Salı, Ağustos 26, 2008

Bekleme Yapmayalım..

Film biter ve mısırlar avuçta patlar. Anlaşılır ki jenerik müziğini beklemek istemektedir iki taraftan biri, diğeriyse hızlı adımlarla salonu terk edip, en kısa sürede sigara yakmak.. Herkesin, her şeyden beklentileri farklı. Benimkiler de.

Beklemek.. Hiçkimsenin sana, bana, ona bir şey verme zorunluluğu yok. Önce bir saat gibi kuruyorsun kendini, sonra da boşa çıkınca o umutlar, hislenmeler, "belki"ler, diğerine kızıyorsun. Bekleme. Tünelin sonunda tren filan yok, bildiğin atmosfer, bildiğin netlik. Oksijeni önemse, okültü değil. Arada sırada küfret, hatıraların dökülmez. Git ve yarım ekmek tavuk döner ye, doğal ol, imiğin çürümez. Kendinden nefret ettirme durduk yere; git.
Alıcılarınla oyna ve sanal dünyandan çık artık. Internetten bahsetmiyorum: Şu agnostik, şu kötümser, şu gaydırıguppak yaralarından bahsediyorum. Halbuki dizini bir sehpaya çarpmayalı aylar olmuş. Yara bandını en son ne zaman kullandığın hakkında da bir fikrin yok. Biraz daha görünende, göründüğü gibi olanda kal. Böylesi daha iyi olacak. Poe musun sen, ne bu dekadanlık? Perec misin, aileni küçük yaşta mı yitirdin? Sen, aynalara bakmaktan korkan sözde özne, fason acılarınla son derece komik ve acınası olduğunun ne zaman farkında olacaksın? En çok intihar edene altın madalya vermiyorlar, gözyaşların da kimsenin umrunda değil. İnan.

Geriliyorum.

Çok fazla insan var. Çok fazla insan gerilmeme sebep oluyor. Çok şahane hayatlarına karabiber ekiyorlar; ortada üzüntü yaratacak hiçbir durum yokken, kör-sağır-dilsiz-ahzar-çolak-otistik-savant-topal gibi davranıyorlar. Ne antik acılarınız varmış be! Ne şahane ömrünüz, ne şahane sinsilikleriniz.. Bıkmadılar mesela şundan: "Hayatım ellerimden kaydı gitti". Nereye gitti hayat? Bu kadar basit mi? Otur müzik dinle, git camide kuşlara yem at. Tıkıldığın kafese ziyaretçi bekler gibi yapma. Küçültme kendini bu kadar. Biliyorum, içlisin. Sen de istiyorsun ki süpersonik apselerin olsun. Dişetlerin kanasın. Her sabah hiç sektirmeden kus. Her gece yatarken nedensiz eklem ağrıları çek. Memnun değilsin bu sıradanlıktan. Bu yorucu bile değil çünkü. Çünkü bunda "diğer"lerinin ilgisini çekecek bir öğe yok: Hooop, hemmencecik kendine bir aforizma yaratıyorsun. Döşeniyorsun o kolpa membranın içine, Woolf oluyorsun, Cezmi Ersöz kesiliyorsun. Eminönü'nde balık tutanlar hüzünlendiriyor seni. Balıklara acıyorsun. Denizin mavisinin birazını çalıyor senin gözünde çünkü o olta. Hiç tanımadığın
Kurt Cobain pek değerli. Jimi Hendrix'e de yazık oldu aslında.. hem bi' de şey vardı, heh, şu Mavi Saçlı Kız, adı neydi: Burçak.
Ona çok üzülüyorsun.

Kısa ama vurucu şiirler ilgi alanına giriyor. Babandan duymadığın cümleler kuran her kadın Tezer Özlü; annenin yapamadığı yemeği yediğin her yer yaşanası. O kadar çok acı çekiyorsun ki dış borç artıyor. Döviz rezervi azalıyor. Günler uzuyor. Duvarlar üzerine üzerine geliyor. Günlüğündeki sepya sayfalara kan yağıyor, ismi şiirsel bir kuş pisliği buluyorsun gittiğin barların tuvaletlerinde. Mola yerlerinde sana bırakılmış notlar var örneğin. Bileklerinde kesiklerle doğmuş olduğunu unuttuğum için bana kızıyorsun; bir yanağın öbüründen kısa.
Her filmde senin hayatının ne kadar boktan olduğunu anlatan replikler var.. 200 ytl'lik pantolonunun içinde huzursuz bacak sendromları ve dahası ve dahası..

Çoğunuzdan bıktım.

4 yorum:

soida dedi ki...

sabah sabah gerildim.

Wereyda dedi ki...

hadi ben neyse de, sen neden gerildin ki?

soida dedi ki...

burada böyle yazılar görmek istemiyorum, )
şimdi anladın mı tavşan?

Wereyda dedi ki...

Genel bir geriliş bu, böyle bakıp bakıp geriliyorum bazen. Bir başka Fırat ne diyor: "Kendimi Durduracak Değilim". Hani şu Budacı :)