Salı, Ağustos 19, 2008

Lili..

Lili, sen zırhlı yüreksin hani, Mayakovski'cede.. Bizim gibilerin hâlâ yaşayabileceği bir yer var, biliyorsun. Üstelik saçların boyasızken, makyajsızken gün, o gondolun en tepeye çıktığı ân, sen de biliyorsun ki hâlen sarhoş olunabilecek dolmuş durakları var.. Aynalarına bakarak, ilaveten küfrederek duvarlarına kanserojen salaş barların; biliyorsun bir yerinde muz kabuğu var ruhumuzun.. Tahtaboşlara paratoner ekiyor gözlerimizdeki yıldırım.. Sevmiyorum.
Lili, İrdeleme anlaşmazlığımızın nedenini ve bunu tabiatımızın bir parçası olarak düşün.. Çünkü derinlere tüpsüz dalıyoruz, çünkü birbirimizin bağcıklarını ayaklarımıza bağlıyoruz pürtelaş, sıralarımızın altından; birbirimizi sıralarımızdan itiyoruz biz, kopya vermiyoruz hem, parfümler dans etmiyor bak sonra.. o vakit bir mermer rendeleniyor biçimsizliğimizde, porselen tuzluklar kırılıyor, dikiş yerlerimizden ayrılıyoruz.. Övünmüyorum.

Lili.. 'Atma vücudunun kabuklarını yere'.. Gülmüyorum.

Lili, bak ben sana ci-ci diyorum hem, buna en çok Mayakovski kızıyor. Yani, bilmiyorum. Hep senin enstrümanların çalsın..

Hiç yorum yok: