Salı, Haziran 23, 2009

"ben olsam da kimseler yok istasyonda"

gideyim gene ben. şarkılar bu hızlı trafiğe gelsin. denize gireyim. kitap okuyayım. uzanayım. blog da beytambal'a kalsın, şarkıdır filmdir bunalttım kendimi iyice.

Güz Kumpanyası – Sen Uyurken
Gurdjieff De Hartmann – Assyrian Women Mourners
Yaşar Kurt & Arto Tunçboyacıyan – Kendim Gibi
Mike Paer – Promenade
ZeN – Bu Dünya Benim Dünyam
Jóhann Jóhannsson – Ef g Hefthi Aldrei...
İncesaz & Vedat Sakman – Beni Hiç Sevmedin Anne
Maurice Ravel – Habanera
Erdal Güney & Hilmi Yarayıcı – Naif
Bersarin Quartett – Nachtblind

have fun!

Pazartesi, Haziran 22, 2009

Lilja 4-ever..

Rahatsız edecek kadar çağdaş ve modern. Yani Ortaçağ'daki kölelikten değil, günümüzdekinden bahsediyor gayet gerçekçi bir şekilde. İnsan ticaretinden, fuhuş sektöründen, Rus kızların nasıl kandırıldığından bahsederken fena hâlde geriyor insanı. Fakat her şeyden çok, ailenin sorumluluğunu öne çıkarıyor. Legal kürtajın kullanım sınırını hayati bir noktadan yakalıyor: İstenmeyen tüyler -çocuk- için kesin çözüm.

Ben bu Volodya karakterini zerre sevemedim, dünyanın en sevimsiz çocuğunu koymuşlar, bir de kanat takmışlar. Temposuz, bayık geldi film; sanırım yönetmen Lukas Moodysson bana göre değil. Fucking Amal'ını da beğenmemiştim, bunu da çok sevdiğim söylenemez. Müziklerin kullanımı çok acele, o bitiyor diğeri başlıyor. Nereye koşuyoruz abi?

Neyse, hem sinirliyim hem sevmedim.

Jacob's Ladder..

Zımba gibi bir filmdi.

Cuma, Haziran 19, 2009

In Bruges..

Colin Farrell'ı gözümde çok farklı bir noktaya getirdi dersem abartı olmaz. In Bruges, her şeyiyle komple bir film. Absürdlüğünü seçilen limit ölçüsünde harika aksettiren, duygu dolu bir film noir. Carter Burwell müzikleri ile resmen domine ediyor, siz ekrana meraklı gözlerle bakarken diyaloglar alıyor götürüyor ve ortaya gerçek manâda bir peri masalı çıkıyor..

Tottenham'a, Amerikalı olmaya, İsa'nın kanına, şuna ya da buna: Bahsettiği her şeyde biraz tebessüm ve biraz burukluk bırakıyor.

Ambulanstaki "Fuck man! Maybe what's the hell is.." repliği ile herkesin kendi Burüjünü anlatıyor. Ben İstanbul'un en muhafazakâr semtinden, Brugge'e kadar koşmak isteyebiliyorum o ân, bilmem ki, belki yaşadığımız yerler bizim çocukluğumuzdan vuruyor ve "aslında cüce" diyemeden dayıyoruz ağzımıza silahı; prensiplerimizden.

Chasing Amy..

Silent Bob nâm Kevin Smith'in en çok konuştuğu film.. Hatta öyle şeyler diyor ki, filme adını veren "Chasing Amy" de o sırada dökülüyor ağzından. İlişkilere çok farklı açılardan değil, direktoman ortadan, merkezden dalıyor bu film. Cinselliğini arayışlarla, denemelerle keşfeden bir kadın ve aşık olduğunu söylemek zorunda olduğunu hisseden bir genç adam.. bir de, bu genç adamdan hoşlanan bir başka genç adam. Kimin eli kimin cebinde belli değil.

Bu filmi seviyorum çünkü "arkadaş olarak göremiyorum seni" cümlesi en güzel burada dillendiriliyor. Adam illâki söyleyecek yani. Hahah.
Aynen şu:

"i love you. and not, not in a friendly way, although i think we're great friends. and not in a misplaced affection, puppy-dog way, although i'm sure that's what you'll call it. i love you. very, very simple, very truly. you are the epitome of everything i have ever looked for in another human being. and i know that you think of me as just a friend, and crossing that line is the furthest thing from an option you would ever consider. but i had to say it. i just, i can't take this anymore. i can't stand next to you without wanting to hold you. i can't, i can't look into your eyes without feeling that, that longing you only read about in trashy romance novels. i can't talk to you without wanting to express my love for everything you are. and i know this will probably queer our friendship - no pun intended - but i had to say it, because i've never felt this way before, and i don't care. i like who i am because of it. and if bringing this to light means we can't hang out anymore, then that hurts me. but god, i just, i couldn't allow another day to go by without just getting it out there, regardless of the outcome, which by the look on your face is to be the inevitable shoot-down. and, you know, i'll accept that. but i know.. i know that some part of you is hesitating for a moment, and if there is a moment of hesitation, then that means you feel something too. all i ask, please, is that you just, you just not dismiss that - and try to dwell in it for just ten seconds. alyssa, there isn't another soul on this fucking planet who has ever made me half the person i am when i'm with you, and i would risk this friendship for the chance to take it to the next plateau. because it is there between you and me. you can't deny that. even if, you know, even if we never talk again after tonight, please know that i'm forever changed because of who you are and what you've meant to me, which - while i do appreciate it - i'd never need a painting of birds bought at a diner to remind me of."

Haavi

Abi pardon. Ayı adam olmaklığın böylesi; hediye de almadım.. Fakat oldukça güzel şarkılardan oluşan bir link bırakacağım aşağıya, gönlünü alayım, mutlu edeyim, kendimi affettireyim diye.

Yahu bir baktım, ne kadar güzel hediyelerin olmuş. Oyuncak da olsa helikopter müthiş bir hediye.

Neyse sözü uzatamıyorum, en iyisi şarkıların isimlerini vereyim, sonra da linki. Bak ilk iki şarkı "In Fucking Bruges"den..

Carter Burwell - Medieval Waters
Carter Burwell - Prologue
All Angels Gone - (Stephen H.)
Steady Fingers - 96 Miles
The Leaves - Shakma Drunken Starlit Sky
Nigel Kennedy And Kroke - Jovano Jovanke
Midlake - Van Occupanther
Thine - Bleaker Audio
Robert Plant - Darkness Darkness
Barbra Streisand - I'll Tell The Man In The Street

-Nice yıllara-

Salı, Haziran 16, 2009

Edirne..

Kipa, Mega Park, Mega Büfe, mega karışık tost ve mega alabalığın yanında mega rakı. Selimiye Camiisi'ne uzaktan baktım, film izledim ve bol bol kâğıt oynadım. Yollarda bira içtim Meriç Nehri'ne baktım; o arada Los Angeles Lakers Nba şampiyonu oldu ve kahve yaptım. Bazı şarkılarla bazı yataklarda uykusuzluk çektim ve sonunda geldim. Bu mega şarkılar da Edirne için olsun.

Tindersticks - Travelling Light
Camel - Stationary Traveller
My Brightest Diamond - Gone Away
Cyann and Ben - Gone to Waste
Mogwai - Travel is Dangerous
Bright Eyes - Another Travelin' Song
Dakota Suite - All Your Hopes Gone Cold
The Notwist - Gone Gone Gone
Billy Bragg & Wilco - Another Man's Done Gone
Tom Waits - I'll Be Gone

Pazartesi, Haziran 15, 2009

Ôdishon..

Koroshiya 1, hani şu Ichi The Killer. Yahu Kill Bill'e bile esin kaynağı olmuş böylesi kült bir filmin yönetmeni bu Audition saçmalığından utanmadı mı merakım bu. One Missed Call'u bile kabullenen şu bünyeye ayıp değil midir?

Yanisi hayatım boyunca izlediğim belki de en kötü filmdi. Kuru entel arkadaşlar film için 'geriyor' demişler. Haklısın arkadaşım, beni öyle bir gerdi ki, "Ne zaman korku öğesi çıkacak lan?" deyi deyi bulaşık süngerine döndüm. Metaforlar varmış bir de, hay senin hayatının en güzel kısımlarını metaforlar götürsün. Hay senin düğününde Immanuel Kant piyano çalsın.

Film zevkime güvenen arkadaşlarıma rezil olmamda da Takashi abinin katkısı büyük, zaten çekik gözlüye güvenen bu mankafada hata, anlamalıydım Fukuyama'nın Obama'ya oy vermesinden.

What the #$*! Do We (K)now!?..

Gerçeklik, yaradılış, duygular, düşünceler derken konusu kuantum fiziği'ne sizi iyiden iyiye ısındıran eğlenceli ve arşivlik bu yarı-belgeseli izledikten hemen sonra "bağımlılık"larının esiri olmaması gerektiğini düşünen her yüce adam insan gibi sigarayı bırakma fikri canlandı kafamda. Sonra bunu daha önce hiç denemediğimi ve bu yüzden de başarılı ya da başarısız sayılamayacağımı, aslında mekanikleşen her davranışın bir süre sonra insanı bağımlı kıldığını fark ettim: Çünkü o sırada film izledikten sonra yaptığım ilk işle, yani kahve yapmakla ilgileniyordum.

Bilimsel olan beni çekiyor ve evet bilimsel olanı seviyorum ama duyguları bilimsel terminoloji ile tanımlama gerzekliği her zaman canımı sıkıyor. Neymiş; üzüntü, hüzün, aşk, şehvet gibi duygular aslında bizim her duygu için farklı olan nöropeptidlerden doğan ihtiyacımıza bağlıymış.. Şu ağır dille sen gelip sabahtan akşama benim ne kadar muhteşem bir canlı olduğumu anlatsan bile sana eyvallahım olmaz benim ey kır saçlı kuantum amcası. O dili değiştir.

Pazar, Haziran 14, 2009

"başka evlerin duvarlarına başka takvimler astım"

birileri öss derdinde, birileri aşk. birileri ayaklarını suya sokuyor, birileri akvaryumlarının fişini çekiyor.

biliyorum ki yaz, mungan'ın da dediği gibi, geçer. çünkü bana zaman, erimiş sade dondurmaların külahları yıpratmasından başka bir şeyi hatırlatmıyor. ve uyuzluk olsun diye, tekil çıkıntılık olsun diye, kasıntılık diye değil; öyle olacağını bildiğim için tekrar ediyorum bıkmadan:

yaz bitecek ve ölü sarı yapraklar parkları bahçeleri sardığında anlaşılacak, yazık. yoksa size demedim, o kadar değerli değilsiniz artık.

Çarşamba, Haziran 10, 2009

Gouttes d'eau sur pierres brûlantes..

4 karakterli, 4 oyunculu bir François Ozon filmi 'Water Drops on Burning Rocks': 'Kızgın Taşlara Düşen Su Damlaları'. Senaryosu Ozon ve Rainer Werner Fassbinder tarafından yazılmış, cinselliğin diğer Ozon filmlerine göre çok daha göz önünde olduğu, tek bir evde geçen bir film.

Franz Leopold'a Anna ile hayâllerini anlatırken, Leopold'un tahriklerine dayanamaz ve onunla beraber olur. Daha önce kadınlarla da ilişkisi olmuş, 50li yaşlarda bir adam olan Leopold, oldukça aksi ve bir o kadar da çekicidir. Vera, Leopold uğruna kadın olmayı seçecek kadar ona aşıktır. Aynı şey Franz'ın da başına geldiğinde artık çok geçtir. Leopold, her cinsi idare edebilen bir adamdır ve Franz'ın sevgilisi Anna da buna dahildir. Franz'ın beklenmeyen aksiyonu bile, hiçbir şeyi değiştirmeyecektir..

Evet, Ozon sinemasında aşkın ve cinselliğin çok garip tarafları gözümüze gözümüze sokuluyor ve bir süre sonra normalize ediyoruz gördüklerimizi. Sıradan geliyor, alışılmış oluyor. Belki de Ozon'un tüm filmlerinden ayrılan en önemli kısmı filmin Soundtrack'i; gerçekten bir harika. Fakat o bile, içimizde yaşattığımız o kanımızı donduracak kadar umarsız şeytanın soğukkanlılığı karşısında çaresiz kalıyor. Sanırım hepimiz elma yemeyi seviyoruz.

Paul Banks: Lanet Olası Adam

Böyle bir ses; bilemiyorum, resmen delirtiyor. Interpol'ü benim için gitgide daha yükseklere çıkarıyor ve vazgeçilmezlerime doğru ilerletiyor. En sevdiğim şarkılarını sıraladım bu adamların, açıkçası zor da oldu. Bir Rest My Chemistry, bir Pace Is the Track, bir The Heinrich Maneuver sığıştıramadım. Neyse.
Şuradan;

1. The New
2. Take You on a Cruise
3. Specialist
4. Mascara
5. Narc
6. Leif Erikson
7. A Time to Be So Small (Precipitate EP version)
8. Hands Away
9. No I In Threesome
10. Stella Was a Diver and She Was Always Down

"koyduğum yerde bulamadım kendimi"

Valla Akyaka'da civan gibi yaşıyordum, geldim bu allahın sıcağına iyi mi ettim emin değilim. Birkaç şarkı paylaşıp sigara içeyim, sonra duş ve film. Şimdiden, hoşgeldim.

Bell Hollow - Eyes Like Planets
Angelo Badalamenti - Alvin's Theme
Gazpacho - Jezebel
Shalabi Effect - Aural Florida
Curved Air - Easy
Motorpsycho - Vortex Surfer
Swod - Montauk
Marina Gallardo - Winter
Nick Cave and Warren Ellis - Another Rather Lovely Thing
Talkdemonic - the snow melted, it was goodnight

Buyursunlar.

Pazartesi, Haziran 08, 2009

parmağıma kılçık battı..

sarpa ve sokkan kirtilden. çavdar ekmeğine 'sade gazoz', sessiz balkonda baykuş sonatı. gölge büyüyüp gece olunca, cevaplanmayan sorulardan ve plaj parasollerinin kırık hasırlarının arasından seyrine dalınan yıldızlar: Beyza şarabının köpüğünce üstleri örtülen gece hayvanları uyuyor dizlerimin dibinde. parmağıma kılçık battı anladım: canın balık çekmeyecek.

Cumartesi, Haziran 06, 2009

Arap Fevzi


"Fevzi Tuna (47, balıkçı. Filmde mısır satıcısı)

Yaz geceleri 55 bira falan içerim, sete erken gelmek zor oldu"


Bunu diyen adam. Kendisini günaşırı görüyorum, saçlarının arasındaki çiçekten tanıyorum zaten. Ve kendini tanımladığı gibi bir adam; içiyor. Yaşar Abi var o da alkolik.. fakat Fevzi başka.
Bugün Sedat'la Azmak'ta takılırken 3 tane velet geldi. Arap Fevzi içlerinden birisinin dayısı oluyormuş, anlattı kızan: "Bira için Sedir Adası'na yüzdü o, biraları beline bağlayıp gitti. Burada bunu yapabilen ilk, tek ve son manyak" gibicesinden anlattı. İstanbul'a döndüğümde Şoray Uzun Yolda tadında şeyler yazacağım buraya. Mujk.

Cuma, Haziran 05, 2009

"cut the parachute before the dive"

bazı şeyler olacaktır. bazı şeyler başlarken bazıları sonlanacaktır. bazı yaz'lar bazı şarkılarla başladılar ya, bazı şarkılarla biterlerken isimleri başkalaşacaktır: sonbahardan mektubunuz var mı?