Çarşamba, Nisan 22, 2009

"süresiz, dıştan ve yaşamsız resimler gibi"

"bir tabak buzlu çileği şiire yerleştiriyorum". çünkü bugün akyaka'da, balık ekmeğin ve suyun ve kumun ve şeyler'in bana senden uzak temasında, ayaklarımdan çekiyordu alkol. bach çalıyor mesire yerleri. çay bardaklarına zıpkınlar, kayıklar, azmak; bir şeyler bir şeyler işte.. yansıyor. ben çay içmiyorum biliyorsun kusturuyor. bilmiyorsun düşünmek, tedricen öldürmek kendini; bilmiyorsun.

seni düşündükçe, maviliklere inen yokuşlarda seni düşündükçe, mavilikleri bırakıp topraklara ve taşlara çıkan yokuşlarda seni düşündükçe, insanlar adalardan bahsedince, bisikletler ve dondurmalar, sonra mesela tavla oynayınca birisiyle: görmüyorsun. görmemek alıştırıyor seni, saç aralarına kuruyacak mavi çiçekler yerleştiriyorum. kurur benim çiçeklerim, benim dokunmalarım geçer, avuçlarımdaki kemikleri kırarım ben, benim sıcaklığım geçer.

geçer bilmiyorsun. "noksanlardan oluşan bir üzünçlük sende". kolay olmak, feda edilebilmek, uzanan elin boşlukta hiçi yakalaması, sonra en kalabalıkta en tenha olan o gitmek. taksiciler seni soruyor bana. yollar otogarlara götürüyor.. tekerleri kırık valizimi taşırken vücudum, ter kokuyor. terk kokuyor şehir. gitmişsin. samanyolunu aşağı çekmişler, sen yıldızları dürüp kaldırmışsın. beni tabak gibi bir şehirde yalnız bırakmışsın. bilen bilir: hayatım ağrıyor.

cüzdanımda bir yüzük. bir küçüklük fotoğrafı. adavapurlarından atılan simitler, can kurtarmıyor anla. hâlâ saygıyla ağlıyorum. çünkü ben, "camların buğusundan yapılmış adam", yettiremedim. italyan restaurantlarında, beş kilo gözyaşıydı içtiğimiz kahve. yüzünü yıkayıp susmuştun. yağmur çisildiyordu ve koşuyorduk. gittin ve bakakaldım. benden ateş isteyen çocuğa baktım. bir otel karşısında, tek kişilik bir otel gibi kaldım. sabit, kırgın, matemli. çünkü bugun akyaka'da, ayaklarının değdiği kumsalda, şimdi neredesin diye bakıyorum. hani çok yağıyordu amansızdı. hani çaydı masaydı dökülmüştü. gideceğim, demiştin; fark ettirmeden susup, aldırış etmez gibi düşünmüştüm. yeryüzü ayaklarımın altından kayıyordu. evet kumsalda, kumdan bir salda..

tam karşımdayken sen oysa, seni çok özlüyordum. hangi kurgu, hangi dönence, hangi bırakmak, hangi zaman? gözümü açtım: "gitme!" dedim sana. "üzülme! gitme! gideceğim.."
mevsimi kırdım. saçlarımı karıştırdım, elma kabuğunda kalan elma parçaları gibi, 70lik bardakların ve müziğin berisinde, öylece kalakaldım. türk sanat mûsikisi okuyan çok sarhoş ve ağlayan adamın gece iniltileri.. sonra çaldığım bira altlıkları, sahaflar. uyurken seni şeytan dürtmesi ve irkilmen. saatimin kayışı koptu çok gözlü kız, şimdi çok mutsuzum. olmaz yerlerden kalıntıların fırlıyor, üstelik bir de beni, üstelik beni bir de, bırakmakla suçluyorsun. 15 saniyede tüylerim dikiliyor. saçlarım kırlaşıyor. küllüklere adını yazıyorum parmağımla. şu siğilli olanla. hani ilacı vardı da kullanmıyordum: bazı şarkıları asla dinleyemiyorum.

bacakların gitmiş pijaman kalmış, kolların gitmiş tişört.. gitmişsin bana saçmasapan bir L koltuk kalmış;oturamıyorum. havaalanlarına giremiyorum. bak sahlebime kar düşmüyor, üstelik mevsimi de kırmışım "güneşsiz kuşsuz bir kayın ormanını buluncaya kadar".

cümleler ve ben, italik. rüyânı yazdığın kâğıt parçası. uçuk kremi. yolda yürürken çakıltaşına 5 kere vurabiliyor musun sen? karoların çizgilerine basmıyor musun? esrarlı iskâmbil kâğıtlarından, portakal kız çıkıyor mu senin destende? beni hatırlıyor musun?

mpu. mahsun kırmızıgül. beyti mesela. sebzeli pilav. kastengidilmemiş bir brazzaville konseri. yağmuru eksik olmayan bir alkol gecesinde, alman bir turiste satılmış iki adet nouvelle vague konser bileti. simitler ve simitçiler. tramvay ve durak: ben seni çok özledim.

tüm ace'ler bana. hayatın backhand'i iyi, fileye gitme fırsatı dahi tanımıyor anla. baktığın suda azalıyorum. "böyle yapma ama!" diyorsun, "zorlaştırma!" diyorsun.. gözlerin, ünlem. demiştim ya ellerin de bir kadeh gül. "konuşamıyorum insanlar var" diyorsun, "gitmeliyim sınavlar var" diyorsun. ve ben her seferinde gidiyorum. "git!" diyorum sana, o kadıköy dolmuşuna binecekken, "git," - "arkana da bakma!"

halimden gece anlıyor: bazı filmleri asla izleyemiyorum. bagaj. galata. beşiktaş'ta trafik, beyoğlu'nda angarya. hiç anlamamış olmana içiyorum, bütün karanlıklar beni alkışlıyor. gidilemeyen oyuncak müzesi, görülemeyen atlar alkışlıyor. alkışlıyor beni "yatak yahu!". bulunamayan poster, nohutlu pilav ve midye alkışlıyor. ilaç kutusu, makyaj malzemesi, yap-boz parçası, bere, ayraç, sweat-shirt, no-rv-e-lo, sorumsuzluklarım alkışlıyor. ben de seni alkışlıyorum git. sana bıraktığım seni arttır mutlu git. paranoyalarımı, anlamazlıklarımı, çok içmelerimi az susmalarımı, minibüslerde bağırıp yorgan altlarında ağlamalarımı unutarak; pasta süsü ile kaplanmış dondurma külâhını alarak, rüzgârlarla savrulan saçlarımı, a ay'ı, wereyda'lığımı unutarak kal. kal gitme.

bacardi'ye bakamıyorum. marx, baudrillard ve sanat tarihi, acı veriyor. oktarindin; gördüm. "geçtin penceremin önünden". nuri alço dendiğinde aklım acıyor. ve hâlâ hıçkıramadan ağlıyorum.

kal. 'aslında iyi biriyim'.

kal.

özlüyorum.

2 yorum:

Sidikli Kontes dedi ki...

N'aptın sen Oliver.. Nasıl bir şeyin içine düştün..
Derhal gel.. Sana kocaman viski bi de sürpriz :)

Fama dedi ki...

Buralar fena, buralar bu aralar karmaşık; oralar da bunalımın yüzü var yardım bekliyor. Burda ise mutluluk.