Pazar, Haziran 01, 2008

Mevsimsel Düşlem Oyalamaları..


Bilmem, hiç de fikrim yok; misketin ve polenin, kramponlarımızın ve kavak ağaçlarından yapılma kale direklerimizin neresinde kaldığını anımsayamıyorum. Büyüyor muyuz, ölüyor muyuz?

Burnumun kılcallarına nüfuz edince o sokak kokusu, zeytinyağlı pilakiye francala bandırmayı öğrendiğim yaşa denk gelir bu da zaten, kartopuna taş koyan çocuk nasıl olursunuz derslerine geç girmeyi de öğrendim; erken çıkmayı da.

Tebessümlere saklamadım blöflerimi. Batak oynanan masalarda kakao içen adam, yancı şimdi tost söyler endişesiyle cillop gibi elini bozuyordu. Bey altı oynamak nedir, bilenler bilmeyenlere anlatsın.

Pek global, acaip elit, paçalarından kültür sızan konuşmalarımıza boğma rakı ısmarladığımız, sonsözlerini okuduğumuz kitaplar hakkında atıp tuttuğumuz, janti taklalarımızla benliğimizin kofti kırsalına fa minör bir 'naaaaaaaaaah!' çektiğimiz planete koştuk el ele. Mutluyduk; değildik diyen bizden değildir.

Neredeyiz?
El-cevab: Birdenbire boşalan yolların ortasındayız.

Ben dudaklarımda kornetto izi kalan günleri özledim. Ben dut ağacına asıldığım, tişörtümün önünü katlayıp onun içine kara incir koyduğum günleri özledim. Hâki kiremit kokan sıcak yaz günlerini.. Ben sanırım bir miktar özledim yahu.

Ayracımı unuttum: Gittin.
Defterimi kaybettim: Su, ıslandı.
Saçlarımı unuttum; kestirmeyi amerikan..

Küresel ısındım. Kuru temizlendim.
Rövaşatalarım plâselerime karıştı, o kafçilik, bahçesinde kuyu oynadığımız inşaat alanı..

Hamdı-m! Pişti-m! Yandı-m! Kül Oldu-m!

3 yorum:

Adsız dedi ki...

aslında benim de fikrim yok, oyunda üstlendiğim role alışmamdır aynaya baktığımda verdiğim insana tepkisizlik. Kötümserliği, elde var olan sessizliğe kambur etmeyi başarmış güruhtur belki, kocaman görüntülerini “büyümek” denilen kavram içinde analiz etmeyi başaranlar. Lakin dedim ya, benim de fikrim yok. olanlarımın ayrıntısına indiğimde gördüğüm tablonun tamamında karşıma çıkan, “mona lisa ağlaması”...

fakat; bazen güneş’e bakmaya çalışıyorum, gözlerimin dayanaksızlığına müsamaha gösterebildiğim son raddeye kadar. Ve her zaman yer mübadelesi yapan benim gözlerim oluyor, güneş tüm azametiyle yerinde dururken.. ancak, işte o anda sadece ikimizin anlayacağı türden bi şeyler fısıldıyor bana ve: “değiştin” diyor, “geçti zaman, önceden daha çok dayanabilirdin bana...”

işte o güneş’in selamı var sana: blöflerini tebessümlerde saklamamalısın diyordu, dünyanın ahvalini seyretmeye başlamazdan az önce...

Wereyda dedi ki...

Just a perfect day.. Herkese blöfsüz tebessümler :)

sade vatandaş dedi ki...

bu tarz nüdist yaklaşımlarla daha nereye kadar sayın firad..