Cuma, Şubat 27, 2009

“insan acizdir, muhtaçtır, çok artistlik yapmamalıdır”*

evet, yapmamalıdır. bazılarınız var mesela, bazılarınız oluyor böyle arada; çok artislik yapıyorlar. hayatları, kendileri dışında kalanların hayatını bir encik gibi eşelemekle geçiyor. kumunuzu değiştireyim mi?

işleri güçleri yok bazılarınızın; elan vital denen şu enerji var ya, hah o işte kim, kiminle, nerede, ne şekilde sorularına kenan erçetingöz misali kafa yormanızdan, hani o sizin dışınızda kalan insanların yaşam alanlarına yıkımcı müdahalelerde bulunmanızdan başkasına yetmiyor. acziyetinizi belirginleştiren bir maydonozluk, bir her hıyarım diyene tuz olmuşluk hadisesi var. kısa ölçekli, gerçeklikten uzak, gaydırıguppak kişilik analizleriniz ve bu analizlerin sikko sonuçlarına kendinizi inandırmanız arasında birkaç saniye suratınıza bakıp, tükürmemi beklediğiniz ânda da hiçbir şey yapmadığımı düşleyin. rahmet yağıyor rahmet. heyallam. bir insanın, başkalarını bu kadar düşünmesi de ne ola? prompter'dan yaşayan reha muhtar benzeri duruşunuzdan, sizi ilgilendirmeyen her şeyi ilgi alanınıza dönüştürmenizden ve sanal da olsa varlığınızdan hoşlanmıyorum. bu aklınıza gelir miydi?

wereyda radiohead dinliyor ve avrupa sineması'nı seviyor. çiğ böreğin yanında yayık ayranını, biranın yanında patates kızartmasını ve tuzlu fıstığı tercih ediyor. ilişkileri yazılı olmayan kuralların, erdemlerin, ortak beğenilerin, paylaşımların, sevginin ve seviye'nin üzerine inşa ediliyor. wereyda sizi sevmiyor. kendisinden üçüncü tekil şahıs misali bahsedip mustafa sandallaşmanın derin hüznünü yaşarken, sıçrattıklarınızdan hoşlanmıyor. tahminleriniz atmık, öngörüleriniz kıymık çünkü bazılarınızın. size romanlar yazdıracak bir hayalgücünüz yok, güçsüzsünüz. ne yazık ki uzaktan da yakından da metin'e benzemiyorsunuz. feleğin çemberinden geçmiş, bütün bir hayatı kendi tecrübeleri üzerine ezber etmiş arif insan modeline yaslanmalarınızın şeffaf eğretiliğine fa minör bir "naahh!!" çekiyor wereyda. bazı şeyleri sadece kendi bildikleriniz, bildiğinize inandıklarınız ve inandırıldıklarınız üzerinden yorumluyor ve tekamül mefhumunun sahih nesebine kerkiniyorsunuz. mesela sevgililik kavramını kafanıza çok takıyorsunuz. mesela evliliği çok düşünüyorsunuz. mesela seks, sevişmek, "u yeaææ" gibi keywordler'e karşı bir zaafınız, yaranız var gibi durmasa; irdelenmeye layık olmayan ama boyutu gereği mide bulandıran ucuz sinsiliklerinizi, kaşkarikolarınızı, at bokuna sinek olamamış şu "sanal" karakterinizdenm sıçrayan zifosları basit bohçacılar gibi sergilemenizdeki ezikliği es geçebilirdim. ve fakat olmuyor, olamıyor.

birkaç ay evvel, sosyomat denen yerde, blogumda yazdıklarımın bir başkası tarafından kullanıldığını gördüğümde ağzıma gelen leke tadı neyse, şimdi de aynısı oluyor. bir arkadaşımın da dediği gibi, internette ve özellikte blog gibi şahsî bir alanda yazı yazmak ile suya yazı yazmak arasında bir fark yok. gelgör ki yerini yadırgayası bir ciddiyet, stalkerlık, mim boku filan var. insanlar bloglararası yatay entegrasyon ile sosyalizasyondaki başarılarını artırma gayretine girerlerken her şey güzel fekat, kendi yazdıklarının da bir gün okunma ihtimali olduğunu es geçiyorlar. bu ne tür bir deli cesareti, bu ne tür bir "başkası üzerinden tahminlerde bulunarak" kendini tanımlamaya çalışmaktır, anlamıyorum. blogumda edebiyat yapıyormuşum: yahu yaparım sana ne? yaptığım edebiyatsa pek alâ memnun da olurum, kabaetim gökyüzüne de şöyle bir uğrar. peki amma benim yazdıklarımın sizle hiç alâkasının olmaması ama bu kadar ciddi ve public bir şekilde değerlendirilmesi nedir? sakalı magmaya inen şarapçı derviş ya da vualet takmış rahibe modeli nasihat ve tembihlerinize ihtiyacım yok. hayatımı hiç tanımadıklarımın hakkımdaki tahmin ve hezeyanları üzerine idare etmiyorum. beni, sigur ros dinlerken dahi sinirlendirebilen, gerebilen, bana bunları yazdırabilen, "kendisinden 7-8 yaş küçük olan birinin blogunu okudu diye -her ne kadar kötü niyeti olmasa da- bu şekilde ahkam kesemeyeceğini ifade etmek" anlamında caydırıcı bir edepsizliğim oluyor. beni bilenler, ağzımın nasıl bozulabileceğine de şahit olmuşlar, şu an yaşamakta olduğum sıkıntıyı çözümleyebiliyorlar. size çok net birkaç şey diyeyim mi?

fiillerinize dikkat edin, fiillerinizin çatılarını sevmiyorum.

sanal'ı banalleştirmeden evvel önünüze şapkalarınızı koyabilin. empatide limit yok, deneyin. abi adam olun, adamlaşın. yazdıklarınızın ulaşabileceği adresleri adam gibi kontrol edin, hesaplayın. kendinizi zorla açıklatmayın, bir bok yiyorsanız kaşığınızı toprağa gömün. zınk diye su yüzüne çıkan herzelerinizden sonra azıcık utanabilin. insan olanlarınız yerleriniz, kötü amaçlarınız olmasa da belki, ağrıyabilsin. bazılarınızın benim gözümde iyi-kötü/hoş-berbat gibi değer sıralamalarında olması gerekmiyor; bir byte'lık beyninizin amenajmanı için gerekli koşulları sağlayabilin. sürünücü olmayın, leş olmayın, adam olun. bloglarda "mim" dediğiniz naneyi hiç tanımadığımız biri yani ben'im üzerimden yerken mesela, destekli atın. bir masanın bile dört ayağı var, sizin de olsun. tabansızlaşmayın. adımı noktalayarak bana serhat ulueren'i hatırlatmayın. çocukluğuna dönerek (bak nostalji bu bebeğim?) dakikada kaç kez renk değiştirdiğini hatırlayan bir bukalemundan fazlası değilseniz, bu yazdıklarımı üzerinize kesinlikle almayın. çünkü ben bu yazıyı sadece "bir" muhataba yazıyorum. bu yazının muhatabının çektiği acıyı poşetleyip, şehrin rögar kapakları açık kanalizasyonlarından birinden aşağı salıyor ve tüm fareleri memnun ediyorum. benim için özel, önemli, değerli biri için blogumda yazdığım tek bir harfi bile irdelemekten parmaklarını ve dilini alıkoyuyorum. kota koyuyorum arkadaşım ben o muhatabın yeni bir şey'lerine, zırvalarına.

size zerre saygı duymuyor, hayatınızda başarılar diliyorum. az duyulmuş indie gruplarını seven, weren. my condolences.

*andırsıtend?

1 yorum:

Siya Siya dedi ki...

böyle güzel gerilen çok az adam tanıyorum.