Çarşamba, Aralık 31, 2008

Bere.. Kahve.. Ben..

"kaç kere yalnız, ama kaç kere yalnız, gene kaç kere insan olmalarımla."
Edip Cansever

Yakınlıklar.. Saçlarımda müsrif bir kabarma başladıktan ertesi. Birkaç parçaya tutuluyorum. Sanırım içmişim ve yıldızlara dokunmaya başlıyorum. Baş ve işaret parmaklarımı doğru biçimde birleştirip, penceredeki ay'ı hapsediyorum. Of, bok varmış gibi yakınlaşıyoruz. Bira şişesi ve ben. Üzerinde durduğum kıytırık halıyı çekiyor muzip zaman. Karanlık, ılıtılmış bir serinlik ve dizlerimdeki kaşıntı. Dikdörtgen bir alana mahkûm edilmiş şu yalnız bahçe, çekirdek kabukları ve sokak lambası. Pencerem, içime doğru genişleyen bir özlemek yorgunluğu. Aramalar: hangimiz aramayız? Cevapsız çağrılara dönüşüyor sonra nedensiz, ritmi bozuk bir ayrılığı uzun uzadıya yaşatan piyano soloları ve ben kendimin kölesi, kölemin efendisiyim. Market poşetlerini çöp poşedine çeviren şu algoritma, şu ideoloji bilmez taraflarımız. Müziği aç, bırak kolonlardan kan fışkırsın ve sen, kurduğun bir iki dibi tutmuş cümleyle mutluluğa paye biç. Bir anlam kat hep olanlara. Yahu hep şu bakmalar, hep bu beklemeler, hep bi' böyle hareketlisiniz bakıyorum da sevgili Fırat. Kettle su ısıtırken, ses kaydı yapıyorsun. Yaşayan bir şeyler kaldı mı diye oda arkadaşına dinletiyorsun: "Abi bir şey duyuyor musun?" "Hayır." "Hm, desene, neyse.."
Yakınlıklar uzakları öğretir ya sonra, ân gelir deden ölür, strung out bir gebeşi Ege'nin karanlık sularına küfrederek uğurlamak istemenin hastalıklı kırgınlığı -yoluma çıkan her köpeğe tekme atıyorum. Ne o saat geç mi oldu? çok geç olacak yarın.yarın çok geç olacak.çok geç olacak yarın.

Mutluluklar.. Senin ekose gözlerin ve granit ellerin var. Fazladan anlam kattığım fotoğraflarında bir ters lâle yanılgısı her zaman aportta, cildimde bir günizi, bir şehlâlık. Kıskançlığım, umuşlarım, hatalarım: Ben çok yalan attım, diyorum Botsvana'lı güzele. "Ben çok yalan attım." Odadaki sentetik hayalet, hiç anlamıyor depozitolu gecelerden ve sürekli bir keşmekeşe çağıyıror: çok geç olacak yarın.yarın çok geç olacak.çok geç olacak yarın. Annemi özlemekle cezalandırılıyorum. Şuradan şurası oysa. Ben İstanbul'dayken Muğla'da kalan bir yanım var. Ben Muğla'ya gelirken, Muğla'ya gelmeyen bir yanım var. Yanlarım ağrıyor dışarıda ağarırken gün, çok geç yatmışım çünkü çok geç olacak yarın.yarın çok geç olacak.çok geç olacak yarın. Tutamayacağım sözler verdim ben diyorum Brezilya'lı, katolik ve ayrıca albino olan Dj'e. "Tutamayacağım sözler verdim ben." Odadaki havalandırma sistemi, vasistastan ve ellerimden oluşuyor. Dumandan birbirimizi görmüyoruz ben ve bitmekteki sigara. Bundan en fazla sigara memnun. Kendisini, kanser olacağıma dair ikna ettim. Çünkü, sizler, hatırlarsınız ki ben tutamayacağım sözler vermiştim ve sözlerim de siz de kalsın istemiştim.
Hhhah, yahu koluma girmiştiniz ve Tünel'e doğru yürüyorduk. Bana gülüşlerinizi, en yakın zamanda benden nefret edeceğiniz garantisini vermiştiniz. JukeBox'da Petek Dinçöz'den sonra gelen Pink Floyd'u tercih edemeyişimiz yüzünden oluyordu bunlar. Bunlar olacaktı. Hatırlayın babaannem emekli aylığını almıştı ve elbette yanına gitmiştim. Bana verdiği para, sizinle ilişkimizi ayakta tutacaktı. Babaannem ölürse ne bok yerim biliyor muydum? Yahu dur, asıl siz ne bok yediğinizi biliyor muydunuz? Bana sevdiğiniz filmleri izlettiniz ve en sevdiğiniz yalnızlıkları anlattınız. Sonra birbirimize kitaplardaki gibi aşklar yaşayacağımıza, birbirimizi hep seveceğimize dair fabller anlattık. İçimizdeki dazlak keşiş, bir ördek oldu ve bağırdı sonra.. Karşı kıyıdan kimseler duyamadı.

Beklentiler.. Tavla oynuyorduk hatırlarsın. Karşımızda dünyanın en çok bira içen insanı vardı. Nirvana'ya erişmiştik. Karşımızdaki ve biz, yani Nirvana, dün gece için sevgilisinden z raporu bekleyen SmsAdam'ına dönüşemeyişim yani, erişilebilen bir şey değil- kıtasahanlığımızda bir fizikî harita ve reflü olan bir ayyaş kedi vardı. Vesvese yahu bunlar, dedi Sefaköy'de çiğköfte yiyebiliyor oluşumuzun müsebbibi. "Vesvese bunlar." Seni bulduğum yeri bulamıyorum şimdi ve otobüsleri sevmiyorum. Ben otobüslerden kimselere bakmıyorum. Cam kenarlarına hep bir forklift koyuyorlar ve her mola yerinden birkaç km geri atıyorlar beni. Vardığımda aslında, hiç gitmemiş oluyorum. Yani aşağı yukarı bir korku filminde, üzerinde kasten parmakizi bırakılmış paslı bıçağım. Köreltilemiyorum ve beni bileyleyenler, hepi topu biraz gaza gelmişlerdi. Gaza gelmiştin. Ben telefon numaranı unutamıyorken, seni telefonunu unutabiliyordun mesela. Eee, böyle başlamıştık. Birkaç serseriyi seven ben, bir tek serseriyi sevemeyen sen. Hey! Şimdi bugün ağlama. Tarih kitapları yazmıyor aşk savaşlarını ve biliyorum ki çok geç olacak yarın.yarın çok geç olacak.çok geç olacak yarın. Elimizde birkaç öpmek, birkaç gitmek kaldı. Sınıfta kaldık. İstemezdim: isterler.. Duydum ki Greenwich'te saat yokmuş. Halâ bana, "Bu saatte ayakta ne işin var?" demiyor musun bi' de, hani aramızdaki emek-değer teorisi.. Ben onun ta ontolojisine.. Çünkü ben hep ayaktayım. Akustik bir gitar çalıyor, keman konçertosu sonrası vuruyorum metrodan aşağıya ve çokbiralıevlere azparalı geri dönüyorum. Ben hep ayaktayım, hatırlasana; aklımın Sean Paul kısmı ve ellerimin Ertuğrul Sağlam yanıyla ben, hep ve her daim ayaktayım. Karatahtanın önünde, horned hand ile gülümsüyorum öğretmenime: "Merhaba, bugünkü konumuz sanırım sizsiniz!".. -Seni unutmaya çalışmakla cezalandırılıyorum.

Uzaklıklar.. Saçlarımla anılmaya başladığım bir zaman. Artık şiirden, şarkıdan, filmden, kitaptan bir alıntı olmadan yaşadığım bir elma yemelik zaman aralığı. Yağmur yağarken ağlayarak sarılıp, omzumdaki mayınları kontrol ettiğiniz gecelerde küstüm size. Dargındık, dargınlığımız sudan atom çalmaya çalışıyordu. Canavarlaştığınız zamanlar oldu. Kör canavarlara dönüştüğünüz rüzgârlar geçti. Siz geçmediniz, vazgeçemediniz kendinizden. Ruhuna bir kaktüs değse kanıyordunuz ama beni bir toplama kampına gamalı haç dövmesi ile göndermeyi biliyordunuz. Hitler bile Eva Braun'u sevdi; siz beni sevemediniz. Çünkü sevgilerinizin pazusu, içi çiçekli bir bakkal çakmağının gazını eşitlemekten öteye erdiremiyordu hakikâtini: Beni yine masaya koyuyordunuz ve hayır-hayır kızmıyorum ki haklıydınız. Çünkü ben size vaatlerimi, eften püften bir karanfil takarak sol yakama, sırası ve hakettiğiniz değerle sunuyordum. Ben, dedim aynadaki alkol eriyiğine, paspal bir dilenciye dönüp nanik yaptım, "ben unuttuğumu söylerken çok terso yakalandım". Yahu beni dostlarınızla, arkadaşlarınızla; ütülü pantolonlarınızla ve makyajdan görünmeyen yüzlerinizle tanıştırdığınız o gün.. her şey bir muammaya doğru akıyordu yarım yarım ve artık biliyordunuz ki çok geç olacak yarın.yarın çok geç olacak.çok geç olacak yarın. Mizampajlarınız, galalarınız, altın günleriniz ve 'beni sakın bırakma!'larınızı nereye saklayacaksınız? İnsan bırakma diyecekse, tutmamalı. İriyarı yalanlarınız tuttu beni, yalanlarınız ve su tabancalarınıza koyduğunuz mermiler.. Her şey istediğiniz gibi: kurgukurgukurgu ve: Guguklu saatleriniz nezle olmasın e mi? E.

Mutsuzluklar.. Ataşlarınız, ayraçlarınız, andaçlarınız, arkadaşlarınız. Defterlerinizi kapladığınız kutsal metinler yırtıldı sonra. Yani benimkilerin yırtılışından hemen sonra. Birkaç ay. Birkaç sene. Ben vapurlardan, feribotlardan, metrolardan, dolmuşlardan kimselere bakmıyorum. Baş ve işaret parmaklarımı kestiniz. Penceredeki ay'ı ve boğazımdaki kahkahayı kefil gösterdiniz. İçtiğim biradaki su yılanlarım, nasılsınız? Of, bok varmış gibi yakınlaştık. Ben ve bira şişesi yani. Tom Waits ve Edip Cansever yani. Ben ve sizin suuyn altında kal-a-mayan kısmınız. Cahil cesaretiniz ve Darwin.. sanırım bir şeyi kanıtlamaya çalışıyordunuz.
Yahu suratsızlık ile yüzsüzlük ne kadar aynı ve ne kadar farklı.. kafka okumalarınız, dylan sevmeleriniz, tool tahammülsüzlüğünüz ve "bende önemlisin!"leriniz. Yabani otları tutuşturup çıkamadığınız bir gece ormanında İlhan İrem'le karşılaşacağınız zaman için dua eden bir ben.. Ben hani, benden bıraktığınız, benden damıttığınız: Ben yahu, yoksa hatırlayamadınız mı, beraber üşümek ve oto teybi çalmaya yemin ettiğiniz ben hani, şeyyy, ruh hastası ben, sorumsuz, siz şu her şeyi mükemmel bir şekilde yapanların pek sevemediği ben, siz ki her şeyi kusursuz olanlar, sizler ki sevdim mi tam sevenler, sizler ki ayaktırnağından saçdiplerine değin her şeyleri plânlı olan güzelim sizler, sizler ki yatırım araçlarını amaçları edenler ve sizler ki beni hiçbir zaman sevmeyecek olanlar.. Naber? -Size katlanmakla cezalandırılıyorum.

Alay etmeler.. Bu yıl sevdiklerimi, gelecek yıl da seveceğim ben. Ellerinizdeki mısır patlaklarınızı temizleyin ve gidin. Ben böyleyim, ben böyleyim ve evet ben böyleyim. Hepsi mükemmel yahu, dedim, gökyüzünden sakallarını sarkıtan'a: "Hepsi mükemmel!". Kızdınıııız, hahah, gerildiniz. Yo yo, kızmayın ve gerilmeyin. Beni alın, masaya yatırın ve gövdemi yarın. Biliyorsunuz ki yarın çok geç olacak.çok geç olacak yarın. Zaman kaybetmeyin, para kaybetmeyin, itibarınız ve yarattığınız imaj zarar görmesin. Ölçülü, sakin, cool ve son derece mükemmel kalmaya devam edin. Bunları yapın yoksa iki tutam saçım öbür tarafta bile yakanızdadır. Bunları yapın çünkü umarsız serseriliğim ecelinizde bile sinirlerinizi darp edecektir. Kendinize tapın çünkü kendiniz sizi günden güne yiyecektir. -Bana katlanmanıza şahit olmakla cezalandırılıyorum.

Gitmeler.. görüşürüz umarım, dedim, okuduklarınızı yazan parmaklara. "Görüşürüz umarım." Çünkü çok geç olacak yarın. -Bunları yazmakla cezalandırılıyorum.

4 yorum:

lobelia dedi ki...

uzun olduğunu görüp de okumaktan vazcayanlar, 00.00'da kırmızı don giymecelere münasip olsunlar.

Müslüm Gürseks dedi ki...

wereyda sabetayisttir, blogu yahudilere sattı.

Siya Siya dedi ki...

En okunası fıratın -de hali..

kafeini alınmış tanrıça dedi ki...

Görünen o ki,tesadüfi olarak imlecin ucunun değmesi, zamana yenilmeyen ve zamanla birlikte işleyen bir sen'i okumama fırsat vermiş.

Hayat, acayip.