Pazartesi, Ocak 05, 2009

Bütün güzel çocuklar şüpheli..

Yani yetsin diyorum.

9 yorum:

siya siya dedi ki...

Bu konuda yeterlilik gözetilmesi ne acı..

Hono Lulu dedi ki...

yeterlilik gözetilmesi demişsiniz ama, bu iş artık devletler arası bir politik sorun olmaktan çıkıp "haydi kan dökelim!"e dönüşmüş durumda. israil'in de filistin'in de hataları var, ama çocukların hataları yok bu kadar yahu, bu çocuklar tank paletlerinden, sis bombalarından, kandan, cesetlerden başka görüntüleri görmemeliler: buna sebep olan israil-filistin ve her neyse.. yeter, yetmesi lazım artık.

siya siya dedi ki...

yanlış anlaşıldım sanıyorum. bu kadar sivilin ölmemesi gerekirdi demek istedim. yani 'hadi bu kadar insan öldürdünüz, bu kadar can size yeter' demek, demek durumunda bırakılmak üzdü beni.bunun bir sayısı, seviyesi olmamalı. 'artık yeter' yerine, 'durun!' tepkisi daha yerinde olacaktır.yoksa hepimiz aynı düşüncede, aynı duaları ediyoruz kuşkusuz..

Zeytinyağlı Börülce ya da Muhterem Tenkitçi dedi ki...

Oysa ki peşinde koşulacak vaat edilmiş topraklar ve her zaman kendine kurban bulabilmiş ideolojiler varken ve bir de hep doldurulmayı bekleyen cepler...Olaylara karşı tepkilerini bir şekilde belli eden "insanlar" neremizde ya da bu gezegen? Kendi belleklerimiz üzerinden sergilediğimiz davranışlar olayların neresinde? "Dur"mak ya da "engellemek" önüne geçmeye etken olsa da ,tabii bir de duygusal bir hayalcilik elbette-kötümser kaçsa da hayalcilikten öteye gidemez oldu zihnimdekiler- ben artık soru işaretlerinin ötesini merak etmez,sorgulamaz oldum sayın wereyda.Fazla bireysel kaçsa da bu tutumum adı üstünde sanırım :"yorum" . Sonu başından belli cümlelerle hoşlaşmasam da asıl ürküten hepimizi aynı sonun bekliyor oluşu...Büyük değişimler kapıda beklerken umutsuz bakışım "iyi"nin tanımını kaybeder oldu.Olan bitene epeydir verecek bir "tepki"m bile yok,vehâmetin berisini nerden sorgulamaya başlasak kâr bile olamayacak,o derece.Hayaller neremizde, hırslar zamanın neresinde yakalayamaz oldum.

Wereyda dedi ki...

Tüm yorumları okuyunca, "e yeter"imin derinliksizliğini fark ettim, teşekkür ederim herkese.
Aslında şu var, benim burada yettiğini söylediğim, İsrail-Filisten-Hamas-şu bu değil, artık yetti gündemde 'bomba' etkisi yaratan bu kıyımlar, ölümler. Yani gırtlaklarımıza kadar kana battık, midemiz bulandı, yetti. Birazcık kan da bulandırıyordu ama o zamanlar 'umut' dediğimiz bir oyalama aracımız vardı ve düzelir-hallolur-oralardan vurursa gol olur diyebiliyorduk: Ben artık diyebildiğimi söyleyemiyorum.
Yahudilerin büyük desteğiyle Abd başkanı olmuş o afro-amerikalının kayıtsızlığının da büyük etkisi var elbette bunda. Daha birsürü şey var.

Ben artık "İsrail bomba oldu yağdı", "Filistin defansında açık vardı" gibi haberler duymak istemiyorum. Ciddiye almamaya çalışıyorum çünkü sinirlerim geriliyor. "İnsan olma sorumluluğu" ile yazılmış doğal bir yorum olmuştu o, bıkkınlığımı da içeren.
Hepinize teşekkürler. Tepkilerimizin vektörel toplamı umarım "barış" olur. Tüm dünyada.

Fatih dedi ki...

Yetti tabi...

Bu olay iyice "temcit pilavi" boyutu almaya basladi. Firat bu fotografi nereden buldu, bilmiyorum. Fakat bu fotograf -cok iyi biliyorum. universitede odev konumdu.- Gazze'de degil, Afganistan'da cekilmisti. Dusunun artik, adamin biri -Firat- Gazze'de olan bitenden daraliyor. Kendini ifade edebilecegi sanal platforma bi' yazi yaziyor. Ustune de bi' fotograf koyuyor. O da artik yavas yavas sembollesmis fotograflardan.

Obur yandan bu fotografi ceken adamin "Ya, tank sola bakiyor. Cocuk yine de tas atiyor. Yanlis anlasilma var!!!" tarzindaki kompozisyonunu da kiniyorum...

hayalmeyal dedi ki...

yeter derinlikli değildir belki, ama yine de bir dur tepkisidir. ben de şiddeti bir çözüm yolu sanmaya "yeter" diyorum artık, orda, burda, her yerde... şiddet bir çözüm yolu değil, olmadı, çocukları öldürmek hiçbir örgütün kökünü kurutmadı, öfkeyi, nefreti büyütüp yenilerinin yolunu açtı sadece. her iki tarafın da suçu olabilir, ama çocukların suçu yok, okul bombalamanın özrü yok. ortada bir insanlık sorunu varken hala politik yorumlar yapabilmeyi de anlayamıyorum. insanlar ölüyor, ölmeyenler açlık, susuzlukla mücadeleye terk ediliyor, başka söze gerek yok artık.

serdümen kuzu dedi ki...

prolog: wereyda'm; güzel insan...

umut beslenmesi, umudun var olması diyalektik olarak var olan şartları, koşulları da ortaya koyar. iyi, doğru var ise umut zaten yoktur, umuda gerek yoktur; dediğin gibi umut aynı zamanda bir oyalama aracıdır da. bunu tekrar hatırlatıyım istedim.

umut etmek, adaletin yerini elbet bulacağına olan inan, hak, hukuk vs her türlü tutaç yine bu sisteme içkin birer iktidar oyunudur. hakikat olarak addettiğimiz şeyler ve yanlışa rağmen her zaman doğru ilkeler tarafında olmamız sayıltısı bir iktidar bütününün yalanıdır. hakikat bizim dışımızda(evrensel) değildir. olur da birileri haksızın ettiği yanına kalmaz der ise bunlar peşinen cevap olsun.

israil başbakan'ı olmert saldırılar öncesi “bu iş böyle devam edemez. filistinlilerle ciddi bir barış gerçekleştirmeliyiz” demesine karşın bu saldırıyı başlatıyorsa, başlatabiliyorsa bir bütünden, bir ağdan bahsetmek gerekir. nedir bu ağ? iktidarı koşullayan, israil'de bu filistin işgali karşıtı dahi gösteriler olabiliyorken iktidara muktedir olan bu meta-iktidar ağ nedir? bu da böyle ufak bir istifham olsun.

ufacık bir çocuğu kocaman bir tanka taş attırabilecek seviyeye getiren şeyi, oradaki öfkeyi ve bu toprakların geleceğini yine bu çocuk üzerinden düşünün. bu resme susan mürai obama'yı, yardım elini uzatmayan seyyal seciyeli arap dünyasını ve hatta gulamperest el fetih'i düşünmeden önce wereyda önce, dediğin gibi; israil-filistin maçına indirgenmiş filistin de masum değil yorumlarını, bunun üzerinden yer edinen siyasi asetikleri, strateji teröristlerini, üzerimize fikri istimna eden düzenin münevver lafazanlarını ve en önemlisi belki de bu bütünü bize sevdiren faşizmi, iktidarı arzulatan faşizmi, sömürülürken dahi bize haz veren faşizmi düşünün.

tarih, anlatılan, dolaşıma giren, neşredilen o mensur ağ galiplerin eseridir, kahhar olanın sözleridir. yenilenlerin dili(taş atmak?) pratik olarak zaten iletişimden, sözden uzak kalmış, mahrum bırakımış, yok edilmiş olandır. maruz kaldıkları dil işgali sonrası konuşmayı unutmuşlardır, konuşsalar dahi bu onların dili değil galip olanın dilidir."filistin de masum değil, gücü olsa o da aynı şeyi yapar" derse biri, bunlar da o budalaya cevaben gelsin.

şunun da farkında olmak lazım; siyaset, savaşın başka araçlarla sürdürülmesidir. savaşın bitmesi, geçici barış pratik olarak dahi var olan durumdan farklı olmayacaktır. bu da vicdanımın epilogu olsun.

serdümen kuzu dedi ki...

şu yetsin kafama takıldı abi. medyaya da bir yetsindir ya bu aslında. heh bu yönelişin sebebini de ulus baker güzel filizlendirmiş aslında:

"Medya “olaylar”ımızı kaybettiriyor bize. Dolayısıyla düşünce yeteneğimizi de... Çünkü her düşünce, kendisi de bir “olay” olmakla birlikte, olaylar üzerine olmak zorundadır. Medya ise bize “bireyleşmiş”, birbirinden kopmuş, yani üzerinde düşünemeyeceğimiz olaylar veriyor: Skandalların birbiri ardına sıralanışı, medyanın en esaslı iki tekniğiyle soyut, hayali ve düşüncesiz bir dünya anlayışını dayatmaktadır – yani tekrar ve ısrar teknikleri: birincisi gündeme getirilmiş bir olayı bıktırıcı bir tekrarla üsteleyerek kafalara işleme yoluyken ikincisi, kitle iletişiminin bütün kanallarını mobilize ederek, aynı olayı şurada duygusal, burada politik, bir yerde biçimsel, başka bir yerde enformatif biçimlerde, farklı mesaj türleriyle verip duruyor. Bu durumun en önemli sonucunun dezenformasyon yoluyla zihinleri etkileme değil, “olayları düşünülebilir olmaktan çıkarmak” ve tekdüzeleştirmek diyebileceğim bir durum olduğunu düşünüyorum. Artık medyatik olmayan, yani medyanın karşıtı olması gereken somut insan düşüncesi tarafından oluşturulmuş yeni bir “olay” kavramına ihtiyaç duyuyoruz. Medyatik olay parlar-söner, saman alevi gibidir. Ama asıl önemlisi olaylar birbirlerine “tekrar” ve “ısrar” adını verdiğim mekanizmalar dışında bağlanamazlar: sonucu, psikolojik etkilerini her an hissedebileceğimiz yoğun bir “dumur” duygusu, bir felç ve bıkkınlık halidir. Anti-medyatik düşünce “olay”ın ne olduğunu yeniden düşünmeli, olayı olay olarak yeniden kurgulayabilmelidir. Enformasyon ve iletişim toplumunda aydının aslî görevinin bundan ibaret olduğunu düşünüyorum.