Pazar, Ocak 25, 2009

'Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?'

..sonra kalktım biraz Kent dinledim, biraz Kavafis okudum, biraz kahvevesigaravebirazcıkdayağmurluhava.. Eski pazar'lar, atyarışı programları ile açılır, futbol maçlarının tekrarı konuşularak devam eder ve muhakkak yorgun biterdi. Şimdiki pazarlar pazartesininvesalınınveçarşambaperşembecumacumartesi'nin bir benzeri. Günleri fotokopi çekmişler, apartman boşluklarımızdan bırakmışlar. sıtrencır den fikşın mı dersin, turumın şov mu, bilememek ben.

Hem sonra Kent dinlerken hiçbir şey duymuyorum ki. Hayata, bana ve pazar'lara dair tüm niyet yargılamaları yok oluyor. Kendimi bildirmemek istiyorum. Kendimi bilmemek. You just have to let me go diye bağırıyorum ve Tavşan Dede'nin bahçesindeki hurma ağacının artık iyice kuruduğunu görüyorum. Çocuk ben'in, okul bahçesinde ayağı takılıyor ve yere düşüyor birçocukben. Avuçları yara oluyor taş kaçıyor hep. Kalkan deri, tadını unuttuğum ekşi bir acı parçası.. Yaralarımızın kabuklarını sarkıtıp bir sepetle hayalet bakkala, pazar gazetesi için pencerede bekliyoruz. O beklemek güzel, o beklemek can.

En güzeli günü Kent'e yakışır şekilde dizayn etmek sanırım. Dört tarafı denizlerle çevrili vapura, ada vapuru denir ve pazar'ları ada sahillerine gitmek iyidir.

Hiç yorum yok: