Cumartesi, Eylül 08, 2007

Tözgeçmiş..



Ve öyle bir yazı yazacağım ki kendisinden öncekileri ve sonradan gelecek olanları sonsuza dek anlamsız ve gereksiz kılacak. Hayalleşecek tüm göstergeler, muhtelif kaygılar silinecek.. Öyle bir yazı olacak ki, içinde ben hariç, her şey olacak.. Çünkü, ben hiç olmadım.

I.
A-şk: Anımsadığım, bir sonbahar.. Henüz ellerimde ilkokul fişleri var. Işık işsiz; ılık süt içmekle bir başkası meşgul. "Sayın M.M..." diye başlayan bir mektup tarafımdan yazılmış; anneannemlerin evinde annem tarafından ifşa edilip sikip atılmış. İlk utanma, yanaklardaki ilk kızarıklık. 2 kez kızamık olmuş biri, ilk kez aşık olunca nasıl oluyor acaba? Fazla organlarından sıyrılmak gibi, ölü derisinden kurtulmak gibi, yılsonu karnesini yırtmak gibi hisler mi duyumsuyor? Sobanın üzerine kestane konan yıllar o sıra..

- Ortaokul sıraları.. Dansa davet yılları.. S. Ş. gibi çarpmış o sıra. Bir çift gamzeli yanak için Ahmet Kaya dinlenen, bir çift karamela tebessüm için dayak yenilen zamanlar. Bir çift gözdür asla aklımdan çıkmaz, bir çift dudaktır öyle italik; birkaç parmaktır "Gece doğacak güneşe dokunmayı bekle!" gibi alaturka vecizeler sıralamış ardı sıra. El ele, oy ve kanaat birliğiyle ayrıyız. Henüz saçların sağa tarandığı, ayakkabıların ısrarla siyaha boyandığı, ayakların şambreli delik bir topun peşinden koşuşturduğu, Veliefendi Hipodromu ve at boku kokan yıllar. Sunay Akın, Van Gölü Canavarı, münazara, doğumgünü hediyesi Candan Erçetin kasedi ve Grup Yorum ..Bunlar hariç bir de üzüldüğümü anımsıyorum.

- Üniformalar ve kravatlar, insanları resmileştirmiyorsa adam değilim: Burnu büyüyor, götü kalkıyor öznelerin. Nesneler de şımarıyorlar; biri yüklem, diğeri tümleç olmak istiyor. Şah olmadan şahbaz olmak istiyorum tabii ki ben de bu arada, aşık oluyorum. Kalbim her zaman bir kiracı arıyor. Kalbim her zaman ıslak ellerini prize sokuyor. Kalbim susturucu takmayı, prezervatif kullanmayı öğrenemedi. Parmakizleri lisenin sepya sıralarına da bulaştı, yakalanıp en yakın cezaevine tıkıldı. Gözaltına alınmadı, sorgusu yapılmadı, kendisine sigara uzatılıp "Öt bakalım!" denmedi. Yargısız infaza kurban gitti. Yaslı gitti şen gelemedi. Uzun süre kendine gelemedi. S. P. Ö. ismini yazdı, üstünü karaladı. Unuttu düşleri ve renkleri ve gururunu. Sonra atlaslar boyu bir muska gibi taşıdı diriliş umudunu..

- Sanıyor ve kan'ıyorsun. Sonrası Kalır. Soyadını hiç öğrenmedim.

H-üzün: Beşik kertiğim benim. İleride boyumuzca çocuklarımız olacak. Akraba evliliği kapsamına gireceği için cezalandırılacağız ve giyotin kararı verecekler bizim için... Ettiğim ilk küfürden, ettiğim ilk yemine kadar hep yanımdaydı o. Sonsuza dek beraberiz anlaşılan o.
Bazı zamanlar somyanın altına uzanırdım ben kendime acı çektirmek için, o beni itekler ve kendisine biraz yer açar, yalnız bırakmazdı. Kırdığım ilk bira şişesinin içindeki çekirgeydi o, kırdığım ilk insanın gözlerindeki bulutlanma.. Bana gölgemden daha yakındı oldum olası; geceleri yastığıma birkaç damla gözyaşı olarak gelir, gündüzleri ayaklarımı geriye iten bir basınç kuvvetine kılığına girerdi. Bir ara ayrı eve çıkmak istedi. Azad ettim. Müsaade verdim. Şimdilerde özlemiş olacak ki pılısını pırtısını topladı bana taşındı; apartman sakinleri şikayetçi.

M-utluluk: Çocuklar şeker yemiyor artık Nâzım Amca.

N-efret: Sarıldım denize Can Baba.

Y-alnızlık: Kimsesizlik ile arasına turnusol kâğıdı koydum geçenlerde. Geçti yani; Muğla'daydım. Anladım ki telefonunuzun çalmaması değil yalnızlık; telefonunuzun olmaması. Terminallerde sigara paylaşacak insan eksikliği, molalarda bir başka uykusuz olmak.. Üşümek. Üşümek. Üşümek. Kasıkları daha da çekmek içeri. "Bir ovanın düz oluşu" gibi bir şey, bir ovaya tersten bakarken.

II.
Hüviyetimi yağmurda düşürdüm. Çalakalem kara çaldım bütün hava parçalarında, elbette Antarktika hariç. Gündüzle geceyi ben kardım küçük İskender'in abanoz kaşığıyla, ben elime alıp kesici aletler, karınca yuvalarını bozdum sıra sıra. Aklımın başımdan gittiği bir akşam vakti uzanıp mavi bir akıntıya doğru, yıldızlara aplik adını verdim. Bezik öğretmediler. Bilardoda yenemediler. "Naber lan?" demediler. Sığ, depresif, gergin, küçük ve olivır oldum. Kendimden kovdum kendimi. Guaj boya kutularına çizdiğim geometrik şekillerle konuştum zaman zaman. Misketlerime yarış atlarının isimlerini verdiğimde ne de iyiydim oysa. İncir ağaçlarının altına işemek cesaretti ben iyiyken. (Retroymuş, vintageymiş, nostaljiymiş.. Eskiyip de kıymetlenmeyen tek şey insanken, hatıraları anmak ne kadar acı olabilir ki? Hem hatıraların hatıra olmaları için hatırlanmaları gerekmiyor mu zaten? "Yaa neydi, bak unuttum!"ları yazabilir misiniz ki güncelerinize; güncelleyebilir misiniz ki kahkahalarınızı, hıçkırıklarınızı, taşikardilerinizi, kalbinizin serçeleşmesini??) Abalon sahibi olanlar bilirler: denizden gelen hiçbir şey sevgili olamaz insana. Elbet döner, terk eder. İyilik bir pembe abalondu boynumda. Beraberinde baykuş sonatı.

III.
Edip Akbayram, Ahmet Kaya, Barış Manço, Cem Karaca, Zülfü Livaneli.. Beyoğlu'nda, Balıkpazarı'nda, Petek Turşucusunun önü.. Muğda turşu suyu içiyorum sağ elimde simit. Beyazıt'ta Ölürüm Türkiyem dinliyor faşistler ve Titanic henüz vizyonda. O akşam maçta tam 8 gol atıyorum.

IV.
Dış-bank, dışladı mı bizi anne?

V.
Bir hayata bir hayat yeter de dibinde bile kalır.

2 yorum:

Aylak Kedi dedi ki...

bişeyler söylemek, ya da yazmak istiyorum. istemek bu.

küçük olduğumu hissediyorum içimde böyle cümleler biriktiremeyecek kadar küçük, kopya da çekebilirim.

öyle anlamsız bir dizilişi varki aslında cümlelerinin hiçbir şey bu denli anlamlı olmayı başaramaz dedirtecek gibime geliyor. susuyorum. büyük laflar edecek kadar küçüğüm.

bana çocukluğumu hatırlatmıyor yazdıkların. demek ki senden de küçüğüm.

kıskandım bi de, ben de yazabilir miyim böyle, kendimi?

duaya gidelim o zaman.

Aylak Kedi dedi ki...

a, unutmuşum bi de, yalnızlık'ı çok sevdim, yalnızlık ne kadar sevilebilirse artık. :)