Cumartesi, Kasım 15, 2008

'How did you make me go this far?'

Biraz büyü. Bırak bu yazmakla hayatı yaşanır kılma uğraşını. Hayatını modelle, hayatını düzleştir. Şarkılar zevksizleşince -ki sen zevksizleştirirsin- bırak işte, uzatma. Okuma kitap filan, ölmezsin. Film seyretme ve kimseye önerilerde bulunma. Azıcık kafayı boşaltmak için, yıkma bir düşüncesiz gibi değer verdiklerini. "Değer verirken cömert ol ama, değerlendirirken cimri ol" derlerse, veyahut ne derlerse desinler, takma. Dale Carnegie gibi olma, oldurma. Hayatın bir risalesi, denklemi, uzantısı yok. Carpe Diem'e de bel verme öyle. Ne şımar ne de şımart, düz ol. Kolay kolay paylaşma. Programla kendini, meşgul ol. Notlar tut, sakın okutma. Sev ancak belli etme. Özle ama hemen söyleme. Bekle ama bekleme yapma. İç ama kusma. Unut ama unutturma. Baştacı etme, başına çıkartma. Seni önemseyenlerin beklentileriniyse sakın ola boşa çıkartma. Unuttun mu başkaları için yaşıyorsun ve buna sorumluluk bilinci deniyor, peeh, sen halen nerelerde kalmışsın. Dedim ya bir kurgu, bir yaratı, bir ürünsün. Şekillendirildiğin toplumda posasın, dışsallıksın. Çelişkilerle zaman kaybetme çünkü çelişirsin kendinle. Yönetici, dominant, tiran bir tavır takın ki kalabalık bir çevre edinebil. Çevren genişlerken yarıçapın durmadan azalırsa umursama, bu tip hezeyanların günümüz algısındaki karşılığının "en azından başıboş değilsin" sabitiyle dengelendiğinin farkında ol. Demem o, bir Sri Lanka atasözü gibi yaşa. Ha pardon, dediklerimi de dinlememen gerekiyordu ki söylemeyi unutmuşum. Yoksa birey olamazsın.

Al bir de buradan yak.

5 yorum:

Yücel Akkoç dedi ki...

ahahaha("söylemeden önce gülen insan" by ple) bugün, çalıştığım bara bir kız geldi neyse loş ortam, esrik bir hal/haller... öyle işte tam hatırlamıyorum, hafif matiz. sol üzerine konuştuk, ("üfff" by kaamos) ben kaybettim. ideoloji üzerine konuşabilseydik keşke, o zaman kazanabilirdim. tısısıs. artık sık sık konuşuyorum abi. yazmak dursun kenarda bi süreliğine. düzensizlik düzeni, kuralsızlık kuralı nevinden dikotomiler de kenarda dursun. önce bi ayılmam lazım. öpmijem tamam.

öylesine dedi ki...

varlık dergisinin kasım sayısındaki "türk öyküsünün kanonik öyküsü" adlı makaleyi okumanızı salık veriyorum.

ayrıca içimizdeki rimbaud'lar, sevgili derman iskender bey'in genç kalemlerden sehat ışık için yapmış olduğu yorum da kısa ve net. bir de öyküyü okuduktan sonra tekrar düşünün. daha bir manidar oluyor.

sonra bir de 12 kasım 2008 çarşamba tarihli uykusuz dergisinin 4. sahifesindeki bukowski mevzulu sarıkaya karikatürünü de muhabbetle tavsiye ederim.

eyvallah dersin olur biter. ki kafka bile dava da nasıl dalga geçmiş. öyle.

[aslında ben bu yazıyı çok beğendim. ama bazı mizaç özelliklerim habire dip not veriyor. durduramıyorum.]

dünya sandığımızdan da tuhaf. büyükler hele.

Yücel Akkoç dedi ki...

üst kat çalışanlarından birine, bu dergi ne üzerine dedim;

"hiçbir şey üzerine" dedi.

Zeytinyağlı Börülce ya da Muhterem Tenkitçi dedi ki...

Yarım saattir bu yazıyı okuyup beğendiğimi nasıl paketlesem, sarsam, yorum da kayda değer bir şey olsa diye debeleniyorum.Ama sanırım en iyisi dürüst olmak : Evet,çok beğendim!Riyaziyeye teğet geçen cümlelerin sosyolojik analizlerle birleştikten sonra ortaya uzun ama manidar anlamlar çıkarabilmesi daha da hoşuma gitti.
*Elimde değil, hergün tekrar okuyorum O_o

Wereyda dedi ki...

teşekkür ederim. blogumda yazdıklarımın çoğunu bir beğeniye sunma kaygısından arındırıyorum kendi içimde. genelde böyle ezelden yaralı ceylan mode on post'lar sevilesi, okşanası, üzülünesi geliyor okura. içine samimiyet katamadıklarımız cılklaşırken bizi de güldürüyorlar: Dram Güldürür de.

tekrar teşekkürler börülce sever tenkitçi. :)