Çarşamba, Aralık 26, 2007

Bi Süre..

Ne kadar sürer bilmiyorum. Kafa kırışıklıklarımı düzleştirip dönene kadar;
mola dedim, bakalım.

Cumartesi, Aralık 22, 2007

Zaman..

Geçtiğini biliyoruz.. en azından onun geçtiğini, ilerlediğini, bir şeylere derman-deva olduğunu söylemiş olmak bile bizim için aktif meditasyonun basit bir formu haline geliyor. Eskiyen, yıpranan, kırılanlarla üzüyoruz biraz daha kendimizi ve sonra da "zamlanan ân"ın üzerine manâlar yüklemeye çalışıyoruz.. Elimizle kum tanelerini tutup ona karşı direnmeye çalışsak bile çaresiz olduğumuzun farkındayız ve bu da bizim 'biz' olmamız için bir neden.. Zamanın acımasızlığı, merhameti var mıdır .. suç(l)u olabilir mi?
Bilmiyorum.
Duran o mu, yoksa biz mi hareket etmeyi unuttuk.. Evrimimiz ters mi?
Dün bilmiyordum. Yarın hâlâ bilmiyor olacağım.

Cuma, Aralık 21, 2007

Göz Muayenesi..

Gözleri, büyük elaydı; kesilmiş bilek gibi bakıyordu. O gece sabaha kadar geçen gemileri saydık bir teras katında hiç konuşmadan. Bir ara ayaklandı; cam kenarına gidip sahile baktı uzun uzun. Bir deniz kabuğu olmak istedi sanki. Deniz kabuğu olup bir sesi saklamak. Bir sesi saklayıp sırra dönüşmek. Bir sırra dönüşüp unutulmak. Gerçek sayıyı bir ben biliyorum.

Çarşamba, Aralık 12, 2007

Eski Bir Dostun Ölümü..

 
Çok daha başka biriyle rastlaşmak istemekle uğrayacağı kayıp, onun gözlerini, büyük bir yaş farkının ayırdığı, ama sempatinin yeniden birleştirdiği insanlar arasında yaşanabilecek şeylere doğru belki de ilk kez açtırdı. Ölen insanın kendisiyle çoğu şeye, birini ilgilendiren en önemli şeylere pek değinemediği bir dostunu bırakıyordu geride. Ama onunla konuşmak, aynı yaşta başka biriyle yaşayamayacağınız tazelik ve barışla doluydu. Ancak bunun iki nedeni vardı. Birincisi, ikisinin de kuşaklar arasındaki uçurumdan öteye birbirlerini belli belirsiz doğrulayışlarında, kendi gibileri arasında olduğundan daha bir inanma özlemi ya da inandırma sevgisi vardı. Ama sonraları daha genç olanı, yaşlısı onu bırakıp gittiğinde, kendisi yaşlanıncaya kadar tamamen kaybolan şeyi buldu, ikili sohbeti, o her hesap ve her yüzeysel saygıdan uzak konuşmaları. Çünkü hiçbirinin ötekinden bir şey beklediği, kimsenin ötekisinin duygularını dürttüğü yoktu, işte o ender duygudan başka: İyiliğini katıksızca istemek.

Pazartesi, Aralık 10, 2007

5 İşaret..

Tak.. Tak.. Tak.. Fidel geri geldim.. Yine de aklına çocuklar koyuyorum Fidel. Eline geçiyor mu, zeplinlerle kediler yolluyorum sana her gün. Boncuklarımı, kutularımı, çantalarımı, kokularımı, çaylarımı ve her şeyimi alıyor musun? Seni seviyorum diyorum, boynunda böcekler oluyor mu?

Şarap Lekesi..

Yalnızlığıma damlayan şarap lekesi yetecek sana.

Deniz'den..

Hediye geldi.. Senem Diyici diye biri..

Çarşamba, Aralık 05, 2007

Kalbim Ters Bir Aleve Benzer..



Ve yüzleri solgundu
Ve durmuştu ağlamaları
Tertemiz taçyaprakları ile kar gibi
Ya da ellerin gibi öpücüklerimin üzerinde
Dökülüyordu sonbahar yaprakları

Bhagwan Shree Rajneesh..


Çocuğun ana rahmindeki duruşunun, tıpkı okyanusta su yüzeyinde durmaya benzemesi sana şaşırtıcı gelebilir. Ana rahmindeki suyun tuz oranıyla okyanus suyunun içinde bulunan tuz oranı eşittir.. Annenin bedenindeki etkiler çocuğa doğrudan ulaşmaz; anne ve rahminde büyümekte olan çocuk arasında doğrudan bir bağlantı yoktur. Burada su aracıdır; doğrudan bir ilişki olmadığı için anneden çocuğa ulaşan bu etkiler bunu su aracılığıyla gerçekleştirir. Daha sonra da bütün yaşamımız boyunca bedenimizdeki su denizdeki suyla tıpatıp benzer davranışlar sergiler.

Yazmak Bir Ayıklamadır..

 
Sekiz yaşımda, doğa bile iyi bir kitabın çıkmasına duygusuz kalmaz sanırdım: bir yazar bir kitabın sonuna SON sözcüğünü yazdığı zaman gökte bir yıldız ağar, derdim, içimden. Bugün yazarlığı başkalarından farksız bir sanat olarak görüyorum. Ama, önemli olan bu değil. Bütün insanların -bilerek bilmeyerek- istedikleri, çağlarının tanıkları, yaşantılarının tanıkları olmak, herkesin önünde kendi kendilerinin tanıkları olmak. Bir de şu var: duygular, davranışlar ikircikli, dumanlı; birtakım tepkiler, takıntılar, çatışmalar oluyor. İnsan trajiği yaşarken trajik olmuyor, hazzı yaşarken haz duymuyor. Yazarın yaptığı, trajiği de, hazzıda temizlemektir. Yazmak, bir ayıklama çabasıdır.

Sakızım Düştü..

Çok sonraları, dört yıl önce, yine böyle bi yaz, mühendisliği anlamsız bir şekilde, ortada hiçbir neden yokken bırakıp zağar gibi sokaklarda gezdiğim sıralarda aynı duyguyu hissettim.

Cumartesi, Aralık 01, 2007

Biliyorum..

Beklentiler.. karşılayamıyorum onları. Kendi beklentilerim var, karşılanamıyor.
Bağışla. Bağışladım. Ses'im soluğum yok. Gitti. Bitti.