Cumartesi, Ağustos 09, 2008

Uzak..

Başkalarından uzaklaşmanın, o geçici olduğunu bildiğin kısa süreli lezzetli yabancılaşmanın en güzel tarafı kendine yakınlaşman.. Aklını kaçtığın yerde bırakmıyorsan, firarın birkaç cm'i geçemiyor, hele kafan aşure kazanı gibiyse daha da bir zor onu bırakamadan "özgürleşiyorum" havalarına girmek.. Orman, deniz, kum, hamak değil insanı düşünmeye sevkeden, sessizlik, ama en koyusundan, en fazla zorlayanından.. O zaman belki hep bir tazelenme umudu var, diğer türlü, yani "başka"larına karışıp, başkalarıyla birlikte o rutinin makarasına takılırken pek de birey olunamıyor.. Bu birey olma sorumluluğu bile erteleniyor, lapadan farkı kalmıyor..

Bunları neden mi diyorum..
Sıkıntılı bir dönemden geçiyorum ve hiçkimseden de yardım talep etmiyorum. Hiçkimseyi, hiçkimsenin o "bireysel" öngörülerini duymak istemiyorum.. Suya ben girdim, ben ıslandım, kurumak içinse sadece güneşe ihtiyacım var.
Orada kalırsan güneş, elimde mala ve birkaç kilo balçıkla geliyorum.

Hiç yorum yok: