Cuma, Mayıs 22, 2009

"kedilerden örülmüş birsemte"

5 pamuk şarkıyla uzaklaşayım. Herkes Edip Cansever okusun, herkes mutlu olsun, tamam?
Arivederci!

öf.

daha gitmeden, gidecek olmanın katranı resmen ağzıma geldi. nefret ediyorum muğla'dan ve sürekli oraya gitmek zorunda olmaktan. kusacağım artık. resmen kusacağım. göt kadar şehirde bulunmaktan bıktım lan artık. isteyene hayatımı vereyim, onunkini alayım. buradan devam edelim. söz: onu da akıl hastanesine ellerimle yatıracağım.

Çarşamba, Mayıs 20, 2009

"ay tutuldu hayattan"

ıklığ kokan ıslık korosu; ılımış ıhlamur. ı ile ilgisi olmalı plâk ormanın, ı gibi dur ve bak. çünkü bir yerde iskender de haklı, çünkü madagaskar ve aşk çok uzak.

Cumartesi, Mayıs 16, 2009

günaydın.

mezuniyet balosundan haberi bile olmayan bir insan olduğumu öğrendim. nedenini bilmiyorum ama eksildim.

Cumartesi, Mayıs 09, 2009

"ben onun gözbebeklerinin milletvekiliyim"

"Gün, kısıntısız, çok güzel; her yana maceralar bırakıyor; söyleyecek tabirlerini, sanatlarını"
küçük İskender, Dedem Beni Korkuttu Hikayeleri, syf 118.

The Clientele - Saturday
Jay-Jay Johanson - Tell Me When the Party's Over / Prequiem
Matthew Robert Cooper - Miniature 5
Mi and L'au - Nude
Charles Aznavour - Hier Encore
The Album Leaf - Another Day
The Chameleons - P.S. Goodbye
Eureka Birds - Regular People (Ppllon'a teşekkürler.)
Thomas Dybdahl - If We Want It, It's Right (Dùelist'e teşekkürler.)
Oskar Hallbert - Saturday

kısa.. kısa..


- La maison en petits cubes'u izledim, yastığı boğdum.

- Father and Daughter'ı izledim, yorganı yaktım.

-
Kitap okuyamadığımdan, okunmasını sağlamak için bir şey yaptım. Odaklanma sorunu içerisindeyim.

- Şarkıların sözlerine tahammül edemediğimden, contemporary classic ve instrumental etiketleriyle hemhâl oluyorum.

-
Mardin Katliamı, Domuz Gribi, Askerliğin Süresinin Uzatılması filan derken iyice bunaldım güncelden.

- Minimalizm'e yaklaştım. Sevdi beni.

- Görüşürüz.

Perşembe, Mayıs 07, 2009

"tanrı mogwai insanlarını bağışlasın"

Robert Smith boşuna "gelmiş geçmiş en iyi müzik grubu" dememiş. Radiohead, Sigur Rós, Pink Floyd varken belki fazla iddialı ama Mogwai bunu olmasa da birçok başka iltifatı, övgüyü sonuna kadar hakeden bir oluşum. Canımdan can aldıkları için fazla dinleyemediğim, heybemde saklı tuttuğum gruplardan. Yaptıkları pek çok şeyi dinledikten sonra, aşağıdakilerin fena halde aradan sıyrıldığını fark ettim, paylaşayım istedim.

  • Dial: Revenge
  • Killing All The Flies
  • Burn Girl Prom Queen
  • I Know You Are But What Am I ?
  • Take Me Somewhere Nice
  • Boring Machines Disturbs Sleep
  • Kids Will Be Skeletons
  • Hunted by a Freak
  • Ratts of the Capital
  • R U Still In 2 It

Çarşamba, Mayıs 06, 2009

Wild at Heart..

Willem Dafoe gibi bayıldığım oyunculardan birinin "Say fuck me" gibi gayet 'hehe!' bir replikle aklımda yer edeceğini ummazdım. Laura Dern, Jurassic Park öncesi ne güzel kadınmış meğer, Blue Velvet'de de sevmiştim kendisini. Nicholas Cage'in yılan derili ceketi ve o Elvis hâlleri de pek güzel, pek şirin.. Banka soygununun finalindeki köpek insanı bağırtacak kadar komik.

Lynch listemin son sıralarında yer bulacak olsa da, fena zaman geçirtmedi bana Wild at Heart.. İzlediğim en iyi ölüm sahnelerinden birine sahipti: "Rujum, rujum çantamda olacaktı.."
Velhasıl;
Love me tender.. love me, tender!

The Straight Story..

Bir David Lynch filminde ağlamak.. Angelo Badalemanti'nin inanılmaz müzikleriyle, inanılmaz bir yolculuk.

Alvin Straight ismindeki 73 yaşında bir amcanın, 10 yıldır küs olduğu erkek kardeşinin kalp krizi geçirdiğini öğrenmesi üzerine, römorkunda uyuduğu bir çim biçme makinesine atlayarak, 750 km yol kat edişinin filmi bu; gerçek bir olaya dayanıyor.

'Lynch sinemasından anlamıyorum'culuk yok. Hâlâ olan tek şey ise, Lynch'in her seferinde 'şaşırtmayı' bilmesi. Sürpriz beklemeden izlendiğinde ağlamamak mümkün olmuyor bu filmde. Üstelik bir de Alvin Straight karakterine can veren sevimli ihtiyar Richard Farnsworth'un filmden 2 sene sonra, kanser olduğu zaman, kafasına bir silah dayayıp intihar etmiş olduğunu da öğrenince, direkt şoke oluyor insan.

Öyle güzel, öyle şahane lâfları var ki Alvin'in.. Bisikletli bir gruptan bir eleman Alvin'e, "Peki yaşlanmanın en kötü yanı ne Alvin?" dediğinde, "Yaşlanmanın en kötü yanı, genç olduğunu hatırlamak" diyor naif ihtiyar. Fakat hepsinden, hatta filmden bile öte, şöyle bir şey diyor Alvin ailesini terk etme kararı almış bir genç kıza:

<Çocuklarım çok küçükken onlarla bir oyun oynardım. Her birine birer çubuk verirdim. Her biri için bir tane. Sonra onlara "Onu kırın." derdim. Tabii ki kolaylıkla kırarlardı. Daha sonra onlara "Çubukları bağlayın ve kırmaya çalışın." derdim. Tabii ki kıramazlardı. Onlara bu demetin "Aile" olduğunu söylerdim.>

Salı, Mayıs 05, 2009

"tanrı divayn komedi'ye darılmasın"


The Divine Comedy'den favorilerim. Bakınız.

15. The Booklovers
14. I'm All You Need
13. Born with a Broken Heart
12. The Dead Only Quickly
11. Mastermind
10. Note to Self
9. Generation Sex
8. Indian Rain
7. Our Mutual Friend
6. The Rise and Fall
5. No Excuses
4. Lost Property
3. Edward The Confessor
2. A Lady of a Certain Age
.
1. Dumb It Down

"neyi bıraksam aklımdan bir suya karışıyor"


Üç yıl sonra mıydı bilmiyorum
ama ekim'in onbeşiydi biliyorum
ekim'in onbeşiydi ama
ekim'in onbeşinde ne oldu bilmiyorum
herkesin sular gibi dağıldığı ama herkesin

..
Turgut Uyar, Bıktım Böyle


cevizaltı'nda cevizlerle misket oynuyorum duruyorum. bakmak var, misketler gidince toprağa alışıyorum. yürüyorum ve kuyruğu jiletli uçurtmalar telefon tellerine takılıyorlar. dedem gidince dut ağaçlarına alışıyorum. koşunca maşasına takılıyorum mangalın, ağlamak var. kuşlar gidince karnemdeki "iyi"lere alışıyorum. önlükler üniformalaşıyorlar, duraklar kalabalık, yollar gölgesiz. sabahlar gidince yalnızlığa alışıyorum. reddediliyorum: zamiri ağlamanın. gökyüzü gidince yalnızlığa alışıyorum. barlara gidiyorum çok bira içiyorum, beklemek var. asık surat gidince şarkılara alışıyorum. votka bardaklarına yaz geliyor, sarılmak var:

sen gidince hiçbir şeye alışamıyorum.

Cuma, Mayıs 01, 2009

"kimi babaların infilak etmiştir ya oğulları"

mickey rourke'u bile çirkinleştiren bir dünyada yaşıyoruz. ama aslında her şey, ayçin'in gülçin'e fırlattığı seksek taşı ile başladı.

bir dönem; arif'e maarifi şart koşan. bilmeden anlamadan, kuru kuru üzerinden geçip temelini ıskaladığımız onca bilgiyle, bir dönem. dedim ya bir koşuşturma hâli. klişe 'fast - food' tanımından ayıklamadan açıklayamadığım kirlenmenin, babama nüfuz etmesinin üzerinden geçen 51 devrik yıl ve yılların birbirine -seri- bağlanıp atıldığı o şose. haymarket'tan taksim'e uzayan.. klişe 'sokak' tanımından ayıklamadan açıklayamadığım bir 1 mayıs daha. yine epritilen ayakkabı tabanlarının ertesi yorgunluk kalacak. ben çift yorgan altı dinlencemde bir nevi kaçmış, unutmuş, hiç yaşamamış yapacağım. yırtacağım kefeni yani; böylesi pek davetkâr. martı çığlıklarıyla başlayan filmler gibi de fotojenik üstelik bu gece ay; henüz demin, eskiden yerinde uzun (ve dümdüzler diye sevilmezlerdi, aseton döküp köklerine, gövdelerini öyle keresteci depolarına misafir ettiler) kavak ağaçlarının olduğu sol köşeyi geçip, yalnız yaz aylarında ağzında yumurta taşıyan sansarların olduğu gökyüzüne doğru ilerledi. bense tişörtüme sinmekteki dumanla hafif uykulu, klişe 'annem' tanımından ayıklamadan açıklayamadığım bir rehavetle durumumdan, umutluyum. wittgenstein'ı asperger eden bir dünyadan bahsediyorum, kızkardeşimin sokaklarında baloncu, eskici göremediği bir istanbul'dan.. semt pazarında nicedir renkli civciv satılmıyor (belediye parklarını birbirlerini bıçaklasınlar diye gençlere devredenlere binlerce teşekkür).

ve ama aslında her şey, ercan'ın futbolu bırakıp sigaraya başlamasıyla sonlandı denebilir. küçüktük ve bruce lee'ye hayrandık. nunchaku'ya "mınçıka" diyen metin tüm misketlerimi almıştı. kaybetmenin tadını orada kaybetmeden, yani kaybetmek bir tekrara dönüşmeden az evvel. ilker yasin'in spor yorumları kadar kötü hâlde eve gelip, susam sokağı'nın jeneriğinde bile ağlarken. yani ceyda tesettüre girmeden onlarca yıl önce, ceyda'yı ceyda olarak hatırlayabilirken- ben kâğıt sarmayı beceremiyorum olm, ne? boru savaşı'ndan anlamam, silahlara veda-. birol abi'nin bakkalından çikolata çalan arkadaşlarımdan biri, gümrük görevlisi olsa ve ben bunun ne tür bir ağaç, ne tür bir yaş, ne tür bir eğilmek olduğunu anlatmaya çalışsam size? adem'in kaburga kemiği ile harakiri yapmış olma ihtimali üzerine çeşitlemeler vol i.

klişe 'param yok hediye alamadım'dan ayıklayarak açıklarsam:
iyi ki doğdun baba.

???

"Vazgeçtiğim hayatlardan arabalar yapıyorum
Sizin sokaktan geçerken virajı alamıyorlar."