Salı, Şubat 26, 2008

Bere.. Gözlük.. Bira..


".. sanki Tanrı'ya inanıyormuşum gibi içimden konuşuyorum"
Tristan Hawkins, Pepper


Rol gereği yanılgıları. Çocuğun bir sabah uyandığında aynada ergenliğiyle karşılaşması.. Sabah, hayatın ölüme doğru uzadığını görmesi. Bir sabah, o sabahın olamaması. Görmediğim çiçeklerin isimlerini yazmam.. Görmediğim hayatları düşünmem.. Tasarrufsuzluğum.. Sorumlulukların sorumsuzlaştırdığı sorgularda solgunluğum.. Ölüyorum be.

Manalandırdıklarımın nankörlüğüyle yüzleşerek hem de.. Katmer katmer, yaprak yaprak, göze göze.. Mesela kimsenin bana inanmaması şu futbol konusunda.. Platinli sol kolumdaki aldırmaz 39 dikiş. Dershanelerin sınavlarına gitmelerimizi özlemem.. ve sanırım yine "hisli" adam oluşum.. Sigur Ros dinleyebilmek, nefes alabilmek filan var yine de.. Hâlâ nefes alabiliyor olmak.. Muğla'nın uzak olması var esktradan.. Dilencilerle halen alay etmem.. Hiç bağlantısız sözcüklerin bir cümlede yakalayacağı toplam anlamı beklemek.. Bir gün, muhakkak yazdıklarımın birilerine ulaşacağı realitesi.. "Bakırköy" dendiğinde aklıma sadece tren istasyonunun ve durakların ve sinyalizasyon ışıklarının gelmesi.."Bebek"in, dondurma; "Sarıyer"in, mangal; yaşananların yalan olduğu çağrışımları.. Rol gereği melankolimiz. Anbean yozlaşmamız. İçimizin kurtlanması. Güllerin bitlenmesi. Mezarlıklardaki veremli baykuşlara olan hassasiyetim.. Onarılması güç gecelerin aksayan sabahları getirmesi.. Kristin Asbjornsen'in çok güzel bir sese sahip olması.. Anne tarafıma olan kızgınlığım, küskünlüğüm.. Durup durup içerlemelerim. Nüfus kağıdımda doğduğumun yazması.. Amcam ve halamdan bahsederken kullandığım iyelik eklerinin hiçbir boka yaramıyor oluşu sonra.. En gerekli zamanlarda paramın bitmesi.. Bir ilişkiyi bile idame ettirememem.. Ötesizliğimin tanımsız kolpalığı. Muğla'dan aldığım yeşil kaplı Edip Cansever kitabına olan sevgim. Aklıma geldiğinde içimin ferahlaması. Salı günü sendromum. Uykusuzluk sendromum. Yaşama sendromum.

Rol gereği sataşmaları.. Emprovize utançlar, emprovize inançlar.. Kutsal kitapların çok az kitapçıda bulunması.. ("Best-seller" olamayışları tabii ki de.) Boğaziçi Köprüsü'nün FSM Köprüsü'nden daha ılımlı bir görüntüsü olduğunu düşünmem ama bunu dillendirmeyişim.. Sonra birer ikişer kaybetmem arkadaşlarımı.. Beşer'in şaşması. Vestiyerden kalbimi ödünç almam.. Ve savaşları ve ekonomiyi ve makroekonomik parametreleri ve tanrı'yı çok az düşünüyor oluşum..Yine de sizi sevmem. "Siz"i tanımadığım için duyduğum saygı. Dişfırçamın beni korkutması.. Ah babaannemin iyice yaşlanması lan! Gerizekâlıları gerizekâlı görmem.. İlkokul karnemdeki "5"ler.. Davranış notlarımdaki 2 adet "iyi".. Sonra annemin bunlara üzülmesi.. "İyi" olan her şeyin birilerini üzüyor oluşu ya.. Bak yine hüzünlenmem.. Kavak'ı, nötr; incir'i, negatif; şeftali'yi, pozitif addetmem.. En çok böğürtlen seviyor oluşum.. Şöyle adam gibi bir batak masasına uzun süredir oturmamışlığımı anımsayıp Ayyuka dinlemem.. Albümlere bakma arzum. Kedilere bakma arzum. Uzaklara bakma arzum. Sahi.. Rol gereği bakışmalarımız o kızla.. Saç, göz ve ten rengi olmayan o ofset baskılı kızın bana gülümsemesi.. Gülüşünün şeytanuçurtmaları.. Bayır ve yokuşu, stabilize ve şoseye yeğlemem.. Evet biraz havai bir mizacımın olması.. Evet çabuk hiddetlenmem.. Gerilmeyi, fişteklenmeyi hobileştirmem.. Kin tutamamam.. Zaten hiçbirimizin kin tutamıyor oluşu.. Zaten hepimizin Can Yücel olması.. Kadınlarımızın Zübeyde Hanım'lığı.. Velhasıl her birimizin Türk Sineması'na duyarlığının olması ama vakit bulamaması.. Bilgisayar kasası taşıyanlara şaşırışım.. Reenkarnasyonun kozmik bir komedi, galaktik bir ironi olması.. Beslenme çantalarındaki kesif iklim. Beden eğitimi derslerinde bedenlerimizin hiç eğitilememiş olması.. Tüm orta yaşlı erkeklerin göbek kullanması.. Msn Messenger için harcanan dakikaların aslında bir insan ömrü etmesi ama ömrünün vefa etmemesi..

Charles Bukowski, Tom Waits ve Tanju Okan'ın yek vücut olduğuna inanmam.. Reenkarnasyonun mantıklı olabileceği fikri tam bu ânda.. Cümlelerde tebessümün tecessüm edememesi halbuse sonra.. Haziran'ın yaşanabilir tek ay olmasını da eklemem ve küfretmeniz. Yalıyarlar gibi yarıl yarıl yarılmamız. Ekim'de doğmuş olmam.. Annemin ansızın uyanması ve beni rüyasında kadın olarak gördüğünü söylemesi.. Ağlamaklı olması ve korkmam.. Noktalı virgüllediğim aşklar; talan. Hakikaten rol gereği rol yapmamız yahu! Gerçeğin her zaman daha mizahi olması. Hastalıklı hastalar. Ölümsüz ölüler. Bütün oksimoronlara tükürmek isteğim.. Tanrı'yı düzmek istemem ama çok fena tırsıyor olmam. Bunu yazarken bile tırsıyor olmam ve hemen kaçızlamam.. İki noktalı cümlelerin Ortaköy panoraması.. Avuç avuç kar yediğim kış gündüzleri. Karate salonlarındaki boğucu ayak kokusu.. Depozitosuz bira içemeyen adamların siyah palto giymeleri.. Genelevlerin loş karmen ışıltıları.. Söndürülemeyen yangınlar. Söndürülen sigaralar. Aynı atmosferde azot ile siyanür olamamak ulan be! "Taşak kaşıntısı sabırsızlığının verdiği kızgınlık"la her teklife "evet!" deyişim.. Islak ekmeklerden nefret etmem.. Islak kazaklardan nefret etmem.. Islak kek için adam öldürebilecek biri olmam.. Davet edilmediğim pilav günlerinin yapılmamış olması ihtimali ile avunuşum.. Hemzemin geçit hüznü. Çöp arabası şoförü yalnızlığı. Dedemden bana sadece kanser korkusunun kalması..

Rol gereği yaşantım.. Sizi katmadığım değerlerden vergi alınması.. Ve her gün yüzünüze gülüp arkanızdan kahkaha atan biri oluşum.. Bunun sizi önce mutlu etmesi.. Sonra pis pis şüphelenmeniz. Septikliğinizdeki karanfil ölüleri. Bar küllüğü renginde vedalarınız.. Nefti susuşlarınız.. Hâki kavgalarınız.. Hayatınız boyunca "1" için gerekli eşlenik'i bulamayacak olmanız.. Charles Baudelaire'in fena halde küçük İskender'e benzemesi.. Satürn'deki haleye olan zaafım. Gökten düşmemiş yağmur taneleriyle büyüyüp de, kışın yapraklarını dökmeyen ağaçların büyüyünce aşk olması.. Verniklenmiş kozalak kokusu. En çok sigara içerken bilardo oynamak isteyişim.. Magazin dergilerini tarih kitaplarından daha faydalı buluşum: Yalansızın güncelle güncellenme doğrusallığım.. Vakanüvisler için tarihten alacağım öç.

Bilmezsiniz ki zaman zaman gamzelerimin olması.. Nane likörünün bana anımsatamadıklarını düşünmem.. Factotum seyyahlığım. Beceriksiz aylaklığım.. Kaşkol takmanın hiçbir faydasını görmemiş olmam.. Yağmur mazgallarının şiirselliği.. Beyoğlu arasokaklarının eşsiz karaltısı.. Uzayan saçlarım. Kestiğim tırnaklarım.. Dövdüğüm melekler. Dövüştüğüm ağız armonikaları. "Potkal", "Hüsran" ve "Pembe" sözcüklerinin harbiden şirin olması.. Ansiklopedist bir temaşa ile temenna edişim.. Egomun legolaşması. Kalem ve kâğıdı biraraya getirişimde mütemadiyen benden bahsetmeleri.. Getto moru, pruvada içilen sigara grisi, kimsesizlik beyazı diye renklerimin olması.. Artık fena halde sıkılmanız benden.

Görüşebilmemiz için gittiğim yerden aramam.. (!) rol gereği.

6 yorum:

hayat.. dedi ki...

yorumsuz bırakılmaz olm bu yazı diye yazmaya başlarım bende..
madem çukurlaştın, aldın en samimi halden içeri! yollama lan "sılov adam" kırsam kafanı geçer mi? ne demiş zafer akkaş parmagımı kırsam neyse..
"bok yenesi ve yedirilesi durum" özetimdir özetine..

Wereyda dedi ki...

Gece yarısı içlenmeleri.. Hayatbaz..

dodothebird dedi ki...

velhasıl; wereyda efendini döktürmesi, okuyanı orgazma ko$ullayan bir ki$i olu$u, bünyemdeki kusursuz pavlov itliği, di$imin sızlaması ve di$çilerden fena halde korkmam.

bilmiyor olmam, öpmem, gitmem.

sade vatandaş dedi ki...

berenin yürürken ağaca takılması..
biranın şişede daha bi hoş durması, esasen muhabbet aracı olması..
ve fakat gözlük. 'sadece daha iyi görebilmek için'.

Adsız dedi ki...

Yazdıkların perdeye siniyor.

Maynard

lobelia dedi ki...

gelmekle görmenin arasındayım. ağzımda bir tanzanita mayhoşu. gözlerimde evhamlı bir hayran. hali hazırda bekliyorum. ya bere..kalem..gişe..