Cuma, Mayıs 01, 2009

"kimi babaların infilak etmiştir ya oğulları"

mickey rourke'u bile çirkinleştiren bir dünyada yaşıyoruz. ama aslında her şey, ayçin'in gülçin'e fırlattığı seksek taşı ile başladı.

bir dönem; arif'e maarifi şart koşan. bilmeden anlamadan, kuru kuru üzerinden geçip temelini ıskaladığımız onca bilgiyle, bir dönem. dedim ya bir koşuşturma hâli. klişe 'fast - food' tanımından ayıklamadan açıklayamadığım kirlenmenin, babama nüfuz etmesinin üzerinden geçen 51 devrik yıl ve yılların birbirine -seri- bağlanıp atıldığı o şose. haymarket'tan taksim'e uzayan.. klişe 'sokak' tanımından ayıklamadan açıklayamadığım bir 1 mayıs daha. yine epritilen ayakkabı tabanlarının ertesi yorgunluk kalacak. ben çift yorgan altı dinlencemde bir nevi kaçmış, unutmuş, hiç yaşamamış yapacağım. yırtacağım kefeni yani; böylesi pek davetkâr. martı çığlıklarıyla başlayan filmler gibi de fotojenik üstelik bu gece ay; henüz demin, eskiden yerinde uzun (ve dümdüzler diye sevilmezlerdi, aseton döküp köklerine, gövdelerini öyle keresteci depolarına misafir ettiler) kavak ağaçlarının olduğu sol köşeyi geçip, yalnız yaz aylarında ağzında yumurta taşıyan sansarların olduğu gökyüzüne doğru ilerledi. bense tişörtüme sinmekteki dumanla hafif uykulu, klişe 'annem' tanımından ayıklamadan açıklayamadığım bir rehavetle durumumdan, umutluyum. wittgenstein'ı asperger eden bir dünyadan bahsediyorum, kızkardeşimin sokaklarında baloncu, eskici göremediği bir istanbul'dan.. semt pazarında nicedir renkli civciv satılmıyor (belediye parklarını birbirlerini bıçaklasınlar diye gençlere devredenlere binlerce teşekkür).

ve ama aslında her şey, ercan'ın futbolu bırakıp sigaraya başlamasıyla sonlandı denebilir. küçüktük ve bruce lee'ye hayrandık. nunchaku'ya "mınçıka" diyen metin tüm misketlerimi almıştı. kaybetmenin tadını orada kaybetmeden, yani kaybetmek bir tekrara dönüşmeden az evvel. ilker yasin'in spor yorumları kadar kötü hâlde eve gelip, susam sokağı'nın jeneriğinde bile ağlarken. yani ceyda tesettüre girmeden onlarca yıl önce, ceyda'yı ceyda olarak hatırlayabilirken- ben kâğıt sarmayı beceremiyorum olm, ne? boru savaşı'ndan anlamam, silahlara veda-. birol abi'nin bakkalından çikolata çalan arkadaşlarımdan biri, gümrük görevlisi olsa ve ben bunun ne tür bir ağaç, ne tür bir yaş, ne tür bir eğilmek olduğunu anlatmaya çalışsam size? adem'in kaburga kemiği ile harakiri yapmış olma ihtimali üzerine çeşitlemeler vol i.

klişe 'param yok hediye alamadım'dan ayıklayarak açıklarsam:
iyi ki doğdun baba.

1 yorum:

.../JiLeT/... dedi ki...

Nice Yillara!