Cuma, Kasım 14, 2008

Love me, Love me, Love me..

İçine 'ben'cillik kaçmış aşkın. Seni seviyorum derken, I Love You derken.. Önce kendisine dönüyor insan, kendisinden çalıyor. Özlemek bile öz'e dönmekle ilgili, önce ben, sonra sen. İşine gelirse seviyorum seni.

David Bowie 30 sene evvel söylemiş bunun böyle olduğunu. Lord Byron, sanat anlayışını beğenmemek üzerine kurguladığını söylerken yine o çok yüce olduğuna kanaat getirdiği ego'suna, benliğine, bencilliğine, narsizmine yapmamış mı aslında göndermeyi.. Göndermiş de kim anlamış, göndermiş de kendisi anlamış mı?

Eğer kendimden zamanım kalırsa seni dinlerim. Hele bi' benim acılarım, sıkıntılarım bitsin, ben sana dönerim. Şu yemek pişsin, doyurayım karnımı, seninkini düşünürüm. Ben bi' öleyim, sonra seni yanıma alırım.

Rüzgâr bu.. Vahşet, bir insanlık belgeseli. Empati, kırık bir palavra ve güncellenen her iyi niyet aslında kocaman bir zırva. Uçak düştü, karakutu kırıldı. Karakutunun turuncusu, ığıl ığıl kırmızıya aktı. Aidiyet ve tabiyet.. Bağlılık yemini, Hipokrat yemini, Asker yemini. Yemin ederim tutulamayacak yeminler ediyoruz günbegün.. ve bizden geriye, gururumuz kalmıyor.

1 yorum:

Yücel Akkoç dedi ki...

abi bu aralar işten güçten bahsediyorum kafa oraya çekiyor :) , neyse bahsediyorum uzatmayayım.

dün benim müdür empatiden bahsetti.

"sakın ha fırça değil bu söylediklerim nasihat olarak söylüyorum, çalıştığınız yeri sahiplenmezseniz, kendi iş yeriniz gibi çalışmaz gönülsüz, isteksiz, rutin bir iş gibi görürseniz o işi layıkıyla yapamazsınız. ben istemez miyim zam almanızı. biraz empati lütfen. anlıyorsun değil mi anlatmak istediğimi? siz işinizi düzgün yapın ki maaşınıza da zam alabilesiniz. anlıyorsun di mi?"

"anlıyorum. çok iyi anlıyorum."

o an anlıyor insan üç kuruşa karşılık nelerin denk düştüğünü, empati denen tek yönlü erdem biletini, köle ahlakını, kurduğu denklemin den(k)siziğini. 3-5 liralık empatim kaldı çok değil, yarın öbür gün son.