Çarşamba, Kasım 12, 2008

Ankara..

Soğuk, otarşik, içine dönük, kendi kuralları ve kendi tarzı olan bir yer gibi geldi bana Ankara.. Önce, "Yahu Bakırköy kadar yer burası!" dedim, sonra "Yahu ne uyuz bir yer!"e dönüştü o beyan, en sonunda da "Artık gidelim!" oldu verdiğim tepki. Bol ünlemli cümleler kurmama sebep şu Ankara'yı sevemedim. Anıtkabir'i, Aşti'yi, Kızılay'ı, İncesu'yu, Dost Kitabevi'ni, ağzımın tadını kaçıran dönerini, eylemlerini, mitinglerini, yürüyüşlerini, sloganlarını, polislerini, metrosunu, üzerinde "Ego" yazan metro kartlarını, barlarını, özellikle de By Pass'ı filan anımsıyorum şu an. Oysa daha çok yeni; hayatımdan bir haftasonu çalan şu şehre ziyaretimin üzerinden birkaç gün geçti sadece.

Taşına baktım, onu da sevmedim. Bir kere insanlar çığ gibi geliyorlar üzerinize, trafiği İstanbul'la yarışıyor, eskimiş toplu taşıma araçlarının hüznü sarıyor sizi belki ama yine de Ankara'da bir şeyler hep yarımmış gibi geliyor. Öyle geldi yani: Gri binalar, gri ilişkiler, buram buram diplomasi, buram buram bürokrasi Ankara. Sanki herkes içcebinde beş kilo inziva taşıyor.

3 yorum:

öylesine dedi ki...

ankara öyle bir kent ki, yerleşmeyeceğinizi anladıysa, sizi hırpalıyor. hem de öyle bir hırpalıyor ki. hızlı tren kazası falan. sonra derin şarkılar da yazılmış hakkında en az istanbul kadar.

ankara bir durak değil. olamadığı için, içindekileri çok zor kabul ediyor. kabul edilenler yılmaz erdoğan misali bir babaanne gibi seviyor burayı. diğerleri ise kabul edilmemenin sızısını istanbul'a dönerek hafifletiyor. bence yahya kemal ve muadilleri kendini kandırmakla kalsın. bu şehir hiç yüz vermiyor insana.

ne yaman bozkır ama. rüyalarıma henüz girmiş değil. neden ankara. neden timur ve neden fetret devri. bu şehrin yenilgi tarihi bir yenilgi günlüğü gibi insanı eziyor. ve haydarpaşadan eskişehire giden tirenler var bir de.

öylesine işte. uzak çok. uzak. hem kaçılası da değil aslında. insan yenilgileri ve muntazam ilkelliği ile eğlenebilir bu şehirde. bir de çok az ara sokak var burada ya.

nitratex dedi ki...

gayet Güzel anlatmışsın üstad. ankaralı'yım demek gelmiyor içimden ama lanet olasıca ankaralı biriyim işte. hep yarım, hep tekdüze, hep monoton bir sehir. 21 yılımı gecirdim gecirmesine de kararımı ancak verebildim. istanbul'a tasınacagım.

Wereyda dedi ki...

Blogunda yazdıklarına da, buradaki yorumuna da teşekkür ederim Nitratex. Yalnız yazmak hususunda, hele blog konseptinde yazma hususunda oldukça gerilerde biri olduğumu bildiğim için, içten bir şekilde kabul edemiyorum dediklerini.

Ankara'ya gelirsem;
gittim, gördüm ve dediğim gibi sevemedim. Bana göre değil, olamaz gibi geldi üstelik.