Salı, Nisan 21, 2009

"ben roman okuyunca üzülüyorum"*

ben de şarkıları duyunca: çünkü bana bir kurgu lazım. paltosunun yakalarını kaldırmış, mütebessim bir adam olmalı. chopin dinleyenlerin bildikleri, 'zal' denen o haz halindeymişcesine mağrur, kapalı kutu, esrarengiz bir adam. pastel ufka bir çift okkalı küfür gibi bakan sisli gözbebeklerine değmeli rüzgâr. adam samyeli saçlı, orman gözlü, elleri mülteci bir kadına aşık. daha kadın ortalarda yok. serim-düğüm-çözüm; giriş-gelişme ve sonuç yok daha ortada. hayata eklenmiş birkaç abur cubur ayrıntı gayrısı. he, yani gelişme için, girişimde bulunulması gerektiğine dair bir zorlama, iki kaide, üç mutabakat yok. ve fakat uzaklara bakmalı adam, gözlerinden uzaklar akmalı. susuk mutsuzluğunu kayalıklara izmarit diye basmalı. çokkalınkitapları çokkısazamanlarda okumalı adam. bir adı olmalı. adı, bir efsane olmalı. anılmamalı. bana bir kurgu lazım ya, hah işte, bir de kadın, kadın lazım bir de. sonra kadından hiç bahsetmeyerek, kadını adamda anlatacak bir kalem, bilmem ki belki bir yönetmen, bir küratör, bir ayakkabı tamircisi belki.. diyorum ya, benim kurgumda kadının yeri olmamalı. adam var, sadece adam, adı konmamış topraklarda, g minör tundralarda, öylesine bir adam. üşümeli ki acımalısınız. sonra orada, başladığı dönencede bitmeli bu 'kurgu' hâlinde büyü. şaşırmalı, gülmemeli, anlamamalısınız. neden mi? ortada anlaşılacak bir şey yok. adam vardı, bir kadın yoktu, o kadar. hepi topu bir şarkının anımsattıkları. hüzün arbitrajında bir salaş bar ambiyansı kovalıyorum çünkü. her şiirde, otopsimde benden çalınan organı arıyorum. tırnaklarıma gasilhaneler, cam artıkları yuvalanmış da, heh, işte ben.. tepük yemişim ya hayattan çok, her filmde bir ispinoz arıyor gözlerim. sapanımın lastiği kopmuş ya, sütlü kahvelere iliştiriyormuşum ya bir filtreli uzun sigara, hani ondan.. yaa, ben de şarkıları duyunca: çünkü bana bir kurgu lazım. anahtarlığımın kenarıyla saman alevi kalp kırpıntılarımı çizip gaz döküp yakmalıyım inançlarımı. ufalamalıyım değerlerimi devrik cümlelerin öyle sıradan, öyle zorlama bad triplerinde. şişmiş bademciğimi atıp bir votka şişesine, bileklerindeki kesiklere gül uzatan haylazlıklar yaşamalıyım -yaşamak, zoruma gidiyor ve zoruma geliyor. ve hey, salıncaklar, bisikletler, ilk hedefiniz çocukluğumdur, ileri! gördün mü demiştim. bana bir kurgu lazım. gençliğimden çocukluğuma, oradan sunaklara, manolyalara, kısa şortlarıma değinecek bir kurgu. yirmi şarkı ile okunsun istediğim bu saçma, bu sabah ayazı kurgu.. ben de roman okuyunca üzülüyorum ve yaramazov kardeşleri yazacak kadar da yaşamadım henüz. allahsızlığıma güldüreceğim, yahu yemin etmiyorum sevindireceğim. ah.. ah... ben de roman okuyunca üzülüyorum ve sabaha daha sekizyüz saat oluyor. sonra, üzülmüyorum. çünkü bana bir kurgu lazımdı. eşlenik bitti. gün, kısıntısız güzel, demiş adam. güzel. valla.

*serdümen kuzu

Hiç yorum yok: