Perşembe, Kasım 27, 2008

Killing All The Flies..


Soida'ya,

Sinek kadarız. Öfke kontrolünde başarısız küçük yavru sinekler.. bulduğumuz yeri ısırıyoruz. Kanla dolan vücutlarımız kızarıyor ve daha sonra bir köşede inzivaya çekiliyorlar. Mehk rengi psikolog koltuklarından dünyaya sataşıyoruz. Zaten bir tek biz varız ve bizim dışımızda kalan her şey anlamsız, naylon. Hani bizim gücümüz yetmezdi ya, kırıp köşedeki eczane vitrinini de mitokondriler çalardık ama yetmezdi yorgunluğumuza ve hani suluboya takımlarımızı kırmıştık ve salt kederdik tarifsiz ağlıyorduk aldırmıyorduk: Çok başka iklimlere, çok başka ülkelere giden sevdiklerimiz için biriktiriyorduk odaya sinen toz yığını bedbinliği ve dayayıp kafamızı cam pervazına, kaldırıp sonra tavana doğru kilometrelerce düşünüyorduk ve infılâk ediyordu gökyüzünde ay..

Oysa, oysa şimdi kalkıp palas pandıras Kasım'dan Aralık'a girmek var. Bir aralık zaman. Bir aralık duman. Fakat biz, tahrip gücü yüksek bir arınım gayesiyle oturmuştuk masaya. Yemek listesine baktığımızda midemiz kalkmıştı. Bir maden ocağına yetecek kadar grizu stoku ve pimi çekilmiş bir saatli bomba. Hani senin çalışma masana koyduğun ve her sabah saçlarını yaptıktan sonra gözucuyla baktığın.. Neyse işte, mantığımızın başından aşağıya geçirdiğimiz bilardo masası, o bilardo masasının bayat ekmek yeşili çuhası.. Ve evet: Pike çekmek serbest ve canicedir!

Zalimliktir keyfekeder sayıklamalar. Dedim ya, şimdi bir şarkıdan kalkıp, bir başka şarkıya adımlamak var. Ne yazık ki, kırmızıdan maviye dönüşen hiçbir şey, renk olamıyor insana (suluboya takımlarımız?) ve dedim ya sinek kadarız tüm vızıltısı kendi kulağında apse apse toplanmış,
sanırım en çok da o koyuyor insana.

2 yorum:

Yücel Akkoç dedi ki...

soida benim, hayır benim, benim... ahahaha iki çift laf edecez bi dakika be gülüm.(sermest)

(şarkı; bu kelimeyi de yediremem kendime, bir türlü o dinlediğim şeylere hasredemem, pop'üler bi havası var ondan sanırım.) genelde dinlediğim şarkıyı tek olarak değil de varsa albümünün içinde kendi sırası gelinceye kadar bekleterek bir yekundan taraz taraz toplar, tırıs tırıs bir yol sürer ve biraz da onu icra eden kişiyi anlamaya, albümü bir bütün olarak görmeye çalışırım. geçici anlık durumlarda oluşan parçaların toplamına çizgi çekip, bütününü duyumsar ve benlik olarak tecrübe ederiz ya da adlandırırız ya. heh öyle işte. o akışı yaşamak, o akış içinde olmak güzel. şu son günler sevgili wereyda; şu son günlerde yolladığın şarkıları da başka bir bütüne destarlıyorum, seni anlamaya çalışıyorum. anlamıyorum.

soida dedi ki...

çok sonraları bi gün, çok soğuk günlerin kucağında,telefonlar çalıyor, kapılar vuruluyordu evin birinde.
hiç gidemediğimiz ama sürekli sözünü ettiğimiz yerlerde sabahlıyorduk o sıralar biz ve ısırıklarına serzenişte bulunurken sineklerin, kontrol dışı uykulara dalıyorduk..
evler boştu o vakit.
ne yazık..
gün oluyor devran dönüyor, tüm senetleri yakılıyordu gençliğimin.
alınıyordu elimden sorumsuzluğum..
şuursuz sokaklarında kentin, kulağımda aynı yüksek melodi, cami duvarındaki lekeler kadar ömrüm,
ne yazık
sinek kadarız..