Perşembe, Ocak 08, 2009

Aa?

Kendisine göre "diğer" olanlarla kendisi arasında bir fark yaratmaya çalışan insanları anlamıyorum.

14 yorum:

lobelia dedi ki...

anlamazdın anlamazdın... =)

soida dedi ki...

tırı-vırı onlar.

pudra dedi ki...

buna çalışırken de aynılaşmaları rahatsız ediyor.

Zeytinyağlı Börülce ya da Muhterem Tenkitçi dedi ki...

Çoğumuz zaman zaman bunu deneriz vesselam O_o
Bir nevî varlık tatmini belki.

Müslüm Gürseks dedi ki...

e aynaya bak lebrağım, nedir?

serdümen kuzu dedi ki...

"nedir"i açalım, fırat'ı olumlayalım. müslüm bak abi şimdi burda adam şey diyor:

bikerem, ikili bir diğerlemeden bahsediyor, orayı anlamışızdır herhalde. yani, adam zaten diğer, hala diğer'e kasıyor, diğer olmaya oynuyor diyor. diğer'e vurgusunu siktiğim farklı olma merakında mısın, "nedir" diyor yani fırat da ve haklıdır. bençe yani. ha cemil meriç de diyor "bir entel olma merakı vardır" yapacak bir şey yok ona ama hasbi tefekkür de en bi rezil şeydir diye. ha bu benim görüşümdür ama. nedir? saygı duyarsın, duymalısın da. ama dersin ki bençe öyle değildir, ha şöyle keza yine değildir ama böyle olabilir, orası senin bileceğin iş derim ben de. ya da dersin ki fırat konvers giyen komunist kızdır, yanlıştır. ha derim tamam haklısın ama fırat değil mevzu, straw man ad hominem falan. ordan çek dis aut. zaten fırat bir kavramdır, praxis ve teori ayrımını bana yapabilir misin dersen, ovvv işte orda susarım saygı duyarım. fırat bir piktogramdır abi.

Zeytinyağlı Börülce ya da Muhterem Tenkitçi dedi ki...

Çok irdeleyen çok üzülürmüş sayın serdümen kuzu.İrdeleyenlerin yalancısıyım O_o

Wereyda dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Zeytinyağlı Börülce ya da Muhterem Tenkitçi dedi ki...

O_O
Last efemin şautbaksından beter ettim sanırım burayı,kusuruma bakmayınız.

Zeytinyağlı Börülce ya da Muhterem Tenkitçi dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
serdümen kuzu dedi ki...

sayın zeytinyağlı börülce ya da muhterem tenkitçi, imdi nası desem size de farka bonus olarak yaratacağım bir farkı eklemesem, farka oynamasam ya da kendimden feragat edip size oynasam da bir ortaklık ya da fark oluşsa?(bir sonuca vardım devam ediyorum) şöyle olabilir; çok irdelemenin totolojik aksiyomlarında(dedüktif veya indüktif farketmez) çok üzülmek takdir edersiniz ki yoktur(takdir edilmese kaç yazar). bu çıkarımınız, iktisat biliminde de geçtiği gibi; nedensellik ilişkisi ile değil de birlikte değişim denilen bir tesadüf temalı ilişkisizlik biçimi şeklinde gözüküyor olabilir. bu tesadüfe de söyleyeceklerimden bağımsız bir ek olarak dikkatinizi çekmek istiyorum.(bu siz biz şeysini bir kenara bıraksak?)

dahası üzüleceğimizi iddia edenlerin çok irdelemiş kişiler olması ise objektif olduklarını veya irdelemek ile edimli doğru olanı söylediklerini/söylecek olmalarını sizin de onların müzaheretinde, onlara nirengili önermelerinizin doğru olduğunu ve önemli olanı da sanırım şu: bizim sizin bu sayıltılarınıza göre alacağımız kerteriz noktasının yanılmaz olduğunu göstermez.(a priori veya a posteriori farketmez)niye göstermez?

açıklamak(içerisinde olmak) veya anlamak(dışarısında olmak) irdelemeye şeçeneklendirilmiş,(dilthey'e ve schleiermacher'e telmihen) irdelenen şeyin ne olduğu ile de alakalıdır. beşeri bir konu ile içiçe ve karşı karşıya olduğumuz için burada eyleme koyacağımız irdeleme ancak bir açıklama olabilir. bu durumda açıklayan olarak üzgün olmadığımı söylemek ve çok irdelediği mutlağına bir şekilde(?) ulaştığınız o çok irdeleyen sair kişilerin de sanıyorum anlamak eylemini ortaya koyduklarını düşünmenizi veya onları tekrar bir değerlendirmenizi istiyor ve tavsiye ediyorum.

sayın zeytinyağlı muhterem inanın bana burada herkesin iyiliği için uğraşıyorum. birileri bu rabıtanın farkına varsa ve gönüllerinde baş köşelerini bana ayırsa da yeminle ayrılan o başköşelerden birine dahi kurulmam. böyle de kalenderi bir yapım vardır. neyse...

çok irdeleyenlerin çok üzülmesi, üzülme eyleminin saptamasını ve neşrini yapacak olan kişinin kim olduğu değişkeniyle de alakalı bir (dediğiniz gibi) yalancısı olma durumunu sonuçlayabilir. "çok üzülür" sonucu şayet irdelemeyenin gözleminde ve eyleminde mensur oluyorsa heidegger'e uzanmak lazım.

şimdi hayatı bir oyun olarak ele alalım. bu oyun dediğimiz nektar, oyuncuların anlayabileceği yani sisteme içeriden bakanların sistemi görebileceği ya da görebileceği değil de insiyaki olarak sistemin/oyunun/bütünün farkına varabileceği bir şey değildir.

buna ayabilen insanı; birey farklı dahi olsa varlık kipini bu farklılığına koşut toplumsal yapının zenith noktasına konumlandırıp kendisini/benliğini oradan duyumsayabilmesini takdir ederim. şimdi dasein'inize dışarıdan eşlik edecek olursam, çok irdelemiş olan kişilerin irdelemiş oldukları sonucunu veya üzülmek sonucunun epistemolojisini deklare edenin çok da irdelemiş olmaması kendinize dair farkındalığın mesirelerinde görmenizi umduğum/arzuladığım önemli bir peyzajdır. siz de duyumsayın ve tadını çıkartın.

fırat bir -tekrar ediyorum- piktogramdır, çok yönlü açıklamaya tabi bir piktogramdır.

bunu da açmak istiyorum. sayın börülce ya da muhterem ceviz kabuğu, bakınız. bakınız ve gibby jibby cins marka kremin keyfine tanık olunuz.

özne nesne ilişkisi çoğu zaman bilindiği seyirde; öznenin nesneyi konumlandırması ile değil de nesnenin özneyi güdülemesi yolu ile yani bir eylemsel mutlağa koşullaması sonucu ile de -nesne özneyi etkiliyor- olabilir. yani, nesnelerin bizi konumlandırdığı bir özgürlük yanılgısı içinde hareket ediyor olabiliriz. ki fırat işte tam da bu noktada bi piktogramdır. bir nesne olarak piktogramlar; tuvalet kapısının üzerindeki ayakta işeyen bir insan resmi ile tuvaletin o bölümünün erkekler için olduğunu işaret etmesi örneğindeki gibi özneyi yönlendirir. şimdi ne diyorduk...evet bu minvalde fırat ayakta işeyen insan silüetidir. fırat iyidir, hoştur; işer, iyi işer...buna şüphe yok, allahı var.

ve fıratın varlığı, kipi ile alakalı bir kendini değillemeyi içeremez. evet, içeremez. fakat burada fırat başka bir cümleye eklemliyor kendi piktogramını, hiyeratik yazı gibi adam valla, tebrik ediyorum kendisini. ve zannediyorum ki sinik bir şekilde demiyor ki her farklının ilanihaye farka oynaması bla bla diye...farklı olan birey zaten genel ile ilişkisi itibariyle, genelden sahip olunan bir bakış açısıyla konumlanmış bir fasılaya vasıl olandır. kendini murakebeye sokmayan ve bililtizam farklı olduğu şeye veya kendi ile arasında farkı olduğu genele yakın sair kişilere oynayarak yarattığı fark-ı vaziyet işte o dekadans, oradaki nüans ne acıdır, diyor. demiyorsa da ben öyle anlıyorum.

sıra sizde bölümü
"bu arada yazmadan önce kafamda bambaşka şeyler vardı. niye böyle oldu da darıldık bilmiyorum." yukarıdaki parçaya göre siz de bu cümleyi yorumlayınız ve arkadaşlarınızla tartışınız.

Wereyda dedi ki...

'kendisine göre diğer olan' hadisesi zaten üzerine eğilinmesi elzem bir konu. bu bir yana; fason, basit, gudik deyu tesmiye edilen aslında "yahu zaten sen ve o farklısınız, e daha ne kastırırsın daha da farklılaşmak için" 'kaçak kat algısı'nın çıkılması ve burada bir {(iterasyon)} yaratılmasına ek; derinleşeyim, ekstremum'da mevzileneyim, en bir başka ben olayım, öyle-bir-insan-olayım-ki-resmen-farklı-olayım-yahu! sinizminin sasılığı ve montaj kimlik'le flört etmeye yakınsayan kişinin bu lezzetsizliği kendi içinde kıtırlaştırmak üzre planlayıcı, yorumlayıcı bir kaşif özneleştirmesi yaratmasıdır denebilir. duru bir seloteyp: ben, ben'den daha bir uzak ben yaratarak ben hariç olanları bana daha ıraksayayım ancak bunu da 'pozisyon' olarak albenili bir metrizme içkin olmakla sağlayayım. hah, buna gülüyom ben.

hamurunda niteliksiz bir içreklik varsa, gör!'ü kör bir filtrelemenin akabinde uzamını atlar eşekler kovalayası bir kımıllıkla ön-yargılandırıp, ona göre biçtiğin payeye içkin bir ad hominem'le -dekonstrüktif kısmı bu oluyor- yumuşatıyorsan göğüste, olmuyor. oldurulamıyor bittabi.

serdümen'im gör!'ü okumak dışında onu süzebilen, tanen'ine değin ondan faydalanabilen enfes dizaynı
ile, ehehe piktogram şeysiyle biraz da kabaetimle gökyüzü arası mesafeyi azaltarak, açıklamış zaten. ha öyle izaha lehimli çokaçılımlı aforizma kabilinden bir cümle değildi ama sağlam fırtına estirdi. teşekkürler ve teşekkürler.

serdümen kuzu dedi ki...

baktığım şey karışık geldiğinde farklı bir şey ile açıklamak her zaman daha iyi olmuştur. görmeyen gözlere melhem gibidir. valla bak. ha bu arada biri(leri)ne ithafen yazmadım bunları, alınma olmasın. ne olsun? beyin jimnastiği olsun.

şimdi "dilerseniz" konuyu popüler kültür üzerinden kısa kısa, hızlı hızlı açalım. alt kültür ve karşıt kültürü de harmanlayalım, farklının farkına varabilecek olanları e'y'lendirelim. toplum ve kültür çoğu zaman birbiri yerine kullanılabilen kelimelerdir, kavramlardır. bu yapılar etkileşimde dönüşlülerdir yani birbirlerini etkileyerek yaşam alanlarını da bu etkileşimden sağaltan yapılardır. popüler kültürü genel, aykırı kültürü de farklı olarak mimleyelim. (hızlı gidiyorum)şimdi bu yapılar içerisinde popüler, aykırı veya karşıt da olsanız popüler kültüre doğrudan veya zımnen iştirak edersiniz; bu doğaldır. popüler kültürün yaşam alanından münezzeh bir alan bulamazsınız. bulsanız da dışarıdan olanın içeriye etkimesi oldukça sınırlı olacağı için fayda veya çıkar elde etmeniz aksine oranlar sınırlı veya görece az olur.

şimdi ayrık olanın popülere dahil olmasında farklı olma konusundaki nüans; iştirakin yani popüler olanı etkileyişin nasıl oluşudur, ortaya koyduğunuzun biçemidir.

"çıkarsız edim olmaz." nedir şimdi bu abi? şeydir abi bak; çıkardan ayrı tutcağın hiçbir eylemin olamaz. "hasbi" düşünce yani sanat sanat içindir gibi abuk, havada duran bir sistem tahayyül edemezsin. cemil meriç üstad ne de güzel söylemiş abi. ama farka oynayan adamın çıkarı farkın içeriğinden değil şeklindendir. sui misalin emsal olmayacağı ve dahası oldurulmaya çalışılması ise farklı olan sair kişinin popülere iştirakinde; değil özünden, kabasından dahi bihaber olana neşredilmeye çalışılan bir farkta ortaya çıkacaktır, göremeyen gözler de dilerim ki ahir bir zamana kalmadan mühürlerinden kurtulacaktır.

farkın ortaya çıktığı anlarda farklı olmaya oynandığı mandalı da farkın ortaya çıkması sonucundan elde, araba devrildikten sonra yol gösterme benzeri bir "olmuş"tan çıkarsanabiliyor(abi seni anlamıyorlar zaten ne o kelimeler falan? -konuşmadan anlamadıklarını nereden bilem ve dahası anlayamacayak olmaları önkabulüyle hangi mağarada inzivaya çekilem?) ve dışarıdan içeriye etkime mevzuuna benzer şekilde değerlendirilebiliyor. fakat yine de farkın ortaya çıkışında içeriğe ayamayıp şekle takılanların da içeriğe ayabilenlere gösterilecek sufli bir temayülün, bir ifsatın portresini oluşturduklarına veya ayabilenlere köstek olamayacaklarına inanıyorum, inanmak istiyorum. bildiklerini her sabah ant gibi, marş gibi temrin etmeye alışmış bünyelerin de marjinal bir durum ile karşılaştıklarında bozulmalarını, teklemelerini aslında pek de garip karşılamıyorum. genelde gülüyorum ve geçiyorum.

hemmen özetleyeyim. farklı olma sevdası vardır eyvallah fakat her farka bu sevdayı yapıştırmak da künt bir zekaya mahsustur. ama yadırgamıyorum da, karşısındakini anlama, analiz kabiliyeti kendisine benzemeyeni etiketleme kültürüne referanslı olan bir yığından da başka bir şey beklemek anlamsız olurdu zaten.

tekrar ediyim birisine cevaben değildir, alınma, kaşınma, kapıştılar, ayar verdi şeysi olmasın. bu kadar yazdıktan sonra da bunları hala belirtmek zorunda olmam iletişim denen nanenin iletişmeye bi sik katmadığının izahı olsun. "...ama yanlış anlaşılmasın pkk haklıdır demiyorum" tipi saf belirteci olarak dingildesin.

Wereyda dedi ki...

karakter'in simulakr balyaları arasından ancaveanca 'sentrik' olarak açıklanabildiği günümüz kültür (ve toplum) arenasında popüler'e meyletmese de popüler'den kopamayacağı somut gerçeğiyle yüzleşmesi sonrası son halini "gri" olarak gören biri olarak, o siyah'ın bana lazım olduğunun farkındayım üstadım. ne güzel demişsin, o ergüder yoldaş misali inzivalara ya da uzlet'lere prim vererek de olsa kendim dediğim ile özaltkümesi olduğum arasına bir bariyer yerleştirmem ve membranımda, kalanımda, talanımda filizlenmem gerek. karanlıkta yetişen çiçekler gibi, heheh.

popüler'den kaçılmıyor, underground'ın kadidi çıktı, muhakkak bir mecra aranacaksa o mecrayı biraz da 'yakaza' durumdayken yaşamakta olduğum ekstazın da etkisiyle: "ulan benim halim vaktim yerinde be!" diyerek gidermeye çalışıyorum. tereddütlü tedirginlikte vücuda gelen o *en azından ne halde olduğunu bilme* sabitini seviyor ve denklemlerimde de kullanıyorum. tözü; güncellenme arsızı tavırlarını ve o son derece dumanlı güvenilir dağlarını bir anda marjinal'in, kendiliğindenlik taşıyan makyajsız davranış örüntülerinin ve bilhassa "doğal" dediğimiz ama asla doğal yollardan temin edil-e-meyen total'in karşısında bir çırpıda kaybeden ayran gönüllü(lük)lerin kıyıma uğramış "yeniden denemeye korkuyorum"larında aramalı. aynalı kemer ince bele olmuyo, boşa koysam dolmuyo, doluya koysam almıyo be serdümen, bak: enjekte edildiğimiz toplum denen posa, zehrini panzehir'ini önceden tetikte tutarak püskürtüyor ve sonra ben de, benimle "aynı" ve/veya "benzer" olanlara karşı dahi negatif önyargılar kazanıyorum. sen kalkıp, "farklı olma sevdası vardır eyvallah fakat her farka bu sevdayı yapıştırmak da künt bir zekaya mahsustur." dedikten sonra konuya "yahu bırak, yapıştırılacak bir zemin arayan post-it gitsin de kendisine bir duvar bulur hiç yoksa, bırak belki o da bir şey olur" gidi god: mode on grandiyözlerde kendime kızma nedenleri yaratabiliyorum. neysem, o'ydum; neysek, o olacağız hakeza ve aslında ifrada demirleyen yanlarımız da zaman zaman çıkıp bir sahilde turlayacak. olacak bunlar yani, kaçış yok.

şimdi aynen eklemek gerekiyor: bunlar sunum, bunlar yalnızca brainstrom misali zaman öldürmece. ve sele zevkli geldi, eyvallah.