Çarşamba, Ekim 31, 2007

Haavi..

Hayatım bazı insanları aşağılamak, basit görmek, küçümsemek ile geçti diyebilirim. Haavi çok özel bir insan ve eleştileri de aynı derecede mantıklı: bana kendimi Sylvia Plath'le (haşa!), Virginia Woolf'la (ne mümkün) kendimi eşleştirme hatasına düştüğümü ifade etmesi çok sevindirici.
Cezmi geldi kitap bitti. Doğru geldi eğri gitti. Fırat geldi Wereyda gitti. Gelmesin zaten, sönsün sigarası.

Salı, Ekim 30, 2007

Gülümse Hadi Gülüm^sen?

yahu nedir bu bizim her şeye üzülmemiz.. bizi delicesine seven bir hüzünle büyümüş olmamızın boku, püsurudur diye geçiştirmiyorum değil.
biz üzülürüz, içeriz, intihar ederiz, bileklerimizdeki kesikleri birbirimize gösterip "ben daha çok acı çektim, sus, konuşma" deriz, sinizmimiz boyumuzu aşar, içimize dolan havaya tanrı'nın osuruğu deriz. yaparız abi yani, olayımız bu. en çok alkol alanımız en coolumuz olur, en yüzeyselimiz en derin.. ne kendimizi kendimize açacak kadar cesaretimiz olur, ne de egomuzu törpüleyecek bir kaynak arayışımız. aslında şeklini aldığımız kabın bataklığa atıldığından bihaberiz, tüm yalnızlığımmız bundan.

bloguma baktım. sırf dert, keder, agresyon, obskürantizm, sıçtım sanat oldu tandansı; virginia woolf'un blogu gibi, sylvia plath'in güncesi gibi. olayın cılkı çıkmış hacım, samimiyetten uzaklaşmışım. daha bir inmek lazım, dedim, gene yanıldım. sanki yukardaymışım, yüceymişim, uluymuşum: komplimanlarım dizime çıktı şu yalan evrende monasınakoyayım, biraz gülmem ve sinirimi boşaltmam lazım dedim.

"cici ya, neden hep biz üzülüyoruz?"

bunu soran bunu da söyledi: "gülümsetecek bir şeyler.."

gül diye.

Pazar, Ekim 28, 2007

Dövdüğüm Meleklere..

-Apartman boşluğunda bulunsa ya cesedim, ölsem ya..-

Kola doldur, kahve iç. Yüzünü yıkadıktan sonra siyah noktaları gideren mavi bir solüsyonla üzerinden geç onun ve tertemiz olduğuna dair şüphen kalmasın. Aynaya bak, sana seni göstermeyen aynaya; kulak temizleme çubuğuyla hayali şekiller çiz sonra ona, onda fraktal bir hayat bul, onu sahiplen, sev onu. Orospu gökyüzüne bakarken sigaranın dumanını savurduğun boşlukla anlamlan, hey bana bak lan, sen olmadığın ânları düşünüyorsun şimdi değil mi; o ânların senden çaldıklarına bakıp içleniyor ve şiirlerle şarkılarla avutmaya çalışıyorsun kendini.. Anladığını sandıklarını unut, anladığını sandıklarının senin hapsettiği sandıktan çık ve bütün gücünle, tüm enerjinle, olanca sevincnle haykır: Affedin beni!, diye.

Hatalısın: Ruhuna döşenmiş mayınlara bastın!
Yaralısın: Her şiardan bir mana çaldın!

-Melekler öldürüldü biliyor musun.. peki meleklerden mi bahsetmek istiyorsun? Bir şarkın var mı mesela onlara?
- Evet.
Dişi mi erkek mi oldukları bilinemeyen, neye incindikleri neye kırıldıkları; niye kırıldıkları, nasıl göründükleri, ne yiyip ne içtikleri, aşık olup olmadıkları, aşık olunabilir olup olmadıkları tamamen hayal dünyasına bağımlı olarak değişen ve ilerleyen ve hastalıklı bir bağlanmayı, ardından da sütliman bir lerze içinde sabaha karşı yatağın kenarında uyanıldığında içe dolan sevgi molekülü bakışımsızlığında sonsuz güzellikleriyle ıtır ıtır gülümseyen billur bir mahzeni andıran gözlerinin katmerli boşluklarında gizli soylu glansları ile hayranlık uyandıran mitik kahramanlar olarak betimlediğim şeyler onlar benim... zor şeyler. Melekler, avuçlarından bir güvercin salarak kaçak yaşama yergisine katkıda bulunan müflis kişiliklerin ödünç yaşamlarından bistüri darbeleri ile alınmış kesitler olabilirler mi acaba? Melekler, gece üzerimize sinen battaniye sıcaklığında nefesleriyle ney üfleyen esmer düşler; kıymeti bilinmemiş bir elmasın çocukluğunda kömür olduğunun farkına varmasıyla yaşadığı hayal kırıklığını kendi kanatlarına gizlemiş öykümsü sevecenler olabilirler mi acaba? Melekler, dudaklarından kan damlayan hayatların profil verdiği bir fotoğrafta deklanşöre değen el; tanrı'nın üvey çocukları; gözlerinden güneş sıçrayan esrik sevgililerin bayat öpüşmelerindeki o ani korku; başlayan bir yıl için değil de biten bir yıl için kartpostal yollayan uzak bir arkadaş olabilirler mi acaba? Melekler, aşık olabilirler mi? Bir meleğe aşık olunabilir mi mavi mavi? Bir melek gaspedilebilir mi? Melekler, kaybolabilir mi? Melekler, şeytanın kız kardeşleri midirler? Melekler, öldürülmüş sevgiler midirler? Melekler, ihanet objesi, hasret motifi, billur aksan söylenmiş bir yaz türküsü... olabilirler mi acaba? Melekler, bizi severler mi doyasıya? Melekleri sevebilir miyiz? Bir meleğe aşık olmak için kaç şeytan öldürmek gerekir? Bir meleğin gözyaşları, balıkların susuştuğu akşamlar mıdır? Meleklerin saçları mıdır şu suda dağılan kırmızı duman; kargacık burgacık uyanmak değil mi şu melekrin düş yaşamı... Melekler, hayal olabilirler mi acaba? Ben bir meleğe aşık oldum. Sevdim onu. Çok. Seviyorum. Seveceğim. Meleklerle kafayı yedim. Meleklerle hıçkırdım. Meleklerle kırdım kıçı. Meleklerle hapsoldum saadetin dingin göğüskafesine. Kalbim dayanmakta geceleri parmaklıklarına. içimdeki şeyi bırakamıyorum. Ben bir meleğe aşık oldum. Sevdim onu. Çok. Seviyorum. Seveceğim. Meleklerle doğmuşum meğer. Melekler söylemişler bana ninni. Onlar bana süt vermiş. Kalbim oda servisinden muzdarip, dördünden de.. İçimde bir posta kutusu: içinde şikayet mektupları. Ben bir meleğe aşık oldum. Sevdim onu. çok. seviyorum. seveceğim. Meleklerle ölmüşüm ben zaten. tahta kuşlar uçuşmuş mezarımın üstünde. Melekler dua etmiş bana. kalbimde bir lir. çalmakta hala.
Ölsem ya..

Cumartesi, Ekim 27, 2007

Escape..


This escape can't keep going on
'Cause I can't take it no more
I'm not so strong

"Özür Dilerim!" İmza: Bir Peri.

“ sen bana küçük prens derdin ben sana benerci
sen bana mayakovski ben sana che
sen bana werther ben sana tom sawyer ”


Belki de büyük umutlar besledim, Estella'yı kovalayan Finn gibi. Bir fransız filmi başlardı ya tebessümünün berisinden, kırmızı rujlu kalbine prezervatifini takarken sen..


Bak, bir fransız filminin sonundaki Fin.. Sanki el ele ölmüşüz gibi.. Yersen..

 

“ yanılmışım, bu orman değilmiş benim kaybolduğum,
ben kendi werther'imi
bir başka koyda uyurken buldum ”

Perşembe, Ekim 25, 2007

Hated Because of Great Qualities..

Beni nefrete yakınsayan bir şey var bu parçada ve ben adını bulana kadar koşacağım gibi görünüyor o çayırlarda. Henüz toyum, bağışla;

anlayamıyorum,
anlatamıyorum da..

Never Bloom Again..

I know we'll grow, but we'll never bloom again..
I'm sure we'll grow, but we'll never bloom again..

Çarşamba, Ekim 24, 2007

Dönek..

..o kadar çok söz vermişim ki şimdi "dönüp" bakıyorum da hepsini orada burada şurada unutmuş ve içine etmişim. Sözlerimin çoğu kendime ait, kendime yönelik aslında ve bu yüzden de sanırım en fazla kendime ihanet ettim. Sözlüklerden ayrıldım, geri "dön"düm; sözlüklere ve özellikle Msn Messenger denen yere ve oradaki sanal açılımlara olan saplantım yüzünden sevgili Haavi beni önce uyardı, dinlemedim, sonra kızdı toparlayamadım, ve en sonunda "nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı Kötekli'dir" dedi ve bana dersimi verdi. Yine çok sevdiğim bazı insanlardan yeniden blog yazmam konusunda ısrarlar geldi, bel verdiler ve kendime değer vermem gerektiğini hatırlattılar, sağolsunlar hepsi kendi lisanlarınca ayarlarını sundular. Netekim tükürdüğümü yaladığım, Adnan Şenses'in müziğini bırakıp bırakıp geri dönmesine benzeyen, içimdeki heyecanı aktarabileceğim ve artık interaktif platformlardan, sözlüklerden, Msn Messenger pencerelerinden; şarkı alıp şarkı verme, karşıdakinin zamanını da değersizleştirme gibi bilumum Wereyda aktivitelerinden kopma zamanımın geldiğini bas bas bağıracağım şu an'a gelmiş bulundum. Muğla'da olduğum şu birkaç günlük süre içinde hayatımda o veda yazısında bahsettiğim radikal değişikliklerden olduğunu söyleyebilirim. Aklım başıma geldi, derim hem de hiç utanmadan. Velhasıl-ı kelâm, döndüm. Özlemişim burayı.
Reel çevrenize onların hakettiği ilgiyi göstermediğinizi farkettiğinizde kendinizi bir garip hissediyorsunuz. Ergen bunalımı değil, bir şeyleri apaçık görmek bu! Onlar sizin, sadece "siz" olmanızı bekliyorlar ve bunda da bir çıkarları yok! Vernacular parçalayıp ukalalaşmak istemiyorum artık. Olabildiğim kadar net olmak istiyorum ve bağırıyorum: Hepinizi çok özlemişim, çukurdaydım, el verdiniz.
Bir yaşamı kısacık bir ânda alınan tek bir kararla kökten değiştirmenin gülünçlüğünün farkındayım ve bu yüzden de her şeyi akışına, debisine bırakıp, bu sırada da kendim olup, "ü dönüşü" yapmadan ve belirlediğim hedeften de şaşmadan yürüyeceğim. Hayâl kurmayı bırakmak yok: Künyemde var o.
Muğla Üniversitesi'nin kötü bir okul olduğunu biliyorum. Belki buradan çıktığımda maksimum 800 ytl'lik bir maaşla sabah sekiz akşam sekiz yapacağım, ve belki de şu ândaki rahatlığımı mumla arayacağım ama en azından kötü de olsa bana bir gelecek fırsatı sunabilir olduğunu düşünüyorum. Deneyeceğim yani. Bunun için de öncelikle şu aralar pek aksattığım derslerime konsantre olmam gerek; "sınavları şat yapıp" İstanbul'a açık bir alınla gitmek yakın gelecekti ilk hedefim.
Sıkıldınız.. Birazcık da neşe..

Çok sevdiğim biri kötü günler geçirmekte, onu sevdiğimi bilsin istiyorum.
Denizçanı buldum şu kişisel gel-gitlerin olduğu günlerde: ona "hoşgeldin" demek istiyorum.
Bunun gibi daha bir sürü güzel güzel şey oldu, bilin istiyorum.. Ve son cümle: Hatalarım oluyor, her seferinde uyaramayacağınızın da farkındayım; daha az yapmaya çalışacağım, Fırat sözü.

"Aranıza kabul ederseniz, ben geldim de : )"