Pazartesi, Mart 31, 2008

The Smiths ya da 'Weren Nayaksın' ?

Please Please Please Let Me Get What I Want: (Deftones coverının da şahane olduğunu söylüyorlar bu parçanın.) İsmi uzun, kendisi kısa, etkisi yine uzun bir eser-i şahane işte.. Böyle tam ağlayacakmışsınız gibi bir parça. Tam hıçkıracakmışsınız gibi. Yüzlerce kez aynı ân'a, o ânın yoruculuğuna, güzelliğine, ölümcüllüğüne dönmek gibi. İyi bir adam olmak istiyorum. İyi bir adam olup bu ülkeyi terk etmek.. Ellerini ver, çık dışarı ve rüzgârı başlat. Gökyüzü öksürsün. Aşık olalım. Tanrı biliyor ki bu ilk kez olacak.. Hadi.

There Is A Light That Never Goes Out: (The Divine Comedy yorumu, en güzeli olsa da.. sen yine de..)
Mark Renton'a selam ver, o seni seviyor. Sokak çocuklarına arada sigara uzat, arabanın arka koltuğundan yukarı, bakir yıldızlara bak. Bunları yap. Direksiyonda ben varım, ayağım debriyajda, gidiyoruz bak. İşte, tren göründü. Tünelin hemen sonunda. Yaşamın hemen kıyısında. Mark Renton'a selam ver. Böğür.

Never Had No One Ever: 20 yıl, 7 ay, 27 gün kaldı. O gece baloya davet edilmemiştim. Salt Yalnızdım. Sonra kırık şarap şişelerinden cam parçacıkları düştü. Sonra birbiri ardına trenlergemilergemilertrenler. Alfabemi sende unuttum.

I Don't Owe You Anything: Çünkü cesaretin yok. Çünkü hala kemikleşemedin, öyle kıkırdak, öyle köpekbalığı, öyle primitif kaldın. Çünkü hala saçların ne zaman güzel bilmiyorsun. Çünkü hala duygusuzsun. Çünkü beni hayalkırıklığına bile uğratamadın. Çünkü sen de normalsin. Çünkü sen de aynı.. neyse. Hiçbir şeyi hak etmiyorsun.

Last Night I Dreamt That Somebody Loved Me: Meğer düş'müş. Novalis demişti ya, "Düşünde düş görmeye başladığında uyanma vakti gelmiştir" diye, öyleymiş. Sokulmaların bile bencilceymiş. Sen, kendi kendisinin elması, kendi kendisinin Adem'i Havva'sı olmaya alışıkmışsın. Umut yokmuş, hasar tespit çalışmalarına başlanmamalıymış: Yanlış alarmmış.

Okumadan bildiğim ucuz bir hikayeymişsin meğer..

I Won't Share You: Aptal gibi hırs yapmışım. Seni çok sevdiğimi sanıyormuşum, Mart'mış, abartmışım. Kasetlerin makaralarına çatal sokup geri sarıyordum o sıra. Melankoli, dindi. Kabulüm; hayat hep gelmeye ve gitmeye meyilli. Kabulüm; sessizlikten seslenilemiyormuş seslere. Kabulüm; Bay Boş kameralara oynuyormuş.
Sen de bil.

The Boy With The Thorn In His Eyes: Tim Burton deyişiyle: "The Boy With Nails In His Eyes". Benim deyişimle: Gözlerin iki el ateş eder gibi bakıyor.

Heaven Knows I'm Miserable Now: Bu kadar kızma bana. Sorumsuzluğuma, kendimi bilmezliğime, çabuk güvenip çabuk savrulmama, bana. Gülümsemeyeceğim. En güzel ânlarımı kendime saklayacağım. Baskı yok, öğretilmiş saygı yok. Beni siklemeyenlerin beni sikertmesi artık ihtimaller dahilinde değil. Ruh hastası bir okapiyim. Gölgemdeyken bile bulamazsın.

1 yorum:

sade vatandaş dedi ki...

last night I dreamt that somebody loved me.
bunu tartışamazsın..