Salı, Kasım 25, 2008

Çekmece Meleği..


'geç olacak yarın. yarın geç olacak. geç ola-
cak yarın. yarın geç olacak. geç olacak yarın. yarın geç olacak'


yüreğimde yanardağ kabloları ve ekşi karton dudak
garibaldi bir nehir akıyor öte kulemin yanından
yıkanıyor yeni küçük haz, elinde oyuncak sonbahar
bir lise var paramparça yüzümde
bütün öğrencileri tarihten ikmale kalmış

gidiyorum ben
bugüne kadar yaşanılanlardan ne artmışsa
alarak sessizce içime
aramayın, ve istemeyin beni
hiç öpmeyin artık ışığa pusu kurmuş alnımdan
bir kadın okşuyor saçlarımı tertemiz
terli kaşlarımda dolaştırıyor uzun parmaklarını
bir adam öksürüyor arkaodamda
bir karanlık bir başka karanlığa hırlıyor
radyoda dinleyici istekleri'nde biliyorum,
sevmediğim şarkılar çalacaklar

ve ben şehir dışında bir deniz kenarında yürüyor
olacağım
çocukluğumun her aşamasıyla karşılaşacağım orada
'kocaman olmuşsunuz'
hepsine sarılacağım teker teker
'bıyıkların çıkıyor'
ve ben şehir dışında bir deniz kenarında yürüyor
olacağım

bir kulis değildi benim yüreğim
her gece ayrı bir oyun için makyaj yapılan
kostüm değiştirilen, aynalar, aynalar ve sahne!
tiradın en etkileyici anında elektrikler mi kesilir
tek bir seyirci alkışlar ya kimi
en kuvvetli, en hüzünlü, en ürkütücü
olan o şak şak! göremeyeceğiniz bir köşede açan
sahte çiçek! saçlarım bir daha asla okşanmayacak!

ve yarın kentin yerinde senin yellerin esecek
yelelerine tutunacağım
dörtnala geçeceğiz mazgal bulvarlardan
kırmızı gözlü çocuklar
sevinçle ıslıklayacaklar, yaşlanacak yağmur usul usul,
eski bir dostu yolda görerek dokunmaktır ona
sürekli bir taraflarınızdan çıkartılan kömür,
ve yarın kentin yerinde senin yellerin esecek

bir başka replikle sona erer aşkın mum dolapları
çekmeceler meleği'ne danıştığınız isim
karmakarışık bir bilmecenin en keskin yanıtısın sen
bir şaire edilebilecek en çarpıcı hakarettir sesin
huyunda bir tür veda bukleleri
aralık ayında caz, adamı kanser eder

nesnenin taklidisin sen: ölçülü, soylu ve gizemli
hırçın sedef kenar süsleri var
suna ağzının karalamasında
bir ceylan düşer oraya
dönüşüp bir papağana süzülür sonra
bir gölgeyle sevişen puhunun pasparlak tüyleri
salınır yanaklarının serin ergenliğinde, kimsenin
bilemediği bir ağıt gibisin, kâğıt gibisin incecik
üstüne en güzel aşk şiirlerinin yazılacağı
yazılacağı yerde söylenen bir sırsın sen
asırlardan bana, benden sınırsızlığa,
biz seninle ağaçlara salıncak kurmak için yaratıldık
biz seninle acıdan elektroliz edilmiş iki saf elementiz
piyano başında geçerek kendilerinden atışması gibi
iki kör piyanistin, rutin ve titiz,
deniz feneri'nde oturup barfly'ı konuşmuştuk
birdy'yi hatırlıyor musun, ya da angel heart'ı
la luna'dan sözederken burnun kanamıştı senin
burnundan akan kan kardelen kokuyordu
burnundan akan kan kardelen kokuyordu

- sokak kedileri çiftliği kurmalıyız biz seninle
- birlikte gerilim romanları planlamalıyız
- cinayet taslakları (ama çizerek ama susarak)
- özgün törenlerle anmalıyız darağaçlarında
kuruyanları, sokaklarda vurulanları ve dağlarda
kahpece avlanılanları

çok uzak artık
çok uzak
çok uzak artık
çok uzak

- seninle beraber kurtaracağız rapunzel'i
- ilk kez uyandıracağız uyuyan güzel'i ilk biz
- kırmızı başlıklı kız için o kurtla dövüşeceğiz
- pamuk prenses'in cam tabutu başında en çok ağlayan

(bugün ağlama!)
iki cüceden biri sensin biri ben
- sabahlara kadar kızma birader de oynayacağız
- sen gitar çalacaksın ben söyleyeceğim sen çalacaksın

farklı bir düello bu
birbirinde birbirinde yaşatmak üzerine kurulu
farklı bir düello bu
birbirini birbirinde öldürmek kadar ulu

- çekmece meleği adımı yalan der
- çekmece meleği adımı yalan der

burnundan akan kan kardelen biçiminde kurumuştu
- çekmece meleği adımı yalan der
- çekmece meleği adımı yalan der


- izin verme o kırkıncı kapıyı açmalarına (kim)
buraya gelmelerine, bizi seyretmelerine (getto)
bu bir oyun değil, bu bir oyun değil
seyirci istemiyoruz
ziyaretçi kabul edilmez
(tüy tutku)
ziyaretçi kabul edilmez (tığ tutku)
- çekmece meleği adımı yalan der (his akrebi)
ve ben şehir dışında deniz kenarında yürüyor
olacağım
esir kampında 2. Dünya Savaşı'nda yakılan (pembe üçgen)
eşcinsel yeğenimi düşüneceğim uzun uzun (tül)
git ve sonsuz ilenmelere örtül ey erkek ömrüm

bir kalıtım kırlangıcı uçuyor teneke göğümde
koyduğum yerde bulamıyorum elimi
gözlerimden biri sırtıma geçmiş öteki, kabamda
köprücük kemiğimden fırlıyor bacaklarımdan biri
şekil değiştirerek uyum sağlayabiliyorum sana ve
senin korkunç hızına ancak
tek bir seyirci alkışlar ya kimi
en kuvvetli, en hüzünlü, en ürkütücü
olan o şak şak!

- çekmece meleği! çekmece meleği! neredesin?

utanç içinde gizlendiğim evde bir başıma öleceğim
açık kalmış çıplak ampul aydınlatmayacak ölümümü
polis örterken gözkapaklarımı (tül)
- annesine haber vermeyin, diyecek nedensiz
neden siz
üç beş görevli gizlice gömecek beni gece yarısı
çeyrek güzyıllık bir rum mezarlığına
etimi kemirmeye başlayan böcekler
senin o hakaretli sesinle konuşup gülüşecekler
beni aralarında
beni aralarında bir ekmek gibi bölüşecekler
topraktan çıkmak, çıkmak, çıkmak.. mümkün olmayacak
en kuvvetli, en hüzünlü, en ürkütücü
olan o şak şak!
yüreğimdeki şeytan tırnağını kopartan bir
trajedi bu!
ayrılırken, biliyorum, kan içinde kalacağız
her yanımız kesik kesik kesik ve parçalanmış
ve bir lise, yüzümde,
bütün öğrencileri tarihten ikmal sınavında
sorgusuz sualsiz senin tarafından tutuklanmış..çok geç
olacak yarın.yarın çok geç olacak. çok geç olacak yarın

3 yorum:

anna dedi ki...

neden be wereyda be.. neden be... neden?

Wereyda dedi ki...

çünkü.

soida dedi ki...

''Sevgi, hiçbir vakit doğru dürüst iyileşmeyen yaralar açar insanda, çünkü her zaman kendisine pislik eşlik eder. Sevgi ve pisliği birbirinden ayıracak olan da yalnızca sevgilinin iradesidir.
....
ne var ki böyle çaresiz bir kimse henüz sevgide kendi iradesinden yararlanamaz, dolayısıyla pisliğe bulanır. Henüz olgunluğa kavuşamamışlığın bozgununa uğrar, onun bir kurbanı olur. Bu da ciddi ölçüde zarar verir kişiye. Bir insanın yüzündeki acı ve soğuk çizgiler, çokluk bir oğlanın çehresinde zamanında uğradığı bozgunun donup kalmasından başka şey değildir.''

Franz Kafka.
kış aylarında caz..