabinde yaşananlar.. Valla ben korku filmlerinde genelde hep güzel yüz arıyorum, aha da Arielle Kebbel seyirci dikkatini dağıtacak o 'melek yüz' olarak burada belirmiş; performansının da kendisi kadar güzel olduğunu izleyince görürsünüz.

Korku filmi klişelerinin birçoğunu barındırıp da, gene de izlerken yorgan sıktıran filmleri seviyor ve öneriyorum: İzleyin The Uninvited'ı. O ikide bir gözümüze gözümüze sokulan Converse ayakkabılar olmasa daha bir iyi olurmuş da, neyse belaltı vurmayacağım.

Ha' bir de kişisel fikrim: Janghwa, Hongryeon'un yanına yaklaşamasa da, kendini izlettiriyor.

Pathology..

Aslında çok iyi olabilecekken, vasatta kalmış bir film Pathology, Lauren Lee Smith de yine melek gibi. Michael Weston abimiz zaten hastane filmlerinden ve dizilerinden para kazanıyor, burada fena da oynamıyor.

İşte birkaç kırık pratisyen hekim, adam öldürmeyi "oyun"laştırınca, ortaya da çok ciddi bir şey çıkmıyor. Kesip biçme işlemleri zırt pırt devreye sokulmasaydı, demeyeceğim; fakat o sevişme sahneleri zırt pırt sokulmuş abicim, yemeyin bizi.

İlk defa bir Imdb insanı gibi konuşacağım: 10 üzerinden 4.5

Lauren Lee Smith..

Cumartesi, Eylül 26, 2009

Kosmos

Yeni Reha Erdem filmi. Resmen heyecanlandım.

Dingin ve Kuşkusuz..


Söndür ışıklarını
ve uzan yanıma onulmaz yaram.
Konuş benimle kurtulalım
masanın üzerinde
iki damla kan olmaktan.

O korkunç telaşıyla suskunluğun
dokunalım yüzlerimize,
kapatalım kapılarını bu esrik özgürlüğün,
çiçeklerle süsleyelim her köşeyi,
bırak, beklesinler buğulu camlar ardında,
koyuverelim biz gizlerimizi,
sokaklarda usulca
geçip gittiğimiz eşiklere.

Ne kadar güzelsin bu anda ey kimsesizlik,
bırakıyorum işte kendimi sana
dingin ve kuşkusuz.

Cuma, Eylül 25, 2009

Three Mile Pilot..


Pall Jenkins'in The Black Heart Procession öncesi projesi.. BHP kadar kanserojen olmasa da dinletiyor. Şu parçalar bende öne çıkanlar:

Worry
X..Miner
Everything
Longest Day
Inner Bishop
Piano Titanic
By This River
Sewn To Our Side
Paralyzed (Dressing the Kill)
As All the Fish Go On Parade

*sahip ol!*

Pazar, Eylül 20, 2009

...

Daha bugün, babama ve arkadaşlarıma bal renginden, ona adını veren gözlerinden bahsettiğim, tüm bir yaz mevsiminde eve giderken ve evden dönerken bize eskortluk etmiş, bizden biri olmuş dünyalar güzeli Mavi'nin, 2 gün önce öldürüldüğünü öğrendim. Akyaka Belediyesi'ne ve çalışanlarına, özellikle de çevre halka söyleyecek söz, edecek tek kelâm bulamıyorum, şu hariç: Sayenizde biraz daha azaldık, inandığınız allah belanızı versin.

Düzeltme: Bu post'un yazılmasını izleyen günlerde öğrendiğime göre Mavi ölmemiş. Tam buna sevinirken Mavi dışında 7 köpek ve 4 kedinin katledildiğini öğrendim ve hislerimi buraya dökersem Blogger'dan bana ulaşır, "kardeşim sende hiç mi edep adap yok!" derler. Demesinler di mi?

Cumartesi, Eylül 19, 2009

Skhizein..

Bir meteor, bir adamı bulur ve o adam, Henry, dünyadan 91 cm uzakta olduğunu fark eder. Her şeyden, her tür nesneden ve elbette kendisinden; buna psikolog koltuğu da dahildir.

Varoluşa dair, insanın kendisine olan yabancılaşmasına dair güzel bir mesajı var Skhizein'ın fakat hafif muğlak: "Astereoid ve meteor farklı şeylerdir," dışında.

- Öyleyse, yine de gerçek bir hasar yok, değil mi?
- Hasar yok? Ne demek istiyorsunuz? Şey, yalnızca karşıdaki apartmanın anteni. Ve ben. Ve ben.

Perşembe, Eylül 17, 2009

Camı Kapatır mısınız Lütfen!


Babamın nerede olduğunu bilmiyorum.
Annemin nerede olduğunu biliyorum, annem hastanede.
"Hayır," diyor ağabeyim, "hastane değil orası, doğumevi!" Babamın nerede olduğunu o da bilmiyor. Sakasını kafesinden çıkarıp okşuyor. O zaman ben ağlamaya başlıyorum. Dikiş makinesinin durduğu odaya koşuyorum. Aynanın karşısında ağlıyorum. Ağzım çarpılıyor. Burnum akıyor. Gözlerim kırmızı oluyor.

İsketem pencereden uçtu gitti. Pencereyi ben açtım.

Teyzem burnumu siliyor. Adana'dan geldi. "Ağlama artık," diyor. "Kim bilir, belki de bahçedeki ağaçların birindedir." Burnumu siliyor. "Üstelik isketenin yerine küçücük bir kardeş getirecek annen sana."

Pencereden dışarı bakıyorum. Kedi görünce ağlıyorum. Ağabeyim, "Çoktan yemiştir onu kediler," dedi. Benim suçlu olduğumu söyledi.

Kalbim acıyor.
Civcivler öldüğünde de böyle oldu. Çok ağladım. Neden öldüklerini anlamadım. Ağabeyim de anlamadı.
...

Cuma, Eylül 11, 2009

"tüm suçlularla işte baş eğiyorum"*

Kazım Koyuncu -- Yalnızlığı Anla
Arve Henriksen -- Loved One
Mabel Matiz -- Kalmasın
Grant-Lee Philips -- Mona Lisa
Savina Yannatou -- The Jasmine
Ottmar Liebert -- After the Rain
Youth Group -- Daisychains
Ben Harper -- The Drugs Don't Work
Prem Joshua - Tangerine Thumri
Volkan İncüvez -- Babasız İskeleler
Griffin House -- Better Than Love
Oren Lavie -- Her Morning Elegance
Coralie Clément -- Je ne sens plus ton amour (avec Etienne Daho)
Philip Glass & Allen Ginsberg -- Song #6 from Wichita Vortex Sutra
Ewan McGregor & Jose Feliciano & Jacek Koman -- El tango de Roxanne


*François Villon

Çarşamba, Eylül 09, 2009

Pas..


Bu yatayda ilk kez, bu renkte, bu çizgide, bu dönüşte,
yanıp sönen bu adımda
ilk kez. Yalnızlık.
Taşa bürünüyor. Cama. Doluyor nesneye.
Yürüyüş oluyor, yükleniyor. Çırpınıyor ve
giriyor. Ete ve dokuya.

Bırakıyor onu. Kararmayla sürüp geçen. Sorgusuz.
Seyrelen, sararan iz
ardından yine o. Benim diyen,
kapıyı çeken, buğuda bırakan hayalini. Silinmeyen.
Yanyana. Üstüste.

Dışında kalıyor zaman pasın. İçinden geçiyor.
Çarpışmada. Direnişte ve yokoluşta. İşlenmiş ve
atılmış. Toz tutan bir saksının dibi. Assos'lu bir
rahibenin avuçlarından arta kalan. Pas.

O değil biten yalnız. Hayır. Son anda hâlâ
bir tekne geçiyor. Bir yudum su. Bir kalem hışırtısı.
Elinden kayan, tutulamayan
bir şeyin, kırılacak bir şeyin son sesi. Hayır.
Örtülen, üstü örtülen inleyiş,
üstü örtülen soğumanın. Bezgin ve şekilsiz.

Işık.
Geceden kalan. Masanın üzerinde öylece
unutulan. Sabah görülen bir düştür zaman.
Donup kalır. Fırlatır atar, yakar hayatı.

Donup kalır ve sarkar ellerine, bulaşır
bardaklardan, resimlerden söylevlerden.
Bir felâkettir her ayrılış. Şımarık ve sırnaşık
koşar, yapışır. Hayır. Yanılgılar değil biten.

Yarım bırakmak, hemen yanında kapının.
Terkedilip gidilmiş. Noktalanmış. Süpürülmüş,
unutulmuş bir eşya gibi. Durduran ve acı veren.
Soymadan yemek elmayı. Tamamlanmayan bir şey
her zaman. Bir savaş yorgunluğu ilk anda, ilk vuruşta. Akıp giden,
yakalanmayan zamanın ilk işareti. Kabuk, sınırsız, yargısız engel.
Suyun sesinden bile yoksun, insanları ölü bir evin,
eski bir evin soğukluğu içinde. İndirip omuzlarından
sessizliğe süzülüp yiten çocuklar bekledi. Başlamadı,
bitmeyecekti sanki hiçbir şey.
Ne kimse soru sordu,
ne ölümden çekiciydi soruları.

Tedirginliğin o en güzel dizesi.
Gözealışın sarsak bulutları, o uçucu duygular.
Geçip giderken bu ölüler bahçesinden,
gün eksiği, yalnızlık esriği o loşluk,
yine beyazlığı unutuşun, yine o bırakış.
Kalkışmak dışarıya, kopmak silkinişiyle
saran o savruk gülüşün,
gizlerin düşürüldüğü o suskun uçuruma.
Bugün ilk kez böyle. Bugün birinci gün.

Sen gittin.

Pazar, Eylül 06, 2009

Quarantine..

2008 yapımı bir Holivud işi. İspanyol kuzeni [Rec]'in 'çakma'sı olan Quarantine'de Dexter kızı Jennifer Carpenter bol bol bağırıyor.. Ben Rec'i hâlâ izleyebilmiş değilim ve gayet uyuz oluyorum. Sevmedim bu zombili-kuduzlu filmi de; kahvemi içirmedi puşt zombiler!

"bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk"

ay azalıyormuş bir süreliğine.. gece. kapatıp aklının ışıklarını mungan okuyormuş. elli parça'dan bir cümle: "tren sesinin birçok insanı ağlattığını bilirim".

Nâzım gidiyormuş 1 yıllığına.

Çarşamba, Eylül 02, 2009

İfşaat..

- Lobelik.blogspot.com kimdi lan?
- Arkadaşım.
- Plansekans?
- Sinema blogumuz işte.!
- Gasteye çıkmışsınız da..

Evet, HaberTurk gazetesi sayfa 20.